Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

CÂLÎNÛS KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

(ö. 200 [?]) İslâm tıbbini etkileyen ünlü Grek tabip ve filozofu.
Asıl adı Galenos olup bu isim İslâmî literatürde Câlînüs şeklinde şöhret bul­muştur. İbn Ebû Usaybia Câlînüs kelime­sinin "sakin, doğru yolu gösteren" veya "faziletli'' anlamlarına geldiğini belirtir (cUyûnul-enba , s. 129). Çağdaş Batı dil­lerinde Câlînüs adı Galen veya Galien şe­killerinde yazılmaktadır.
Doğum tarihi konusunda modern araş­tırmacılar gibi müslüman müellifler de farklı tesbitlerde bulunmuşlardır. Bu so­nuncular içinde doğruya en yakın olanı İbn Ebû Usaybia'nın tesbitidir. Bu mü­ellif Câlînûs'un doğumunun, Trayinus (Trajan) adlı Roma imparatorunun (98- 117) tahta geçişinin onuncu yılında ol­duğunu söyler. Buna göre Câlînüs milâ­dî 108 yılında doğmuş olmalıdır. Modern araştırmalara göre ise yaklaşık 130'da doğmuştur. Câlînûs'un doğum yeri Ba­tı Anadolu'daki Pergamon'dur (bugünkü Bergama). İbn Ebû Usaybia'nın Câlînûs'un kendi eseri olan Fî Merâtibi kırâJati kü- tübih'ten (Sezgin, III, 79) aktardığına gö­re bir mimar olan babası kendisine on beş yaşına kadar aritmetik ve geometri öğretmiş, ardından onu mantık, sonra da tıp tahsiline yöneltmiştir.
Câlînüs Bergama, Smyrna (İzmir), Co- rinthos ve İskenderiye'de tıp öğrenimi yaptı. Daha sonra Roma'ya giderek Vali Boethius'un himayesinde anatomi çalış­malarında bulundu, ayrıca çoğu Aristo­cu filozoflardan oluşan felsefecilerle te­masları oldu. Roma'dan Bergama'ya dön­dü. Kısa süre sonra, İbn Ebû Usaybia'nın Antonius lakabıyla andığı Marcus Aure- lius tarafından Adriya denizinin üst ke­simindeki Aquilâe (Ar. Akulyâ) şehrine ça­ğırıldı ; oradan Roma'ya getirildi ve kra­lın küçük oğlu Commodus'ün özel heki­mi olarak görevlendirildi. Antonius'un bu sırada çıktığı Cermen seferlerinin plan­lanandan uzun sürmesi Câlînûs'a İlmî faaliyet için gerekli boş zamanı sağla­mış, tıp ve felsefe konularında dersler verip çok sayıda eser yazmış, fakat 191 yılında çıkan bir yangında kaleme aldığı birçok kitap yanmıştır. Câlînüs Fî Nefyi'l- ğam adlı eserinde söz konusu Roma yan­gınında Aristo ve Anaxagoras gibi ünlü filozoflara ait müellif hattı yazmaların da yok olduğunu kaydetmektedir (İbn Ebû Usaybia, s. 126).
Câlînûs'un bundan sonraki hayatı hak­kında fazla bilgi yoktur. Ölüm yeri olarak Mısır'ın doğusundaki Ferma veya Sicilya gibi farklı bölgeler gösterilmiştir. Mo­dern araştırmalara göre ise Roma veya Bergama'da 200 yılı dolaylarında vefat ettiği sanılmaktadır (ER, V, 463).
Antikçağ tıbbında metot açısından ak­lî istidlâl yanlıları (ashâbü'l-kıyâs) ve de- ney-gözlem yanlıları (ashâbü't-tecribe) şek­linde iki farklı anlayış mevcuttur. Hipok- rat ile Câlînüs birinci anlayışın temsilci­leri olarak bilinmektedir. Kökleri Ascle- pios Mâbedi'ne kadar uzanan bu telak­kiye göre tıp bir Tanrı vergisidir ve bun­da ilhamın payı büyüktür. Dolayısıyla sa­
dece gözlem ve deneyle tıbbın künhüne ulaşmak mümkün değildir. Nitekim Câ- lînûs, Hipokratik tıp yemini üzerine yaz­dığı ve İslâm dünyasında "Fî Tefsîri Kitâ- bi'l-Eymân li-İbukrât" (Sezgin, III, 123) adıyla bilinen yorumunda açıkça tıbbın insanlığa Allah tarafından ilham edildi­ğini, bu sebeple aynı İlâhî kaynağa bağlı olan felsefe ile eşit değerde olduğunu söylemektedir. İkinci anlayış mensupla­rı ise tıbbın gelişip ilerlemesi için ampi­rizmin vazgeçilmez bir şart olduğunu savunmuş ve bu fikir tıp tarihinde hayli etkili olmuştur. Onun tanınmış takipçi­lerinden İskenderiyeli Yahyâ en-Nahyî, daha önce tıp sahasına sofistler hâkim­ken Câlînûs'un onların aksine bir gele­nek olan Hipokrat tıbbim ihya ettiğini yazmaktadır (İbn Ebû Usaybia, s. 109).
Câlînüs, Hipokratik tıp ilmi ve ahlâkı­na sıkı sıkıya bağlı olmakla birlikte tec­rübenin önemini inkâr etmemiş, bizzat Hipokrat ve takipçilerinin tecrübî meto­da yoğun şekilde başvurduklarını ifade ederek Hipokrat tıbbına dair gelenekleş­miş yorumu aşmaya çalışmıştır. Câlînûs'a göre tıp sürekli gözlem ve tecrübeyle geliştirilip temellendirilen bir teoridir; tıp hakkındaki bilgilerimiz yalnızca ge­leneksel teoriden istidlalle doğmaz; ye­ni tecrübeler yeni bilgilerin de kaynağı­dır. Tıp ilmi tecrübesiz ilerleyemez (Ro- senthal, s. 189-191). Nitekim müslüman- lar da Câlînûs'un Hipokrat tıbbim yeni yorumlarla zenginleştirmekle kalmayıp tamamen kendine has tecrübî ve klinik gözleme dayalı birikimler oluşturduğu­nun farkındaydılar. Meselâ onun Fî Tak- dimeti'l-maarife (Sezgin, III, 114, 123), Fî Sınâ^ati't-tıb (a.g.e., III, 80-81) ve Fî Mihneti't-tabîbi'l-fâzıl (a.g.eIII, 125) adlı eserlerinde yer alan farmakolojik buluşlarını, orijinal tedavi şekillerini ve anatomi uygulamalarını biliyorlardı. Ana­tomi incelemelerinin sonuçları XVI-XVII. yüzyılların anatomi bilginleri için bile başvuru kaynağı olabilmiştir. Fizyoloji alanındaki en önemli buluşu, İskenderi­ye tıp okulunun 400 yıldan beri kabul ettiğinin aksine, damarlarda hava değil kanın dolaştığını ortaya koyması ve kü­çük kan dolaşımını kısmen kavramış ol­masıdır.
Câlînûs'un ahlât-ı erbaaya dayalı hü- morolojisi oldukça erken dönemde ko­nuyla ilgili yeni teliflere zemin hazırla­mıştır. Meselâ Câbir b. Hayyân'ın risale­lerinde Câlînûs'un tıp teorisinin bir öze­ti yer almaktadır. Bu özette önce dört unsur, dört keyfiyet ve dört mevsim ara­sında irtibat kurulmakta, ardından ah- lât-ı erbaa yoğunluk, hareket ve renk özelliklerine göre bu şemaya dahil edil­mektedir. Yine Câbir b. Hayyân'ın risa­lelerinde, Câlînüs tıbbına uygun olarak, mizaçlar arasındaki fizyolojik dengenin mevcudiyeti sağlığın, bu dengenin bo­zulması ise hastalığın veya ölümün se­bebi sayılmaktadır (Muhtâru Resâ'ili Câ­bir b. Hayyân,s. 49-52). En eski İslâm tıp eserlerinden biri olan Firdevsü'l-hik- me'nin yazarı Ali b. Rabben et-Taberî, Câlînüs tıbbındaki bu mizaçlar teorisi­ni etraflıca aktarmıştır (Firdeusü'l-hik- me,s. 42-43). Câlînûs'un bütün hayatî fonksiyonları "pneuma" (ruh) kavramı­na bağlayan sistemini takip eden müs- lüman fizyologlar, maddeden ayrı bir cevher olarak nefs ile karıştırılmaması gereken ve kalbin kıvrımlarında latif bir cisim olarak tasavvur edilen "ruh" kav­ramını benimsemişlerdir (S. H. Nasr, s. 159-162).
Câlînüs, Eflâtun psikolojisindeki nef­sin şehvet, öfke ve akıl güçlerini de sı­rasıyla karaciğer, kalp ve beynin miza­cıyla özdeşleştirdiği, böylece organların mizaçlarındaki bozulmanın onlarla iliş­kili bulunan ruhun da ölümü olduğunu ileri sürdüğü Fî Erine kuva'n-nefs te- vâbicli-mizâci'l-beden adlı eserinde (s. 183-186) bedenî özelliklerin ahlâkla ilişkisi üzerinde de durarak eğitimin ka­rakter formasyonundaki rolünün sanıl­dığından daha az olduğunu ve yalnızca insandaki gizli özellik ve kabiliyetlerin açığa çıkmasına veya çıkmamasına yar­dım ettiğini savunur. İslâm dünyasında tanınan ve günümüze bir muhtasarıyla ulaşan Kitâbü'l-Ahlâk adlı eserinde de yine insanın mizacı ve tabii eğilimleriyle ahlâk (karakter) arasında ilişki kurmak­ta, tabiatı gereği eğitimi kabul etmeyen şehvet gücünü öfke gücünün de yardı­mıyla akıl tarafından bastırmanın müm­kün olduğunu belirtmektedir. Buna gö­re eğitimi kabul eden öfke gücü ve akıl­dır. Ancak Câlînüs şundan emindir: İn­san ruhunun hazlara yönelip elemlerden kaçınmasının, zararlıdan uzaklaşıp fay­dalıya yönelmesinin, kısaca psikolojik mo­tivasyonların aklî bir boyutu yoktur. Çün­kü henüz aklı gelişmemiş çocuklarda ve akıldan yoksun hayvanlarda da ahlâkî davranışlar gözlenmektedir. Böyle bir tabii ahlâk kavramıyla aklî faaliyeti bir­birinden ayırmak ve tabii eğilimleri ak­lın kontrolüne vermek gerekir. Esasen Câlînûs'un bütün meselesi huyların kay­nağının akıl olmadığını, insanları iyiliğe veya kötülüğe sevkeden motifin tabii ol­duğunu ortaya koymaktır. Huy o kadar tabiidir ki sonradan kazandığımız alış­kanlıklarımız bile ikinci tabiat olarak ad- landırılmalıdır (Câlînüs, [Muhtasar min] Kitâbi'l-Ahlâk,s. 25, 30, 42, 47).
Câlînüs İslâm dünyasında gerek tıp ge­rekse ahlâk teorileri bakımından hayli tesirli olmuştur. Ancak "İslâm dünyası­nın Câlînûs'u' lakabıyla tanınan (İbn Ebû Usaybia, s. 415) ve el-Hâvî adlı eserin­de onun kitaplarından çok faydalanan Ebû Bekir er-Râzfnin Kitâbü'ş-Şükûk 'alâ Câlînüs adlı bir eleştiri kaleme al­mış olması, onun İslâm dünyasında mut­lak bir otoriteye sahip olmadığının erken işaretlerinden biri sayılabilir. Bu eleştiri Câlînûs'un hem tıbbî hem de felsefî gö­rüşlerine yöneliktir. Klinik gözlemciliğiy­le tanınan Râzî, Rey ve Bağdat hastaha- nelerindeki bazı gözlemlerinin Câlînûs'un tıp külliyatına uymadığını belirtmekte­dir. Râzî kendi birikiminin Câlînûs'unkin- den fazla olduğunun kesin olarak far­kındadır. Ayrıca Râzî'ye göre Câlînüs te­orik hatalar da yapmıştır. Meselâ onun soğutucu veya hararet verici şeylerin, bunların tesiriyle soğutulmuş veya ısı­tılmış şeylerden daha soğuk veya sıcak olduğu şeklindeki formülü tıp bakımın­dan her zaman geçerli değildir. Zira tec­rübeler göstermiştir ki ılık bir meşru­bat, hastalık durumunda kendi harare­tinden daha fazla bir hararete yol aça­bilir. Râzîye göre ayrıca Câlînûs'un gör­me teorisi, onun matematik izahlara aşı­rı düşkünlüğü sebebiyle kusurludur. En önemlisi de Râzî'nin, Câlînûs'un insan nefsini cismanî addeden yaklaşımını red­detmesidir (DSB,VI, 325-326). Ancak Câ­lînûs'un tıptaki otoritesini muhafaza et­mek isteyen tıp çevreleri bu eleştiriye reddiyeler yazmışlardır. Bunların en ün­lüsü, Ali b. Rıdvân'ın Fî Halli Şükûki'r- Râzî calâ kiitübi Câlînüs adlı kitabıdır. Aynı başlığı taşıyan diğer iki reddiye ise İbn Sînâ'nm İbn Ebû Sâdık en-Nîsâbûrî adlı bir öğrencisiyle Ebü'I-Alâ b. Zühr Latin dünyasındaki Avenzoar) adlı Endü­lüslü bir hekime aittir (İbn Ebû Usaybia, s. 461, 519).
Kitâbü'ş-Şükûk, yahudi filozof Mûsâ b. Meymûn'a da Câlînûs'u eleştirme fik­rini ilham etmiştir. RâzFnin eserini gü­ya sırf felsefî açıdan yapılmış bir eleşti­ri şeklinde değerlendiren İbn Meymûn, kendi eserinin ondan farklı olarak aynı zamanda tıbbî amaç taşıdığını belirtir IMehdî Muhakkik, s. 14). İbn Meymûn Fu- şûlü Mûsâ fi't-tıb (Fuşûlü'l-Kurtubt) ad­lı eserinde Câlînûs'un kırktan fazla çe­lişkisini ortaya koyduğu iddiasındadır ve onu felsefî meselelerde bilgisizlikle it­ham etmektedir. Buna karşılık Câlînûs külliyatı konusunda İshak b. Ali er-Ru- hâvî gibi uzman hekimler yetişmiş, Râzî ve İbn Rüşd onun başlıca tıbbî eserleri­ne ihtisarlar yazmış, ünlü hekim-fılozof İbn Sînâ bile onun tıp teorisinden fay­dalandığını belirtmiştir ki bütün bunlar Câlînûs'un İslâm tıbbındaki önemini or­taya koymaktadır. Onun İslâm ahlâk il­minde karakter formasyonu konusun­daki tesirleri de ayrıca kayda değer ma­hiyettedir.
Eserleri. Câlînûs'a 400'den fazla eser nisbet edilmekteyse de bunların çoğu kayıptır. 140 civarında eseri tamamen veya kısmen Grekçe orijinalleriyle günü­müze ulaşmıştır. Tıbba dair on dokuz eserinin şüpheli, kırk beşinin nisbetinin ise uydurma olduğu kabul edilmektedir. Câlînûs'a ait eserlerin eksiksiz bir La­tince koleksiyonu C. G. Kühn tarafından Claudii Galeni Opera Omnia başlığıy­la yirmi cilt halinde neşredilmiştir (Lip- siae 1821-1833; 2. bs. Hildesheim 1964- 1965). Onun eserlerinden yapılmış ikti­baslardan oluşan bir İngilizce antoloji Arthur John Brock tarafından Greek Medicine adlı bir çalışma içinde (Lon- don 1929) yayımlanmıştır. Bazı eserleri de müstakil olarak İngilizce'ye tercüme edilerek neşredilmiştir. Tatmin edici bu­lunmamakla birlikte George Sarton'un Galen of Pergamon (Lawrence, Kansas Press 1954) adlı monografisi toplu bir değerlendirme bakımından kayda de­ğerdir. Ovvsei Temkin'in Galenism: Rise and Decline of a Medical Philosophy ılthaca, N. Y., 1973) adlı çalışması Câlî­nûs'un tıp tarihindeki etkilerini konu edinmiştir.
Câlînûs'un Grekçe orijinalleri kayıp olan bazı tıbbî ve felsefî eserleri Arap­ça ve Latince tercümeleriyle günümüze
ulaşmıştır. Huneyn b. İshak'ın, Halife Mü- tevekkil-Alellah'ın dostu ve kâtibi Ali b. Yahya el-Müneccim (ö. 275/888-89) için yazdığı Risâle fî zikri mâ türcime min kütübi Câlînûs bi-cilmihî ve ba czi mâ lem yütercem adlı zamanımıza ulaşmış bir eseri, Câlînûs'un Arapça'ya çevrilmiş olan kitaplarının listesini ihtiva eder. Hu­neyn b. İshak, Câlînûs'un tıp ve felsefe kitaplarını iki makale halinde tanıtan Pi- nax (Ar. Fîneks) adlı fihristin orijinalini görmüş, bunu hem Süryânîce'ye hem de Arapça'ya çevirmiş, fihristte zikredilme­yen eserleri de üçüncü bir liste halinde Pinax çevirisine ilâve etmiştir. Yine İbn İshak'ın flisöie'sinden anlaşıldığına gö­re bu ünlü mütercim, Benî Mûsâ ailesin­den Muhammed ve Ahmed 'in himaye­siyle, içlerinde İshak b. Huneyn, Hubeyş b. Haşan, İstefan b. Bâsil, îsâ b. Ali gibi isimlerin yer aldığı mütercim kadrosuy­la birlikte Câlînûs'un 129 eserini Süryâ- nîce nüshalardan Arapça'ya tercüme et­miştir (Huneyn b. İshak, Risâle, s. 149- 179). İbn İshak'ın bu risâlesi Max Me- yerhof un ayrıntılı bir incelemesine ko­nu olmuş (bk. bibi.), yazar onun verdiği listedeki 129 eseri Latince'deki adlarıy­la sıralamıştır. Câlînûs hakkında en ge­niş bilgiyi aktaran İbn Ebû Usaybia ise Huneyn'in adı geçen sahih ve şüpheli eserler bibliyografyasını aktarmakta ve daha sonra birçok şüpheli eserin adını da bu listeye ilâve etmektedir Cüyûnü'l- enbâ\ s. 149). Muhammed Zübeyr el- Bâbâ, Câlînûs'un eserlerini Hipokratik şerhler, anatomi ve embriyolojiye dair eserler, fizyolojiye dair eserler, teşhise dair eserler, tedavi şekillerine dair eser­ler, farmakolojik eserler, hıfzıssıhhaya dair eserler şeklinde tasnif eden bir liste vermektedir (bk. bibi.). Câlînûs'un özel­likle tıbbî eserlerine dair ayrıntılı bir bib­liyografya Fuat Sezgin'in kitabında mev­cuttur (GAS,111, 68-140). Aynı eser, İslâm dünyasında Cevâmi Cu'l-İskenderâniy- yîn adıyla anılan Câlînûs koleksiyonunu da tanıtmaktadır (III, 140-150).
Câlînûs'un Fi'l-Ahlâk, Fi'l-Âdât, Fî Enne'l-ahyâre mine'n-nâs kad yente- ficûne bi-aczâ'ihim, Fî Enne kuva'n- nefs tevabicli-mizâci'l-beden, Fî En- ne'l-muharrike'l-evvel lâ yeteharrek, Kitâbü Ârâ'i Bukrât ve Felâtûn gibi bazı başlıklarla anılan felsefî eserleri de İslâm dünyasında belirli bir ilgi ve tesi­re sahip olmuştur. Bunlardan bazıları muhtasar halde de olsa günümüze ulaş­mış ve neşredilmiştir (bk. bibi.).
BİBLİYOGRAFYA;
Câlînûs. [Muhtasar min] Kitâbi'l-Ahlâk (nşr P. Kraus, Mece'lletü Külliyyeti'l-âdâb, V/1, Ka­hire 1937 içinde), s. 25, 30, 42, 47; a.mlf., [Muh- taşaru Makâli Câlînûs] Fi'l-HascalS tacallu mi'l-^ulûm ue'ş-şınâ'ât (nşr. Â. Bedevi, D- râsât ve nuşûş fi'l-felsefe ve'l-culûm cinde'.
'Arab, Beyrut 1981 içinde), s. 187-189; a.mlf.. Fî Enne kuua'n-nefs teuâbi* li-mizâci'l-beden (nşr. A. Bedevî, a.e. içinde), s. 183-186; Câbir

  1. Hayyân, Muhtâru Resâ'ili Câbir b. Hayyâr. (nşr. P. Kraus), Kahire 1354, s. 49-52; Ali b. Rabben et-Taberî, Firdeusü'l-hikme (nşr. M Z. Sıddîqî), Berlin 1928, s. 42-43; Huneyn b. İshak, Rîsâle fî zikri mâ türcime min kütüb: Câlînûs bi-cilmihî ue ba'zi mâ lem yütercem (nşr. A. Bedevî, Dirâsât ve nuşûş fi'l-felsefe ve'l-culûm 'inde'1-'Arab içinde), s. 149-179 İshak b. Huneyn, Târlhül-etıbbâ' ve'l-felâsife (nşr. F. Seyyid), Beyrut "l 405/1985, s. 152, 156 İbn Cülcül, Tabakâtul-etıbbâ5ue'l-hûkemâ' (İshak b. Huneyn, Târîhu'l-etıbbâ' ve'l-felâsife içinde), s. 41-50; İbnü'n-Nedîm, el-Fihrist (Te- ceddüd), s. 347-350; İbnü'l-Kıftî, Ihbârü'l-'ule- mâ1, s. 86; İbn Ebû Usaybia, cClyûnü'l-enbâ' s. 12-13, 20, 30, 40, 106-107, 109-130, 149. 157, 295, 324-325, 342, 415, 461, 519, 532: Sezgin, GAS, III, 68-150; Richard VValzer, Greek into Arabic, Oxford 1962, s. 142-174; a.mlf.. "Diâlmüs", El2 (İng.), II, 402-403; F. Rosenthal. The Classical Heritage in İslam (trc. Emile - Jenny Marmorstein), London 1975, s. 187-192: Sarton, Introduction, I, 288-307; S. H. Nasr, İs­lâm ue İlim: İslâm Medeniyetinde Aklî İlimle­rin Tarihi ue Esasları (trc. İlhan Kutluer), İstan­bul 1989, s. 159-162; İlhan Kutluer, İslâm Fel­sefesi Tarihinde Ahlak İlminin Teşekkülü (dok­tora tezi, 1989), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, nr. 647, s. 40-42, 146-147, 163, 166, 171, 216. 276, 282-283; Max Meyerhof, "New Light on Hunain ibn Ishaq and his Period", ISIS, VIII (1926), s. 685-724; a.mlf. - Joseph Schacht "Maimonides Against Galen on Philosophy and Cosmogony", Mecelletü Külliyyeti'l-âdâb. V/l, Kahire 1937, s. 54-64; Mehdî Muhakkik. "Redd-i Mûsâ b. Meymûn Ber Câlînûs ve Difâc ez Mûsâ b. Imrân", Mecelle-i Dânişke- de-i Edebiyyât ucUlûm-i İnşânı, sy. 1, Tahran 1346 hş., s. 1-34; a.mlf., "Kitâb al-Şukûk calâ Jâlînûs (Le livre des doutes sur Galien) de Muhammad b. Zakariyyâ al-Râzî", Etudes Orientales, nr. 9/10, Cedex (Paris) 1990, s. 8 26; Muhammed Züheyr el-Bâbâ, "Câlînûs, ha- yâtühû, mü'ellefâtühû, mahtûtâtühü't-tıbbiy- yetü'l-'Arabiyye fi'l-Mektebeti'l- Vataniyye bi-Bârîs", MMMA (Küveyt), XXI/1 (1407/ 1987: s. 211-229; "Galen", EBr., IX, 1083-1084; a.e 119901, V, 82-83; Shlomo Pines, "Al-Râzi, Abü Bakr Muhammad ibn Zakariyyâ", DSB, VI. 323-326; "Galen", ER, V, 463-465.

İLHAN KUTLUER
KAYNAK: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI, 7. CİLT, İSTANBUL

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.