Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

CENAB ŞAHÂBEDDÎN KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

Şâir ve yazar. Servet-i Fünûn edebiyâtının önde gelen üç temsilcisinden biri. 1870'te Manastır'da doğdu. Babası Plevne'de şehit düşmüş bir binbaşıdır. İlk ve orta tahsillerinden sonra 1889 yılında Askerî Tıbbiyeyi bitirerek doktor çıktı. İhtisas için gönderildiği Pâris'te (1890-94) yılları arasında dört sene kalarak yurda döndü. Çeşitli yerlerde hekimlik yaptıktan sonra 1896 sıhhiye müfettişliği göreviyle Hicaz'a gitti. 1908'den sonra siyâsî hayâta girdi. 1914'te kendi arzûsuyla emekli olduktan sonra 1922'ye kadar Edebiyat Fakültesinde müderrislik yaptı. Bu arada "Millî mücâdele hareketine karşı çıkması" üzüntüyle karşılandı. Cumhuriyet devrindeki hayâtı edebî yazılar ve çalışmalarla geçti. 13 Şubat 1934'te beyin kanamasından ölerek Bakırköy Mezarlığına gömüldü.
Cenab Şahâbeddîn, başta şiir olmak üzere tenkit ve makâleler, vecizeler, biyoğrafya ile seyâhat ve tiyatro eserleri yazmıştır. Daha 14-15 yaşlarındayken dîvân gazellerini taklid ederek şiire başlayan Cenab, İstanbul'da tıbbiye talebesi olduğu yıllarda bu çalışmalarını geliştirdi. Bir ara Recâizâde MahmudEkrem, Abdülhak Hâmid tesirine girmiş, dört yıl kaldığı Paris'te yakından tâkib ettiği sanat ve edebiyat çalışmalarına ileri derecede vâkıf olarak İstanbul'a dönmüş, Servet-i Fünûnun yeniliklerinde öncülük yapmıştır. Hayâtı boyunca arûz vezninden vazgeçmemiş, bu vezni şiirde sağlamak istediği iç mûsikî ve âhengin esas unsurlarından biri olarak değerlendirmiştir. Nazmı, nesir ile kelimelerdeki ses mûsikîsinin toplamına eşit gören şâir, kelime tekrarları, ses oyunları ile kulağı okşamayı ön plânda tutmuştur.
Bir bütün olarak ele alındığında şiirlerinde konuları sınırlamıştır. Âdetâ bir tablo yapar gibi yazmış, konuda var olan unsurlara yer vererek, diğerlerini atmıştır. Biçim üzerinde ısrarla durarak muhtevâcı şiir akımı ve anlayışlarına karşı çıkmıştır. Servet-i fünûn şâirlerinin hemen benimseyip uyguladıkları bu özellikleri Paris'te kaldığı yıllarda Fransız şâirlerinden ve edebî akımlardan aldı. Bilhassa parnasçılar ve sembolistlerin tesiri altında kaldı.
Mecazlar konusunda Servet-i Fünûn ana hatlarını çizen Cenâb Şehâbeddîn, Batıdaki misallere özenerek hiç duyulmamış, yeni yeni isim ve sıfat takımları kurdu. O yıllarda da pekçok ağır tenkide mâruz kalan ve edebiyâtımızda benimsenmeyen bu mecazların en çok gülünç bulunan ve îtirâz edilenleri arasında "sâat-ı semen-fâm, lerze-i rûşen, berf-i zerrîn, perî-i fikir..."gibileri sayılabilir. Onun bu yabancı, garip ve lügat kitaplarının derinliğindeki kelimelere düşkünlüğü bâzı şiirlerini okunamaz hâle getirmiştir.
Sosyal meselelere hiç yanaşmayan Cenab için "Şiirin amacı, yalnız güzelliktir." Konularını beşerî aşk, felsefe ve tabiat temalarından seçmiştir. Şiirlerinde de duygu sığ kalır hattâ felsefî şiirlerinde de fikrî bir derinlik bulunmaz. İnanç konularında şüpheci bir tavrı vardır. Siyâsî ihtiras ve şahsî kaygılarla dolu hayâtı eserlerine de aksetti. Kaprisli kişiliği kendisini, pekçok edebî tartışma ve tenkidin hedefi hâline getirdi. Tartışmalarında edebî tenkitten ve makalelerinde bir taraftan seviyeli ve doyurucu olmakla birlikte, karşısındakini küçümsemek ve alaya almaktan da vazgeçmezdi. Alayı zekânın tabiî bir hakkı sayması, düşmanlarının sayısını artırmaktan, herkesi kendisine küstürmekten başka bir şeye yaramadı.
Eserleri arasında önemli bir yer tutan Tiryâkî Sözleri, ince ve ısırgan bir zekânın verimi olan sözlerle doludur. Biyoğrafya türündeki tek eseri William Shakspeare (Vilyem Şekspir)dir. Tenkit ve makalelerinin bir kısmı Evrâk-ı Eyyâm, Nesr-i Harb,Nesr-i Sulh kitaplarında toplanmıştır.Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Âfâk-ı Irak isimleriyle yayınlanan seyâhat eserlerinden başka, başarısız tiyatro eserleri de vardır. Şiirleri kitap hâlinde toplanmıştır.
ELHÂN-I ŞİTÂ'dan,
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gâib eyliyen bir kuş gibi kar,

Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.
Ey kulûbun sürûd-i şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri, karlar;

Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyâz rîşe-i cenâh-ı melek, gibi kar;
Seni solgun hadîkalarda arar.
KAYNAK: REHBER ANSİKLOPEDİSİ, 4. CİLT

CENAB ŞAHABEDDİN KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ
(1871-1934) Servet-i Fünûn dönemi şair ve nesir yazarı.

  1. Nisan 1871'de Manastır'da doğc. 1877-1878 OsmanlI-Rus Savaşı sıras:- da şehid düşen binbaşı Osman Şa~; beddin Bey'in oğludur. Babasının ölüml üzerine altı yaşlarında iken ailesiyle be­likte İstanbul'a gitti. Bir süre Tophane de Mekteb-i Feyziyye'ye devam etti; aa- ha sonra girdiği Eyüp Askerî Rüşdiyes nin yıkılması üzerine Gülhane Askerî diyesi'ne geçti ve 1880 yılında burada- mezun oldu. Okulun benimsediği us^ gereğince kura ile Tıbbiye İdâdîsi'ne gir­di, iki yıl okuduktan sonra Askerî Tıbb ye'nin beşinci sınıfına kabul edildi. 1885 da doktor yüzbaşı olarak okulu bitir; İyi bir derece ile mezun olduğu için 1891 yılı başlarında cilt hastalıkları sahas:' da ihtisas yapmak üzere devlet tara^' dan Paris'e gönderildi. Burada dört v kadar kaldı. Avrupa dönüşü bir müdce* Haydarpaşa Hastahanesi'nde hekimL- yaptı; takip edildiği korkusuyla i s ta­burdan uzak bir yerde görev almak Karantina Dairesi'ne geçmeyi tercih er. ti. Mersin ve Rodos'ta karantina doktoru olarak çalıştı. 1896'da sıhhiye mü­fettişliği göreviyle Cidde'ye gönderi:; 1898'de Cidde'den merkez müfettiş ç vazifesiyle İstanbul'a döndü. Bir ara Suriye vilâyeti sıhhiye reisliğinde bulundu. II. Meşrutiyet'in ilânından sonra Meclis-i Kebîr-i Sıhhî üyeliği ve Dâire-i Umûr-ı Sıhhiyye müfettişliğiyle tekrar İstanbul'a döndü. I. Dünya Savaşı başladığı sırada kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Aynı yıl Dârülfünun Edebiyat Fakülte­si Lisan Şubesi Fransızca tercüme mü­derrisliğine tayin edildi, iki ay sonra da Garp edebiyatı müderris vekili oldu. 30 Mayıs 1919'da Dârülfünun Osmanlı ede­biyat tarihi müderrisliğine getirildi. Bir gün derste Yunanlılar'ı övüp Millî Müca- dele'yi küçümseyen sözler sarfettiği ile­ri sürülerek Dârülfünun öğrencileri tara­fından diğer bazı hocalarla birlikte aley­hinde nümâyişler düzenlendi. Cenab'ın o sözleri söyleyip söylemediği tesbit edi- lemediyse de önceki bazı siyasî yazıları onu suçlu bulmaya yeterli görüldü. Ali Kemal, Rıza Tevfık, Hüseyin Dâniş ve Bar- samyan Efendi ile beraber Dârülfünun'- daki görevinden istifa etmek zorunda bırakıldı (Eylül 1922). Bu olaylar üzerine bir çeşit inzivayı tercih eden Cenab Şa- habeddin, daha çok edebiyat ve sanat konularında yazı faaliyetine devam etti. Son yıllarında yoğun bir şekilde üzerin­de çalıştığı sözlüğünü tamamlayamadan 13 Şubat 1934'te beyin kanaması so­nucu öldü ve Bakırköy Mezarlığı'na def­nedildi.
Cenab Şahabeddin, 1895 yılından baş­layarak ölümüne kadar devam eden ya­zı faaliyetlerinde, özellikle Cumhuriyet dönemine kadar başta şiir olmak üzere edebiyatın çeşitli alanlarında otorite ka­bul edilmiş başlıca şahsiyetlerden biri­dir. Tanzimat'tan sonra Batı edebiyatı tesirinde gelişen Türk şiirinde Abdülhak Hâmid'in ardından en büyük yenilikleri yapanlar arasındadır. Çocuk denecek yaşta şiire ilgi duyan Cenab'ı bu alana çeken ve ona ilk şiir bilgileriyle şiir yaz­ma zevkini aşılayanlar içinde Mustafa Âsim Efendi, Muallim Nâci ve mahalle komşuları olan Şeyh Vasfı zikredilir. Her üçü de dönemlerinde divan edebiyatı ge­leneğini sürdüren şairlerdendi. Cenab'ın ilk şiirlerinin de bu tarzda olması tabi­idir. Nitekim on dört yaşlarında iken Sa­adet gazetesinde yayımlanan (1885) ilk şiiri bir gazeldir. İlk iki yıl yazdığı tesbit edilen on dokuz parça şiirin tamamı ga­zel, çoğu da Şeyh Vasfî, Muallim Nâci ve Nâmık Kemal'in gazellerine yapılmış nazîre veya tahmistir. Bu yıllardan son­ra Abdülhak Hâmid ve Recâizâde Mah- mud Ekrem tesiri daha belirli hale ge­lir. Yeni şiirleri Saadet gazetesiyle bera­ber Gülşen, Sebatve İmdâdü'l-midâd dergilerinde çıkar. Henüz tıbbiye öğren­cisi iken daha çok A. Hâmid ve Recâizâ­de Mahmud Ekrem tarzındaki on sekiz parça şiirini Tâmât adıyla küçük bir ki­tap halinde yayımlar (1886).
Tıp ihtisası için Paris'te bulunduğu yıl­larda daha çok edebiyata ilgi gösteren Cenab, kendi ifadesiyle parnasyen ve sembolist şairleri okumuş, özellikle Ver- laine'den etkilenmiştir. Orta seviyede, genç ve yaşlı pek çok Fransız şairini ta­nımış, onlarla uzun süre beraber olmuş­tur. Kendisinden edebiyat dersi aldığını söylediği parnas şairlerinden Charles Brevet'nin "manzumenin elfâz ile res­medilen bir levha" olduğu görüşünü be­nimsemiş, yurda döndükten sonra da şi­iri yavaş yavaş bu tesirler etrafında de­ğişmeye başlamıştır. 1895 yılı sonların­da Hazîne-i Fünûn dergisinde yayımla­nan "Benim Kalbim" başlıklı şiirini çev­resindekiler Fransızca'dan tercüme san­mışlardı. Bu şiir ona Brevet'nin telkin et­tiği, kelimelerle çizilen tablo karakterin­deki şiirlerinin de ilkidir. Servet-i Fünûn şairlerinin çok kullandıkları. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına kadar hemen her şairin az veya çok denediği bir Fransız şiir formu olan sone tarzını da ilk defa Cenab "Şi'r-i Nânüvişte" adıyla yayımla­dığı şiirinde uygulamıştır (1895). Cenab bu yıllarda Mekteb, Hazîne-i Fünûn, Maarif, Ma'lûmat gibi dergilerde şekil, muhteva ve ifade bakımından hem ken­disinin ilk şiirlerinden, hem de çevresin­de benimsenmiş şiir tarzından farklı de­nemelere girişmiştir. Özellikle Mekteb dergisinde arka arkaya çıkan şiirleriyle (Şubat 1896-Şubat 1897 arasında kırk iki şiir) hem eski hem yeni tarzda yazan şa­irler arasında dikkati çekti, yankı uyan­dırdı, hakkında olumlu veya olumsuz ya­zılar yazıldı. İki tarz şiiri savunanların cepheler haline gelmesinin bir sonucu olan Servet-i Fünûn dergisi de bir sü­re sonra onu kendi kadrosuna aldı. Ce- nab'ın bu dergiye girişi, Tevfik Fikret'in derginin edebî yönetimini ele alışından iki ay kadar sonrasına rastlamıştır.
Cenab Şahabeddin'in Türk şiirine ge­tirdiği yenilikler arasında, o zamana ka­dar Türk edebiyatnda kullanılmamış ye­ni ve orijinal terkiplere yer vermesi de zikredilmiştir. Üslûpçu bir yazar ve şair olma gayreti içinde bulunduğu şüphe­siz olan Cenab, gerçekten de bu gayre­tini okuyucu zihninde yeni imajlar uyan­dıracak kavramlar, ibareler, isim ve sı­fat tamlamaları aramaya sarfetmiştir.
Bu yeni terkiplerin bazıları şunlardır: Sâ- ât-i semenfâm (yasemen renkli saatler. tûf-ı tesliyet (avunma yankısı), nây-ı zü- mürrüd (yemyeşil ney), ûd-ı mükevkeb (yıldızlı ut). O zamana kadar bir arada düşünülmeyecek ve çok defa biri mücer­ret, diğeri müşahhas iki kavramın bir­leşmesinden meydana gelen bu yeni ter­kipler yadırgandı, tenkit edildi ve hatta alay konusu oldu. Önce Ahmed Midhat Efendi Cenab'ı ve dili bu yola sokan di­ğer Servet-i Fünûncular'ı, o yıllarda Fran­sa'da benzer edebiyatçılar için kullanı­lan Fransızca bir sıfatla (dekadan - inhi­tat eden, çöken) suçladı. Bununla dil ve edebiyat zevkinde bir çöküntüye işaret etmek istiyordu. Cenab buna, zamanın değişmesiyle sanat anlayışlarında da de­ğişiklik olabileceği, eski kelime ve dey; re ­lerin yerine yenilerinin konulabileceği ve bu şekilde edebiyatta yenilik yapıla­bileceği şeklinde cevap verdi. Tartışma, konunun lehinde ve aleyhinde olanlarca genişletildi. Ahmed Midhat ve Cenabda' başka İsmâil Safâ, Süleyman Nesib. Ah­med Hikmet, Hüseyin Cahid, Şemsedcır Sâmi, Sâmih Rifat, Ali Ekrem ve Rıza Tev­fik'in de katıldığı, karşılıklı atışmalara kadar varan münakaşa yalnız dil çerçe­vesinde kalmamış, sanat, edebiyat sem­bolizm gibi meselelere de uzanmıştır.
Servet-i Fünûn şiirinin genel karakte­rinde olduğu gibi Cenab'ın şiirlerinde de tasvir ön plandadır. Varlığı bir fotoğraf gibi idrak etmek, renk ve şekilleri can: tutmak, gerçeklik duygusu yaratmak Ce- nab'ın o dönem şiiri içinde keşfettiği bir özelliktir. Bu çığır, önce Avrupa basının­da başlayan, o yıllarda da Türk dergile­rinde bollaşan fotoğraf ve desen baskı­larına paralel gelişen parnasizmin do­ğurduğu bir akımdır. Cenab'ın açtığı bu yola Tevfik Fikret ve diğerleri girmekte gecikmez, hatta daha sonraki yıllarda Ahmed Haşim, Yahya Kemal ve Tanpı- nar'da da Cenab'ın başlattığı bu tarar, izleri görülür. Cenab'ın şiirleri hakkında dikkate değer tahliller yapmış olan Meh­met Kaplan, onun şiirlerinin tabiat ve ev içi tasvirleriyle, alegorik ve sembolik imajlarla yoğunlaştığını belirtmiştir. Yal­nız o da çağdaşları gibi hayatı ve insan­ları, aralarına girmeyerek uzaktan te­maşa lezzetiyle yetinmiştir. Resim ve mûsiki kültürü olan Cenab Şahabeddin şiirini bu sanatlarla beraber yürütmüş­tür. Şiirine mûsiki sanatının girişinde Fransız sembolistlerinden faydalanmak­la beraber bunu pek az şiirinde başarı ile uygulayabilmiştir.
Elhân-ı Şitâ", "Yakazât-ı Leyliyye", 'Temâşâ-yı Leyâl", "Temâşâ-yı Hazân" gibi şiirleri nesiller boyunca okunan Ce- nab Şahabeddin, şiirde âhenge önem verdiği için hece yerine daima aruzu ter­cih etmiş, makalelerinde ve tartışmala­rında hece veznini küçümsemiştir. Bir kı­sım şiirleriyle T. Fikret'teki sathîliği aş­mış. Fikret'in ısrar ettiği "nesre yakla­şan şiir'i tercih etmemiştir. Ancak Türk­çe'yi aruza uygulamada Fikret kadar ba­şarılı olamamıştır.
Şiirin tek gayesinin güzellik olduğunu savunan ve ona başka bir fonksiyon yük­lemek istemeyen Cenab, tabiatı panteist bir duygu ile temaşa etmiş ve bir "rûh-ı kâinat" fikrine inanmıştır. Bu sebeple eşyada zaman zaman diğer sanatkârlar­dan farklı renkler görmüş ve onlara bir­takım ruh halleri izâfe etmiştir. Hayat karşısında şüpheci bir tavır takınan şair, fikir ağırlıklı şiirlerinde sosyal konuları değil insanın kaderi ve kâinat içindeki yeri üzerinde durmuştur. Gece, mehtap ve sonbahar gibi daha çok hissî tabiat manzaralarını da saf bir şekilde ele al­mış, şiirlerinde tabiat, kadın ve aşk te­malarını işlemiştir. "Münâcât 1-IV", "Der­viş" ve "Tevhid" gibi şiirlerinde panteist dinî duygulara, "Hilâl-i Giryân" başlık­lı şiirinde ise millî duygulara yer ver­miştir.
Cenab Şahabeddin roman ve hikâye yazmadığı, hatta birkaç tiyatro dene­mesinde de pek başarılı olmadığı halde nesir sanatında Servet-i Fünûn edebi­yatının ustaları arasında sayılmıştır. Ce- nab'a göre nesir hem bir beste hem de güftedir. Bu onun, nesirde de şiirinde olduğu gibi güzelliğe ve âhenge önem verdiğini gösterir. Daha çok II. Meşruti­yetten sonra nesir alanına dönen Ce­nabın bu türde kullandığı dil, kelime kadrosu ve üslûp bakımından şiirlerin­deki hemen bütün özellikleri taşır. Ona göre nesir de şiir gibi anlatılan konula­ra uygun biçimde yapısı değişen cümle ve ibarelerle yazılmalıdır. Bir fikir veya duygunun ifadesinde kelimelerin ve ter­kiplerin okuyucu üzerindeki hem doğ­ruluk hem güzellik tesirleri dikkate alın­malıdır. Cenab'ın nesre gösterdiği bu iti­na, çalakalem yazılan bir gazeteci dili yerine daha sanatkârane, fakat buna karşılık daha ağır bir Servet-i Fünûn nes­rinin doğmasına sebep olmuştur. Bu­nunla beraber bu ağır ve anlaşılması güç ifade tarzı, onun ortaya koyduğu pren­siplerle yeni Türk nesrinin doğuşundaki rolünü küçümsetmemelidir. Yahya Ke­mal, Cenab'ın bu üslûpçu nesrinin ken­di çağdaşlarına bile bir acem halısı gibi parlak, renkli, fakat komplike göründü­ğünü, yalnız Evıâk-ı Eyyâm'm vuzuhu ve sağlam mantığıyla bir şaheser oldu­ğunu söyler.
Cenab nesir konusundaki fikirlerini, Meşrutiyetten sonra Türkçüler'in orta­ya attığı "Yeni Lisan" hareketinden son­ra da ısrarla devam ettirmiş, Arapça ve Farsça ile zenginleşen Osmanlıca'yı so­nuna kadar savunmuştur. Bu konuda başlayan tartışmalara Cenab'la beraber Ali Canip, Ruşen Eşref, Köprülüzâde Fu­ad ve Süleyman Nazif de katılmış, mese­le yalnız dil çerçevesinde kalmayıp Türk­çülük bahislerine kadar uzanmıştır.
Lehinde ve aleyhindeki kanaatlerden çıkan sonuç, Cenab'ın Türk şiir ve nesir edebiyatı tarihinde seçkin bir yeri ve ro­lü olduğunu göstermektedir. Buna rağ­men özellikle Cumhuriyetten sonra in­zivayı tercihinde veya unutulmaya ter- kedilişinde hırçın, mücadeleci ve para­doksal bir münakaşacı olmasının payı vardır. Şiirlerinde ve sanat yazılarında sakinliğine rağmen politik yazılarında, hatta başladıktan bir süre sonra politik bir karakter kazanan edebî tartışmala­rında Cenab'ın çok defa asabî, bazan da çelişkili bir tavır takınması, attığı adım­ları zamanla geri almaya çalışması, ona edebiyatta kazandığı otoriteyi kaybetti­recek bir durum hazırlamıştır.
Cenab Şahabeddin'in gazetelerde si­yasî yazılar yazması, II. Meşrutiyetten sonra İstanbul'a gelişiyle başlar. Önce on beş sayı çıkan Hürriyetin başmu­harriri oldu. Bu gazetede ve onun yeri­ne çıkan Siper-i Sâika-i Hürriyette, daha sonra Şebab, Hak ve letihad'da çoğu siyasî mahiyette yazılar yazdı. Bir ara Dahhâk-i Mazlûm takma adıyla Ka­lem dergisinde siyasî mizah yazıları ka­leme aldı. Balkan Harbi nden sonra ikisi Tasvîr-i Efkâr gazetesi hesabına olmak üzere birkaç defa Avrupa'ya gitti. Seya­hat intibalarmı aynı gazetede "Avrupa Mektupları" (11 Eylül 1915-13 Haziran 1916, kitap haline gelişi 1919) başlığı ile yayımladı. I. Dünya Savaşı yıllarında Dör­düncü Ordu Kumandanı Cemal Paşa'nın davetiyle bir ara Suriye'de bulundu. Bu gezilerini de "Suriye Mektupları" (8 Ocak - 8 Şubat 1918) adıyla yayımladı. Millî Mü­cadele yıllarında, aleyhte yayın yapan Ali Kemal'in Peyâm ve Peyâm- Sabah ga­zetelerinde çıkan bazı yazılarında, ordu­nun 1. Dünya Savaşı'nda basiretsiz r mandanlar yüzünden yenilgiye uğra;- ğını hatırlatarak Anadolu'da savaşan kerin gücünü kırması talihsizliğinin b~- langıcı oldu. Bundan sonra siyasette ^ ri veya geri her attığı adımda ona m- zisi hatırlatıldı: Dilde muhafazakâr t. lisanî Türkçülerle giriştiği tartışmak İttihatçılar'ı ve Enver Paşa'yı tutrr = :. sonra yermesi. Cemal Paşa ile olan ya­kınlıklarının menfaate dayandığı, kacur hakları aleyhindeki yazıları vb. Bunla-:* hemen hepsi Cumhuriyet sonrası yör^ timine ters düşmüştü. Aleyhindeki yaz­lar savaştan ve Cumhuriyetin ilânınci- sonra da durmadı. Falih Rıfkı ve Yar .: Kadri sert tenkitlerine devam ettiler. C=- nab bütün bunlar karşısında, ölümC-ü yakın yıllara kadar zaman zaman Cu~~ huriyet inkılâplarını benimseyen yaz: ar kaleme aldıysa da daima önceki yaz;,;- hatırlatılarak suçlamalara devam etmiştir.
Cenab Şahabeddin sosyal muhteri bir kısım yazılarında dinî konulara rs temas etmiş, fakat İslâmî meseleler hı­kında ileri sürdüğü görüşler devrin c *i dergilerinde tenkide uğramıştır. Özellikle taaddüd-i zevcât ve tesettür koro­sundaki "Yarınki Efkâr-ı İslâmiyye" ac yazısı (Peyâm-Sabah, 13 Kânunusâni 13H infial uyandırmış, Mustafa Sabri ve ~ kilipli Mehmed Âtıf efendilerin tenkit~ riyle konu Alemdar gazetesi, MahM mecmuası ve Peyâm-Sabah arasr;.- uzun tartışmalara sebep olmuştur. Zsr- nab Şahabeddin adı geçen makales İslâmiyet'in heykeltraşlık gibi güze: is­natları takdir etmemiş olmasını da ter- kit etmiştir. Mustafa Sabri "BugünkC i Yarınki Efkâr-ı İslâmiyye" adlı makale­sinde (Alemdar; 15 Kânunusâni 1337 Ce­nab Şahabeddin'e karşılık vermiş, c 12 cevap olarak kaleme aldığı "Hâtir^ Münâzara" adlı yazısında [Peyâm-Sara-i 17 Kânunusâni 1337), ne olursa olsun İs­lâmî konularda günün icaplarına o5r» birtakım ictihadlar yapılmasının şan : duğunu ileri sürmüştür. Mustafa Sar­ise cevabında (Alemdar, 19 Kânunu 1337), büyük sorumluluk isteyen biye bir işte ne kendisinin ne de Cenab Şsra- beddin'in söz sahibi olabileceğini sc/~ miştir. Aynı günlerde İskilipli Mehrer Âtıf da Cenab Şahabeddin'in İslâm: nulardaki görüşlerini ayrı ayrı ele ac tenkit etmiştir ("Taaddüd-i Zevcât I - nab Şahabeddin Bey'e Birinci Cevsz Mahfel, nr. 8, Cemâziyelâhir 1339, s. 133; "İkinci Cevap: Tesâvîr ve Temâ- sîl", Mahfel, nr. 9, Receb 1339, s. 146-149; 'Üçüncü Cevap", Mahfel, nr. 10, Şâban '339, s. 161-164; "Diyânet-i İslâmiyye Ef'âl-i Beşeriyye ile Ölçülemez", Mahfel, ''i. 17, Rebîülevvel 1340, s. 78-79; "Muh­terem Muarızlara", Peyâm-Sabah, 24 Kâ­nunusâni 1337; "Mahfel'e Cevap" , Pe­yâm-Sabah, 24 Şubat 1337; "Memleketi­mizde Yalan", Peyâm-ı Sabah, 26 Eylül 337) Cenab'ın çeşitli yazılarından, bir kısım şiirlerinden ve özellikle Paris'ten gönderdiği 1912 tarihli iki mektubun­dan [Hisar, sy. 126, 129, Ankara 1974), din konusunda çok genel anlamı ile mistik ve panteist bir inanca sahip olduğu an­laşılmaktadır.
Eserleri. Şiirler. 1. Tâmât (İstanbul 1303). Yetmiş bir sayfalık bu küçük kitapta yer alan on sekiz manzume Cenab'ın ilk de­nemelerinden olmakla beraber araların­da o yıllarda dergilerde yayımladığı ga­zel tarzı şiirlerinden hiçbiri bulunma­maktadır. Buradakilerin hemen hepsin­de Abdülhak Hâmid ve Recâizâde Mah- mud Ekrem'in tesirleri açık olarak gö­rülmektedir. 2. Cenab Şahabeddin'in Bütün Şiirleri (İstanbul 1984). M. Kap­lan, İ. Enginün, B. Emil, N. Birinci ve A. Uçman tarafından yapılan bu çalışma, Cenab'a ait evrak ve müsveddelerin ince­lenmesi. yayımlanmış olan şiirlerin müs­veddelerdeki ilk şekilleri, yayımlandığı yer ve tarihlerin gösterilmesi suretiyle meydana getirilmiştir. 1934'te Saded­esin Nüzhet'in topladığı şiirlerinin sayısı yetmiş üçten ibaretken bu kitapta 429 5iir yer almıştır. Bunlardan 203'ü yayım­lanmış, yetmiş altısı yayımlanmamış, 150'si de yarım kalmış şiirlerdir. Seyahat Yazıları. 1. Hac Yolunda (İstanbul 1325, 1341). Cenab'ın 1896'da sıhhiye müfet­tişi olarak İstanbul'dan Cidde'ye kadar gidişini anlattığı bu eserde sanatkâra- ne bir üslûpla yazılmış on yedi mektup bulunmaktadır. Onun hemen bütün ne­sir yazılarında görülen zengin kültürü bu mektuplarından itibaren dikkatleri çekmiştir. Eser Servet-i Fünûn'da tef­rika edildikten sonra (nr. 312-388) basıl­mıştır. 2. Avrupa Mektupları (İstanbul 1335). Cenab'ın Tasvîr-i Efkâr gazetesi nesabına Avrupa'ya yaptığı iki seyahatin intibalarını anlatan bu eserde Bulgaris­tan, Romanya, Macaristan, Çekoslovak­ya, Almanya ve Avusturya hakkında, için­de bulundukları 1. Dünya Savaşı çerçe­vesinde ve Cenab'a mahsus müşahede­lerle verilmiş bilgiler vardır. Yine sanat- kârane bir üslûp kullanılmış olan eserde yirmi iki parça yazı yer almaktadır. Tiyatrolar. 1. Kör Ebe (İstanbul 1333). Ev­lilik konusunda değişmeye başlayan örf ve âdetleri konu alan tek perdelik küçük bir piyestir. 1917'de Tepebaşı Tiyatro- su'nda oynanmıştır. Müellifin Yalan ve Küçük Beyler adlı oynanmış, fakat ba­sılmamış iki piyesi daha vardır. Diğer Ki­tapları. 1. Evrâk-ı Eyyâm (İstanbul 1331). Cenab ın diğer yazılarına oranla daha sade ve mantıkî bir üslûpla yazdığı ma­kalelerini ihtiva etmektedir. 2. Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh ve Tiryâki Sözleri (İstanbul 1334). Bu kitapta da bazı ma­kaleleri ve seyahat yazıları yer alır. Son bölüm, Servet-i Fünûn'da ve Tasvîr-i Efkâr da yayımladığı Fransız "maxime"- lerine benzer kısa, özlü, vecize karakte­rinde sözlerden meydana gelmiştir. Eser Cenap Şahabeddin ve Vecizeleri (haz. Mehmet Saka - Vasfi Şensözen, Ankara 1959) ile Tiryaki Sözleri (haz. Orhan Köp­rülü - Reyan Erben, İstanbul 1975) adıy­la yeniden yayımlanmıştır. Cenab'ın Vil- yam Şekspiyer (İstanbul 1931) adlı bir incelemesi de bulunmaktadır.
BİBLİYOGRAFYA:
Hüseyin Cahit [Yalçın], Kavgalarım, İstanbul 1326, s. 119-130; a.mlf..Edebî Hatıralar, İs­tanbul 1935, s. 58-61; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, I, 230-233; Sadeddin Nuzhet Ergun. Cenab Şehabettin: Hayatı ve Seçme Şiirleri, İstanbul 1934; a.mlf., Türk Şairleri, s. 996-1015; Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl, İstanbul 1936, tür.yer.; a.mlf.. Sanata Dâir, İstanbul 1955, III, 234, 250; Ahmet Reşit Rey, Gördüklerim Yap­tıklarım, İstanbul 1945, s. 323-329; Kenan Ak- yüz. Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, Anka­ra 1958, s. 265-296; Hikmet Dizdaroğlu, Ce­nap Şebabettin: Hayatı, Sanatı, Eserleri, İstan­bul 1964; Veli Behçet Kurdoğlu, Şair Tabibler, İstanbul 1967, s. 321-327; Yakup Kadri Karaos- manoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, İs­tanbul 1969, s. 187-212; Yahya Kemal Beyatlı, Edebiyata Dair, İstanbul 1971, s. 180-185; Ce­lal Tarakçı, Cenâb Şehabeddin'de Tenkid, Sam­sun 1986; İnci Enginün, Cenap Şahabettin, An­kara 1989; Haşan Akay, Cenap Şahabettin'in Şiirleri Üzerinde Bir Araştırma (doktora tezi, 1989), İÜ Ed.Fak. Ktp., nr. THT 64; İskilipli Atıf Hoca Nasıl İdam Edildi?, İstanbul 1991, s. 311- 325; Filorinalı Nâzım, "Edebiyat-ı Cedide Nesl-i Şâiriyyetinin En Mümtaz Siması: Cenab Şa­habeddin Bey Efendi", Süs, sy. 23, İstanbul 30 Teşrinievvel 1923; Hüseyin Suat, "Cenab Şahabeddin", Akşam, İstanbul 21 Mart, 23 Ni­san 1934; Mehmet Kaplan, "Cenap Şehabed- din'in Şiirlerinde Pitoresk", TDED, V (1953), s. 15-31; a.mlf., "Cenab Şehabeddin'in Şiir­lerinde Ses ve Musiki", a.e., VII/1-2 (1956), s. 45-60; a.mlf., "Cenab Şahabeddin ve Ne­sir Sanatı", a.e., VIII (1958), s. 16-17; Ali Canip Yöntem, "Cenâb Şahabeddin", AA, I, 298-299; Mustafa Kutlu, "Cenab Şahabeddin", TDEA,44-48.
CELAL TARAKÇI
KAYNAK: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI, 7. CİLT, İSTANBUL

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.