Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

SPİRİTUALİZM NE DEMEK? (SPİRİTUALİSME - RUHCULUK)

Dar manâda; ruh'un mâneviliğini, yani insanda, aslen organizmadan müstakil cevheri bir prensibin -her ne kadar faaliyeti organizmaya bağlı olabilirse de - mevcudiyetini kabul ve tasdik eden doktrin. Bu doktrin materyalizmin zıddıdır. Marksistlerin dilinde Spiritualizm, kasten ve yanlış olarak, her reel olanı zihne veya düşünceye irca eden idealizme özdeştir.
Geniş manâda; ruhun manevîliği teziyle bera­ber, Allah'ın varlığına iman ve manevî değerlerin yahut insanın aklî faaliyetinin hususî gayesini teşkil eden ahlâkî değerlerin varlığını kabul ve müdafaa eden doktrin.
Ayrıca V. Consin'in doktrinine ve 19. asır Fransız eklektisizmine de bu isim verilmiştir.
Felsefe tarihinde ilk ruhcu anlayış, Pitagor ve mektebinde görülmüştür. Ruhun varlığını, ebedîliği­ni ve başka bedenlere girmek üzere ölümden sonra devam ettiğini kabul etmiştir. Bu görüş, İyonya mektebine mensup fizikçilerin maddeci anlayışına bir aksülâmel olarak ortaya çıkmıştır.
Daha sonra Eflâtun ruhcu anlayışı felsefî olarak temellendirdi. O, ruhun maddeden tamamen ayrı bir cevher, «ten kafesinde mahpus can kuşu», aslı üstün âlemde olan müstakil varlık olarak ka­bul eder. Aristo'da ruh fikri olmakla birlikte o, ferdî ruhun ölümsüzlüğünü kabul etmez. Yeni Eflâtunculuğun kurucusu Plontin de ruhcudur. Yalnız Eflâtun ve Aristo'da üst âlemle müşahede âlemi ayrı oldukları halde bunda birleşmiştir. Yeni Eflâtunculukda ruh ayrı olmakla beraber sırf zihinden ibaret de de­ğildir. Onun aslına dönmesi için gayreti lâzımdır. Bu da vecd ve cezbe gibi hissî ve zühd ve uzlet (yalnızlaşma - itikâf) gibi fiilî yaşayışla mümkündür. İşte mistisizmin felsefî kaynağı Plotin'in maddeyi inkâr eden bu görüşüdür. (Bk: Yeni Eflâtunculuk Mad.) Ruhun, Tanrı'nın kendisi olduğunu ileri süren Plotin'in ve Spinoza'nın tekâmülcü panteizmi, panteist bir spiritualizm'dir.
Descartes ruh - beden paralelliği içinde düalist ve sübjektif ruhculuğu, Leibniz, monadiardaki mü- şahedeci ve monist (objektif) ruhculuğu ileri sürdü­ler. Düalist (İkici) ruhculuk, manânın yanında mad­denin de gerçek olduğunu savunur. Âlemi görünen ve görünmeyen diye ayırır. Maddenin akıl ve ruh ol­madan belirsizlik, karmaşıklık olduğuna; ruhun ona suret vermesiyle varlık kazandığına, aydınlandığına, kurtulduğuna kanidir.
Romantik felsefenin temsilcileri olan Fichte, Schelling ve Hegel'in ruh anlayışı farklı görünüşler arz eder.
Bir de Maine de Braun ile onun psikolojik ça­lışmalarını bir ruh metafiziği haline getiren F. Ra- vaisson'un ileri sürdüğü «Mutlak Spiritualizm» var­dır. Ravaisson'a göre âlem bütün olarak ruhdan iba­rettir ki tabiat kanunları denilen tekrarlar, onun alış­kanlıklarıdır. Bu spiritualizm de Monist spiritualizm'e örnek teşkil eder. Bu filozof «Aristo Metafiziğini» de bu açıdan ele almış ve «Aristo Metafiziği Üzeri­ne Deneme» adlı iki ciltlik bir eser yazmıştır.
Emile Boutroux ise Ravaisson'un ruhcu anlayı­şını ilim kültürü ile zenginleştirdi ve matematik pren­siplerden ruhî realiteye kadar derece derece zaru­retin azaldığını ve imkânın, ihtimalin çoğaldığını ile­ri sürdü. Bunun sistemine de pozitivist spiritualizm adı verilmektedir.
19. asrın kesin ve küllî determinizmine ve ma­teryalizmine karşı endeterminist bir anlayışla yeni ve değişik bir ruhculuğu da asrımız başlarında or­taya atan, H. Bergson olmuştur. Bu filozof, şuuru bir hayaller şebekesi gibi gören psikoloji yerine, di­namik bir şuur görüşünü getirdi. Ona göre zekânın rolü çevresini kendi faydası için parçalara bölmek­tir. Zekâ, pragmatik bir kabiliyet olup, maddenin incelik vasıflarına uyarak ondan faydalanmasını bi­lir. Hayat gibi şuur da nitelik (Keyfiyet)ten ve değiş­meler içindeki oluştan ibarettir ve böylece o mad­denin tam zıddıdır. Zekânın maddeden faydalanma­sına, ruhu ve hayatı da madde gibi böierek, boza­rak açıklamağa çalışmasına dayanarak, Bergson, zekâ ile ruhu ve hayatı anlamanın imkânsızlığını ile­ri sürer. Bu sebeple ruhun keyfiyetci (nitelikci) sü­recinin sadece zihnin ince bir yetisi olan sezgi ile kavranabileceğini savunur.
Geştalt psikologları denen bir grup da, ruhu mozayik gibi parçaların yanyana gelmesi şeklinde anlayan eski çağrışımcı görüşe karşı kuvvetli ten­kitler yapmışlar ve ruhla bedeni bir bütün'ün iki manzarası gibi görmek gerektiğini ileri sürmüşler­dir.
Spiritüalizmin çeşitleri ne olursa olsun; mad­deden müstakil bir ruhun varlığı, ruhî hayatın mev- cud oluşu hesaba katılmadan maddeyi, hayatı ve bizzat ruhu izah imkânsızlaşır; bütün maddeci ve fenomenci izah tarzları yetersiz kalır. Zira maddeci anlayışla psikolojik şuur, bize sebep olarak Ben'i şahsiyeti ilham eden hür ve iradî gayret, Ben'in bir­liği ve reel devamlılığı, ahlâkî şuurun varlığı ve onun verileri, hiç birisi tatminkâr izahını bulamaz.
Ruh hürdür ve düşünme vasfına sahiptir. O, bu­nun için mes'uldür ve fanî değildir. İnsan onunla se­çer, o seçme gücüdür, aynı zamanda. Ruh hayatta esas rolü oynar. İnsanın hareket ve gayretinde fail sebeptir. O şuurdur; madde gibi, içgüdü gibi kör ve şuursuz değildir. Madde hayat için mevcud olmakla birlikte, hayatın kendisi değildir; hayat ise bizzat düşünce ve ruh için vardır. Bu sebeple Yaratıcının ve hür bir ruhun varlığı kabul edilmedikçe hürriyet, hak, vazife, beşerî ve İlâhî şahsiyet dolayısiyle ah­lâk ve ahlâkî fiiller tatminkâr izahını bulamaz. Bu­nu da tek başına ne panteizm ne de idealizm (Fark­ları için bk: Mezkûr kitabımızın s. 127 not) yapabi­lir; bunu ancak mu'tedil bir spiritualizm başarabilir.
Bizim düşünce hayatımız, ruhcu bir karakter taşımakla birlikte şuurlu olarak felsefî ve İlmî esas­lara dayanarak Spiritüalizmi esas savunanlar, Fili­beli Ahmed Hilmi ve İsmail Fennî merhumlardır.
Bunlardan başka, H. Z. Ülken'i, M. Şekip Tunç'u, N. Topçu'yu, N. Fazıl'ı, M. Akif'i, S. Karakoç'u say­mak mümkündür. N. Fazıl'a göre ruhculuk «Allah'- dan gelen, Allah'a giden ve arada yeni insan ve ce­miyeti bütün mukaddesleriyle ihtiva eden» anlayış­tır.
Kaynak: Süleyman Hayri BOLAY, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, Ötüken yayınları, İstanbul, 1979

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.