Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

CEVDET PAŞA KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

(1823-1895) XIX. yüzyılın ünlü Türk âlimi ve devlet adamı. Kendi ifadesine göre hicri 1238 yılı hıdrellezinden kırk gün önce (13-14 Receb 1238/26-27 Mart 1823) Bulgaristan'ın Lofça kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmed olup Cevdet mahlasını İstanbul'da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehîm Efendi'den almıştır (1843). Babası Lofça ileri gelenlerinden ve meclis âzasından "Istablı Âmire pâyelisi" Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofçalı Topuzoğlu hânedanından Ayşe Sümbül Hanım'dır. Bizzat kendisi, atalarından Kırkkiliseli (Kırklareli) Yularkıran Ahmed Ağa'nın Prut Savaşı'na (1711) katıldıktan sonra memleketine geri dönmeyerek Lofça'ya yerleştiğini ve zamanla Lofça'nın eşrafı arasına giren ailenin Yularkıranoğulları adıyla şöhret kazandığını söyler.
Küçük yaşta büyükbabası Hacı Ali Efen- di'nin teşviki ve desteğiyle Lofça müftü­sü Hâfız Ömer Efendi'den Arapça oku­yarak öğrenim hayatına başlayan Ah­med, kısa zamanda İslâmî ilimlerle ilgi­li kitapları okuyacak derecede ilerleme gösterdi. Ardından kadı nâibi Hacı Eşref Efendi ve müftü Hâfız Mehmed Efendi'­den çeşitli dersler aldı. Öğrenimini da­ha da ileri seviyeye götürmek için 1255 (1839) yılı başlarında büyükbabası tara­fından İstanbul'a gönderildi. Burada kı­sa sürede ilmî muhitlerde kendini gös­terdi ; devrin meşhur âlimleri Hâfız Sey- yid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vi- dinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivî Hoca Şâkir Efendi'nin dersle­rine devam etti. Ayrıca Miralay Nûri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sabit Efendi'­den hesap, cebir, hendese gibi dersler gördü. Bir yandan tahsilini ilerletirken öte yandan ders vermek üzere bazı ho­calardan icâzet aldı. Bu arada ilmî ve edebî cemiyetlere de girdi; devam etti­ği İstanbul Çarşamba'daki Murad Molla Tekkesi'nin şeyhi Mehmed Murad Efen­di'den Mesnevi okuyarak Farsça bilgi­sini derinleştirdi ve kendisine mesnevi- hanlık icâzeti verildi. Ayrıca Süleyman Fehîm Efendi'nin Karagümrük'teki ko­nağına devam edip ondan Şevket ve Ör­fî divanlarını okudu; bir yandan da dev­rin tanınmış mutasavvıflarından Kuşadalı İbrahim Efendi'nin sohbetlerine ka­tıldı. Bu muhitlerde tasavvuf ve edebi­yatın belli başlı eserlerini okuyarak bilgisini ve kültürünü ilerlettiği gibi şiir ve edebiyat alanındaki eksikliklerini tamam­layıp edebî zevkini geliştirme imkânını buldu. Aynı yıllarda Sâmî ve NefTyi tak­lit ederek şiire, Veysî ve Okçuzâde'yi ör­nek alarak inşâya heves etti. Bu heves­le Reşid Paşa ve kapı yoldaşlarının şiir­lerine tahmisler ve nazireler söyledi. Fu- ad Paşa ile ortak gazeller yazdı ve Reşid Paşa'ya bazı kasideler sundu. Kendi ifa­desine göre okuyup yazabilecek seviye­de Arapça ve Farsça, anlayabilecek ölçü­de Fransızca ve Bulgarca biliyordu. Ah- med Cevdet'in büyük bir ilim ve fikir adamı olarak yetişmesinde özel gayret­lerinin önemli ölçüde tesiri olmuştur. Ni­tekim öğrenimi sırasında tatil zamanla­rında bile sürekli kitap okuduğunu, sa­dece bayram günlerinde tatil yaptığını bizzat kendisi söylemektedir.
Öğrenim hayatından sonra devlet hiz­metine, Ocak 1844'te Rumeli kazasker­liğine bağlı Premedi kazası kadılığı ile başladı. 29 Haziran 1845 tarihinde İs­tanbul müderrisliği ruûsunu aldı. 1848'- de Sadrazam Mustafa Resid Paşa'nın bir talimatını bildirmek üzere Bükreş'te bulunan Keçecizâde Fuad Efendi'nin (Pa­şa) yanına gönderildi. 10 Nisan 1849'da "hareket-i hâriç" rütbesini aldı. 14 Ağus­tos 1850 tarihinde Meclis-i Maârif-i Umû- miyye âzalığı ve dârülmuallimîn müdür­lüğüne tayin edildi. Bu arada İstanbul'a dönen Fuad Efendi ile birlikte Bursa'ya gitti ve orada kaldığı kısa süre içinde onunla birlikte Kavâid-i Osmâniyye adlı kitabı ve Sirket-i Hayriyye'nin kuru­luş nizâmnâmesini hazırladı. İstanbul'a döndükten sonra 1851'de Encümen-i Dâ- niş üyeliğine seçildi. Yeniden kaleme al­dığı Kavâid-i Osmâniyye'yi encüme­nin ilk eseri olarak Abdülmecid'e sun­du. Bunun üzerine derecesi "hareket-i altmışlf'ya yükseltildi. Ekim 1853 tarih­li bir mazbata ile 1774-1826 devresi Os­manlI tarihini yazmakla görevlendirildi. 1854'te yazmaya başladığı tarihinin ilk üç cildini tamamladı ve padişaha tak­dim etti. Bunun üzerine kendisine "mû- sıle-i Süleymâniyye" derecesi verildi. Şu­bat 1855'te vak'anüvis tayin edildi. Bu görevi sırasında bir yandan tarihinin de­vamını yazarken bir yandan da geleneğe uyarak zamanın siyasî olaylarını anlatan Tezâkir-i Cevdet'i kaleme aldı. Vak'anü- vislik görevini 1865 yılına kadar yürüttü.
Devlet kademelerindeki bu yükselme­nin yanı sıra ilmiye mesleğinde de iler­leyerek 9 Ocak 1856'da mevleviyet de­recesindeki Galata kadılığına getirildi; aynı yılın 9 Aralığında Mekke-i Müker­rerine kadılığı, 21 Ocak 1861'de de İstan­bul kadılığı payelerini aldı. 18 Mayıs 1861 tarihinde Rumeli teftişine çıkan Sadra­zam Kıbrıslı Mehmed Paşa'ya refakat ettikten kısa bir süre sonra İşkodra'da meydana gelen isyanı bastırmak üzere "me'mûriyyet-i fevkalâde" ile görevlen­dirildi. İki ayda bu vazifesini başarıyla tamamladı. 1863'te Bosna eyaletini tef­tiş göreviyle ilgili hazırlıklarını yaparken 24 Haziran 1863 tarihinde Anadolu ka­zaskerliği pâyesine ulaştı. Bir buçuk yıl içinde Bosna'da gerekli ıslahatı gerçek­leştirip masrafı bölge halkı tarafından karşılanmak üzere iki alay asker tanzi­mine de muvaffak oldu. Bu başarıları dolayısıyla o zamana kadar hiçbir ilmiye mensubuna verilmemiş olan ikinci rüt­beden "nişân-ı Osmânî" ile mükâfatlan­dırıldı. Haziran 1864'te Kozan tarafına gönderildi. Derviş Paşa ile birlikte Fırka-i Islâhiyye'yi oluşturup Cebelibereket. Çu­kurova ve Kozan dağlarını dolaştı, altı ay içinde gerekli ıslahatı yaptı. Ancak onun bu basanları kendisini çekemeyenlerin harekete geçmesine yol açtı: hatta şey­hülislâmlığa getirilecekken ilmiye sını­fından mülkiyeye nakline karar çıkarıldı ve 13 Ocak 1866'da kazaskerlik pâyesi vezârete çevrildi. "Efendilikten alınıp "paşa"lığa geçirilmesi seklindeki bu sı­nıf değişikliğinin onu gücendirdiği anla­şılmaktadır. Nitekim memurların hal ter­cümelerinin kaydedildiği SiciII-i Ahlâk'- ta (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Cevdet Paşa Evrakı, nr, 47! kendisine ya­pılan bu haksızlık karşısında duyduğu üzüntüyü ifade etmektedir.
Ahmed Cevdet Paşa bundan sonra Maraş. Urfa. Zor sancakları ve Adana eya­letinin birleştirilmesiyle oluşturulan Ha­lep valiliğine tavin edildi: iki yıl süren bu görevi sırasında yeni valiliğin teşki­lâtlanmasını gerçekleştirdi. 1868'de ken­disine, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliy- ye nin ikiye ayrılmasıyla teşkil edilen Dî- vân-ı Ahkâm-ı Adliyye başkanlığı veril­di. Divanın nezârete çevrilmesi üzerine Adliye nâzın oldu ve bu dönemde nizar~ mahkemeler teşkilâtını kurarak bununla ilgili kanun ve nizâmnâmeleri hazırladı.
Cevdet Pasa'ya şöhret kazandıran ge­lişmelerden biri de onun tarafından or­taya atılan, Hanefî fıkhına dayalı bir ka­nun kitabının hazırlanması gerektiği dü­şüncesidir. Nitekim bu düşüncesi kabu edilerek Bâbıâli'de teşkil edilen Mecelle- Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti'nin reisliğine getirildi. Devrin önde gelen fıkıh âlimle­rinin de yer aldığı bu cemiyet Mecelle ­nin ilk dört kitabını yayımlamaya muvaf­fak oldu. Beşinci kitabın hazırlığı biter­ken Cevdet Paşa reislikten azledilere- Bursa valiliğine tayin edildiyse de birka: gün sonra bu görevinden de alındı (18": Bu arada cemiyet başkanlığına Gerdar- kıran Ömer Efendi getirildi, Mecelle-i Ar- kâm-ı Adliyye Cemiyeti de Bâb-ı Mes'- hat'a nakledildi. Ancak cemiyetin "Kitâ- bü'l-Vedîa" adıyla çıkardığı altıncı kita­bın büyük tenkitlere uğraması üzerire 24 Ağustos 1871'de Cevdet Paşa'ya ye­niden Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cerr- yeti ile Şûrâ-yı Devlet Tanzimat Daires başkanlıkları verildi. Mecelle'nin se- zinci kitabı hazırlandığı sırada Maraş ve­liliğine tayin edildiyse de on sekiz gCr sonra bu defa Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliy\e üyeliği ve Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Ce­miyeti başkanlığına tayin edilerek te- rar İstanbul'a alındı (6 Ağustos 1872). R- sa bir süre sonra Şûrâ-yı Devlet üyes ardından da Evkaf nazırı oldu (1873 A nı yılın ortalarına doğru Maarif nâzr ğına getirildi. Nâzırlığı zamanında ilkok_ lardan yüksek okullara kadar her se . - yede ders programları yapıldı, yeni : - elifba cüzü hazırlanarak bastırıldı. Nu'-- osmaniye Camii avlusunda modern us - - lere göre "ibtidâiyye" adıyla bir ilkol- j açıldı. Dârülmuallimîn teşkilâtı sıbya-. rüşdiye ve idâdî olmak üzere üç dere:e- ye ayrılarak yeniden düzenlendi. Ker; - si de Kavâid-i Türkiyye, Mi'yâr-ı Si­deki ve Âdâb-ı Sedâd adını taşıyan 1: okul kitabı yazdı. Kısas-ı Enbiyâ adı eserinin üç cüzünü de bu arada tama-- layarak bastırdı.
1874'te Sûrâ-yı Devlet başkan vek: r- ne getirilen Cevdet Paşa, Mecelle'n:' :* ikinci kitabını da hazırlatmıştı. 2 Kas _ 1874 tarihinde Yanya valiliğine. 1873 ti de önce Maarif nâzırlığı ve kısa bir sİ- sonra da Adliye nâztrlığına getirild 3.: sonuncu görevi sırasında Ticaret Nezi- reti bünyesindeki ticaret mahkeme e~ ni Adliye Nezâreti'ne bağladı. Bu araii Bulgaristan'da görülen isyan belir: er üzerine 1876'da Rumeli teftişiyle görev­lendirildi; Edirne ve Filibe yoluyla Sofya'­ya gitti; döndüğünde nazırlıktan azledi­lip Suriye valiliğine tayin edildiyse de da­ha Suriye'ye varıp görevine başlamadan üçüncü defa Maarif nâzırlığına getirildi. Bir müddet sonra yeniden Adliye nâzır- lığma tayin edildi. Bu sırada on altıncı kitabı da bastırarak Mecelle'yi tamam­ladı. İbrâhim Edhem Paşa sadrazam olunca 1877 yılında Dahiliye nâzırlığına getirildi. Nâzırlığı sırasında mülkiye me­murlarının hal tercümelerinin kaydedil­diği Sicili-i Ahvâl Defteri'ni tanzim et­tirdi. Aynı yıl içinde Evkaf nâzırlığına nak­len tayin edildi. 1878'de Suriye valisi ola­rak Şam'a gitti. Bu arada Kozan da Ko- zanoğlu Ahmed Paşa tarafından çıkarı­lan isyanı bastırmakla görevlendirildi. Ancak isyanın bastırılması sırasında Şam valiliğine Midhat Paşa'nın tayin edilmesi üzerine açıkta kaldı ve görevini tamam­ladıktan sonra İstanbul'a döndü. Yolda Ticaret nâzırlığına tayin edildiği haberi­ni aldı. Haziran 1879'da Tunuslu Hay- reddin Paşanın sadâretten istifası üze­rine on gün müddetle sadrazamlığı vekâ­leten yürüttü ve Meclis-i Mahsûs-ı Vüke- lâ'ya başkanlık yaptı. Said Paşa başvekil olunca tekrar Adliye nazırlığına getirildi. Bu defaki Adliye nâzırlığı sırasında 26 Haziran 1880'de açılan Mekteb-i Hukuk'- ta usûl-i muhâkeme-i hukükıyye, belâ- gat-ı Osmâniyye ve ta'lîm-i hitâbet ders­lerini verdi. Ahmed Vefik Paşa'nın başve­kil olması üzerine 30 Kasım 1882'de Ad­liye nazırlığından ayrıldı ve üç buçuk yıl resmî görevlerden uzak kaldı. Bu sırada tarihini tamamladı, Kavâid-i Osmârıiy- ye'nin eksiklerini ikmal etti.
Cevdet Paşa son olarak Server Paşa'- nın vefatı üzerine 11 Haziran 1886 tari­hinde beşinci defa Adliye nâzırlığına ge­tirildi. Ancak Sadrazam Mehmed Kâmil Paşa ile aralarında çıkan anlaşmazlık se­bebiyle bir süre sonra ayrılmak zorunda kaldı. 10 Mayıs 1890'da II. Abdülhamid onu Meclis-i Âlî'ye tayin etti. Cevdet Pa­şa bundan sonraki hayatını ilmî çalışma­larına ve çocuklarına ayırdı. Kısa bir has­talıktan sonra 26 Mayıs 1895'te Bebek'­teki yalısında vefat etti ve Fâtih Sultan Mehmed Türbesi hazîresine defnedildi.
Tanzimat devrinin önde gelen şahsi­yetlerinden olan Cevdet Paşa, son asır Türk-İslâm ilim âleminin mümtaz sima­larından biridir. Ahmed Cevdet büyük bir devlet adamı olduğu kadar aynı zamanda tarihçi, hukukçu, mütefekkir, edip, eğitim­ci ve sosyologdur. Henüz genç bir medre­se talebesiyken olağan üstü zekâsı, çalış­kanlığı, bilgisi ve isabetli tahlilleriyle ho­calarının dikkatini çekmiş, zaman zaman onlarla ilmî meselelerde tartışmalara girmiştir. Genç yaşta İslâmî ilimlerle bir­likte Arapça ve Farsça'yı çok iyi bir şekil­de öğrenirken Emîn Efendi adlı bir kişi­den Fransızca dersleri de aldı. Bu ona kısmen Batı tarih kitaplarını ve kanunla­rını okuma ve anlama imkânını vermiştir.
Cevdet Paşa medeniyeti cemiyet ha­yatının gereği olarak kabul etmekteydi. Ona göre insan doğuştan medeniyete yatkındır. İnsanoğlunun medenî hayata geçiş sürecinde toplumlar arasında bazı basamak farkları doğmuştur. Böylece medeniyet, toplumların göçebelik ve yer­leşik durumundan sonra üçüncü ve son merhalesini oluşturur. Bu merhaleye ulaşmanın temel şartı insanların kema­le erdirilmesidir ki bu da ancak eğitim ve öğretimle mümkündür. Cevdet Paşa bu husustaki çalışmalarını başlıca üç noktada yoğunlaştırmıştır, a) Yeni eği­tim ve kültür kurumlarının açılması, b) Her derecedeki okullar için yeni ders ki­taplarının hazırlanması ve yayın faaliyet­lerinin arttırılması, c) Türkçe'nin bilim dili haline getirilmesi. Cevdet Paşa na­zırlıkları döneminde bu konularda önem­li kararlar almış ve üstün başarılar el­de etmiştir. Nitekim Encümen-i Dâniş'in teşkilinde büyük katkılarda bulunmuş, dârülmuallimîn yönetmeliği onun müdür­lüğü zamanında düzenlenmiş ve 1872'- de İstanbul'da ilk idâdî de onun Maarif nâzırlığı sırasında açılmıştır. On iki cilt­lik Târih-i Cevdet'ini devrine göre sa­de bir dille yazmış olması, onun dilde sadeliğe verdiği önemin bir sonucudur. Ayrıca okullarda okutulmak üzere mo­dern metotlara göre Türkçe ders kitap­ları hazırlamıştır. Öte yandan Türkçe'nin ilim dili olamayacağını iddia edenlere bir cevap olmak üzere Takvîmü'l-edvâı adını verdiği risâlesini bastırarak her­kese Türk diliyle de güzel eserler yazıla­bileceğini göstermiştir (Tezâkir, IV, 110).
Cevdet Paşa, Osmanlı kurum ve ku­ruluşlarına yeniden şekil verilmesi ko­nusundaki farklı fikirlerin hız kazandığı bir dönemde, gelenekçi Türk-İslâm Do­ğu kültürü ile yenilikçi Batı arasında sen­teze varmaya çalışmış bir şahsiyettir. Os­manlI müesseselerinin İslâmî esaslara dayandığını dikkate alarak Batı devlet­leriyle Osmanlı Devleti'nin farklı din ve medeniyetlerden doğduğunu, bu sebeple de her yönden Batılılaşma'nın hem yan­lış hem de imkânsız olduğunu düşün­müş, sonuç olarak Batı taklitçiliğine ve maddeci felsefeye şiddetle karşı çıkmış­tır. Ancak bütün icraatında Osmanlıcı- İslâmcılığı sürdürmekle birlikte metot­ta yenilikçiliği benimsemiş, Batı'nın po­zitif bilimler, teknik ve yönetim alanla­rındaki üstünlüğünü kabul ederek bu alanlarla ilgili Osmanlı müesseselerinin Batı tarzında ıslahını savunmuştur. Av­rupa kanunlarının ve kurumlarının ol­duğu gibi alınmasına karşı çıkan Cevdet Paşa İslâmî geleneklerin korunması ge­rektiğini söylemiş ve bir kısım devlet ile­ri gelenlerinin Fransız kanunlarının ter­cüme edilip alınması yönündeki görüş­lerine karşı çıkarak (Ma'rOzât, s. 199-2001 Mecelle'nin hazırlanmasında en önemli rolü oynamıştır.
Cevdet Paşa'ya göre İslâm dini her­kese hak ettiği hürriyeti verdiği için İs­lâm dünyasında Batı'daki gibi bir hürri­yet mücadelesi vuku bulmamış, buna karşılık adaletin tesisi gayretleri ön pla­na geçmiştir. Cevdet Paşa, devletin ve hükümetin ancak İslâmî esaslara uymak­la fitne, fesat ve zulmü önleyebileceğini düşünmektedir. Aynı sebeple gayri müs- limlere de "şer'-i şerife uygun muame­le edilmesini istemiştir. İslâm'daki bu eşitlik-adalet uyumundan dolayı Avru­pa'daki sınıf çatışmaları, feodalite, sö­mürü ve zulüm Osmanlı toplumunda gö­rülmemiştir.
Cevdet Paşa'nın millet anlayışı ise İs­lâm geleneğine uygun olarak müslüman milletlerin siyasî birlik ve bütünlüğünü temsil eden Osmanlılık temeline dayan­maktadır. Milliyet karşılığı olarak "kav- miyet'i kullanır ve bunun Fransız İhtilâ- li'nden sonra bulaşıcı bir hastalık gibi Avrupa'da yayıldığını söyler (Târih, I, 169). Vatan fikri konusunda da muhafazakâr­dır. Vatan mefhumunun müslüman halk arasında Avrupa'da olduğu gibi rağbet bulamayacağını, bunun yerine dinin da­ha tesirli olacağını savunur. Ona göre OsmanlI'nın asıl büyüklüğü hilâfet ve sal­tanatın birleştirilmesinden doğmuştur. Devleti devlet yapan esas unsur İslâmi­yet'tir. Cevdet Paşa ayrıca meşrutiyet idaresine de karşı çıkar. Nitekim 1. Meş- rutiyet'in ilânı ve Meclis-i Meb'ûsan'ın kapatılması sırasında Sultan Abdülha­mid'in siyasetini desteklemiş ve Adli­ye nâzırı sıfatıyla Midhat Paşa'nın Yıl­dız Mahkemesi 'ndeki yargılanmasında önemli rol oynamıştır.
Cevdet Paşa İktisadî hayatta liberaliz­mi benimsemekle birlikte devletin kal­kınması için kapitülasyonların kaldırıl­ması gerektiğini savunmuş, iş hayatın­da müslümanların da anonim şirketler kurmasını teklif etmiştir.
Tarihçiliği. Cevdet Paşa, pek çok vasfı yanında özellikle tarihe dair eserleriyle klasik Osmanlı tarihçiliğine yeni bir ba­kış açısı getirmiş; tarihçilik, tarih felse­fesi ve metodolojisi bakımından da eski vak'anüvis tarihlerinden farklı yeni bir anlayışın yolunu açmıştır. Osmanlı tarih­çiliğinin klasik geleneğine şeklen bağlı görünmek ve İslâm tarihçiliğinin "ilmî tarihçilik" ekolünü takip etmekle birlik­te bunun belâgata önem veren İran tar­zı edebî tarihçilikle âhenkli bir terkibini gerçekleştirmiştir. Böylece bir bakıma Kâtib Çelebi ve Müneccimbaşı gibi aynı terkibi yapmış olan tarihçi neslin son temsilcisi olmuş, eski ile yeni tarihçilik anlayışı arasında bir köprü vazifesi gör­müştür. Cevdet Paşa tarih felsefesi ve metodolojisinde geniş ölçüde, bir kısmı­nın tercümesini yaptığı İbn Haldûn'un Mukaddime 'sinin tesirinde kalmıştır. Bundan dolayı A. Hamdi Tanpınar onu "İbn Haldûn'un son şâkirdi" sayar. Ayrıca talebesi Selim Sâbit'e, fikrî dünyasının gelişmesinde Michelet, Taine, İbn Haldûn, İbn Teymiyye, Zehebî, Alman tarihçisi Hammer, İngiliz tarihçisi Buckle ve Ma- caulay, Fransız âlimi Montesqieu'nun et­kisi olduğunu belirtmiştir. Cevdet Paşa'- nın Batılı müelliflerden ne ölçüde fayda­landığı tartışmalı ise de İbn Haldun'un görüşlerinin onun tarihçilik anlayışında önemli bir yer tuttuğu söylenebilir. Nite­kim İbn Haldûn'un asabiyet* prensibini Osmanlı Devleti'ne uygulayarak bu devle­ti "Türklüğe mahsus olan sıfât-ı sâbite-i memdûha ile şecâat ve diyânet-i Arabiy- yeyi cem' etmiş bir cem'iyyet-i cemile" şeklinde tanımlar (Târih, I, 29). Cevdet Pa­şa, İbn Haldûn'un "beş tavır" nazariye- sini Kâtib Çelebi, Müneccimbaşı, Naîmâ gibi Osmanlı tarihçilerine benzer bir an­layışla nakletmiş ve her devlet gibi Os­manlI Devleti'nin de kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve çöküş safhala­rından geçeceğini, ancak beşinci tavrın tıpkı diğer Osmanlı tarihçilerinin söyle­diği gibi değiştirilebileceğini belirtmiş­tir. Böylece tarihte mutlak bir determi­nizme inanmamakla İbn Haldûn'dan ay­rılmıştır. Osmanlı Devleti'nin gerileme­sini yükseliş döneminde sınırların fazla genişlemiş olmasına bağlamış, tıpkı Naî­mâ gibi, uzağı gören devlet adamları sa­yesinde devletin ömrünün uzatılabilece­ği, hatta yeniden canlandırılabileceği fik­rini benimsemiş, "değişmez muayyeniyet' yerine "iradeci" görüşe taraftar olmuş­tur. Bir bakıma Mukaddime'öen düşün­me mantığı alan Cevdet Paşa'nın telif modeli olarak da İbn Haldûn'un eserle­rinden etkilendiği, Tezâkir ile et-Tacrîf arasındaki muhteva benzerliğinden an­laşılmaktadır.
Cevdet Paşa tarihini yazarken kaynak eserleri ve diğer tarih malzemelerini topladıktan sonra bunları titizlikle de­ğerlendirmiş, yeri geldikçe eski tarihleri ve tarihçileri ciddi şekilde tenkit etmiştir. Meselâ tarihçi Edîb'i hükümlerinde süb­jektif davranmak ve ölçüsüz tahminler­de bulunmakla, Enverî ve Asım Efendi'yi yeteri kadar ilmî titizlik göstermemek ve çelişkili bilgiler vermekle suçlamış, Şânîzâde'nin taraflı davrandığına ve doğ­ru olmayan nakiller yaptığına işaret et­miştir. Kaynak seçimi ve bunları kullan­madaki titizliği yanında olayların sade­ce cereyan şekillerini aktarmakla yetin­meyip aralarındaki sebep-sonuç bağla­rını ortaya koyarak anlatmaya çalışmış­tır. Özellikle kurumların bozuluş sebep­lerine önem verip bu bozulmanın tahli­line girişmiştir. Böylece müessese tari­hine dair ilk denemeyi gerçekleştirdiği gibi olayların meydana gelişinde farklı bir yaklaşımı yakalamaya çalışmıştır.
Tarihin her şeyden önce bir merak ko­nusu olduğunu belirten Cevdet Paşa, ta­rihi mütalaa etmenin faydasının bir ola­yın şu tarihte şöyle olduğunu bilmekten ibaret olmadığını belirtir. Ona göre ta­rih, büyük- ve önemli olayların meydana geldiği gibi güçlü bir muhakeme ile ifa­de edilmesinden ibarettir. Bu ise eği­tim ve telkin bakımından önem kazan­maktadır. Ancak küçük olaylar ve önem­siz gibi görünen faktörler de mutlaka hesaba katılmalıdır. Çünkü olayların se­bebini araştırmada bunlar da etkili ola­bilir ve bu husus tarih ilminin asıl göre­vidir. Bütün olaylar birbirini takip eden gelişmelerin birer sonucudur. Ayrıca ta­rih devletin nizamının korunması için de önemlidir. Hatta Cevdet Paşa bazı ulemânın, geçmişteki usullerin yeni dö­neme uygulanması açısından da tarihin öğrenilmesi gereken bir ilim olduğu fik­rine katılır.
Cevdet Paşa'nın öncü rollerinden biri­ni de Avrupa tarihine ait değerlendir­meler teşkil eder. Osmanlı tarihi çerçe­vesinde Avrupa'nın iyi tanınması ve ha­diseler üzerinde Batı'daki gelişmelerin etkileri onun için önem kazanır. Avrupa'­daki olayları ve kurumlan sağlam bir şe­kilde kavradığı, bunları ifade berraklığı ile nakletmesinden de anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti'nin çözülüşünü XVII. yüz­yıldan başlatan Cevdet Paşa Tanzimat devri ideolojisiyle uyum içindedir ve dev­letin restorasyona değil reforma ihtiyaç duyduğu fikrinde olan kesimin görüşle­rini benimsemiştir. Bu bakımdan Doç. Batı mukayesesi, medeniyet tarihçi ç yapan Cevdet Paşa için önemlidir. Ha~ tarihî çağlar bile onu ilgilendirmiş, Av­rupa'nın zamanlama ölçülerinin İslâ.r tarihine uymayacağını belirterek bunu' Doğu için İslâm öncesi ve sonrası olara» ikiye ayrılması gerektiğini, İslâm dininır ve hukukunun tarihi kendi şartlarına göre biçimlendirdiğini yazmıştır. Fransc İhtilâli'ni tahlil eden ve sonuçları üze­rinde duran Cevdet Paşa, anayasasız ve ihtilâlsiz gelişen İngiltere parlamentos. ve rejimi taraftarıdır. Osmanlı Devleti - nin başlıca hasmı durumundaki Rusya . yı çok iyi tanıdığı ve bu konuya özel br ilgi duyduğu, Viyana sefiri Sadullah Pa­şa'ya yazdığı mektubundan anlaşılmak­tadır. Burada I. Petro ile II. Mahmud ur reformları arasında yaptığı mukayese onun tahlil gücü hakkında fikir vereb: lecek değere sahiptir. İngiltere'de inkı­lâbın asil sınıfın zorlaması ve halkı yam- na alması ile, Fransa'da halkın ayaklan­ması ile gerçekleşirken Rusya'da ve Os- manlılar'da tepeden geldiğini belirtir Bütün bunlar onun tarihi bir bütünlü»- içerisinde ele aldığını gösterir (ayrıca bt TÂRİH-İ CEVDET).
Hukukçuluğu. Cevdet Paşa, devlet adarr lığı ve tarihçiliğinin yanı sıra aynı zaman­da Tanzimat döneminin önemli hukuk düzenlemelerini yapan bir hukuk adamı­dır. Bu dönemde hazırlanan kanunların ve kurulan müesseselerin önemli bir kıs­mı onun imzasını taşımaktadır. Bu se­beple Bernard Levvis'in onun hakkında kullandığı "dâhi hukuk adamı" ifades (Modern Türkiye'nin Doğuşu, s. 122) mü­balağalı sayılmaz.
Öğrenimi sırasında İslâm hukuku ala­nında özel olarak çalışmamışsa da üs­tün kabiliyeti ve okumaya düşkünlüğl sayesinde fıkıh ağırlıklı medrese tahs:- linden fazlasıyla faydalanmış, Lofça'da iken Halebî ve Mültekâ gibi Osmanlı- lar'ca büyük önem atfedilen fıkıh kitap­larını okumuş, kendi ifadesiyle "ulûm- şer'iyyede biraz mümârese kesbetmiş- ti". Daha çok genç iken bir süre müsev- vidlik yapmış, Lofça müftüsünce verile*- fetva müsveddelerini kaleme almıştır Tanzimat'ın ilân edildiği yıl İstanbul'a gelerek medrese öğrenimine burada de­vam ederken gerek zekâsının parlaklıç gerekse çalışkanlığı sayesinde ilim mu­hitlerinde kısa sürede tanınmıştır. Nite­kim Sadrazam Mustafa Reşid Paşa me­şihattan, yapacağı düzenlemelerin şer yönünü aydınlatmak üzere bir ilim ada­mı istediğinde, "arzuya muvafık meş hattan gönderilen zat" denilerek kenct-sine Cevdet Efendi takdim edilmiştir. Yirmi dört yaşında Mustafa Reşid Pa- şa'nın yakın çevresine dahil olması ve bu çevrede Batılılaşma yanlılarının fikir­lerinden istifade etmesi, İslâm-Osmanlı ve Batı kültürlerinin faydalı bir sentezi­ni yapabilmesine uygun bir zemin hazır­lamıştır. Şekilde kısmen Batılı, fakat öz­de daima İslâm'a bağlı kalarak hukuk sahasında daha sonra ortaya koyduğu çalışmalar onun gerçekten "arzuya mu­vafık zat" olduğunun delilidir.
Cevdet Paşa'nın Tanzimat döneminde hukukla ilgili en önemli eserleri, hazır­lamış olduğu kanun ve nizâmnâmelerle tesis ettiği hukuk kurumlandır. Bu alan­daki ilk hizmetleri, 1850'de dârülmual­limîn müdürü ve Meclis-i Maârif âzası olmasıyla başlar. Bu görevlere geldikten sonra hem dârülmuallimîn nizâmnâme­sini hem de bu dönemde Meclis-i Maâ­rifçe hazırlanan bütün nizâmnâmeleri bizzat o kaleme almıştır. Bu hizmetle­rinde göz doldurması, kanun ve nizâm­nâme kaleme almada belirli bir tecrübe ve meleke kazanması sebebiyle, 1855'te Osmanlı medenî kanununu hazırlaması düşüncesiyle kurulan Metn-i Metîn Ko- misyonu'na üye seçilmiştir. Bu dönem­de gerek adı geçen komisyondaki göre­vinin icabı, gerekse bu sırada tayin edil­diği Galata kadılığı dolayısıyla fıkıhla da­ha yakından ilgilenmeye başlamıştır. An­cak Metn-i Metîn teşebbüsü başarıya ulaşmamış, kurulan komisyon satım ak­dini konu edinen ve bugün elde bulun­mayan "Kitâbü'l-Büyû'"u kaleme aldık­tan sonra çalışmalarına son vermiştir. Buna rağmen Cevdet Paşa'nın bu çalış­madan daha sonra hazırlayacağı Mecel­le için tecrübe kazanmış olduğu söyle­nebilir.
Cevdet Paşa kısa bir süre sonra he­nüz otuz beş yaşında iken Meclis-i Tan- zîmat üyesi oldu (1857). Tanzimat dev­rinde hazırlanması düşünülen kanun ve nizâmnâmeleri kaleme almakla görevli bu meclise Cevdet Paşa'nın üye olma­sı, hem meclis hem de kendisi için çok verimli olmuştur. Bu dönemde Meclis-i Tanzimat'ça hazırlanan bütün kanun ve nizâmnâmeler Cevdet Paşa'nın kalemin­den çıkmıştır. Onun meclisteki ilk çalış­ması 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunnâ­mesi üzerine olmuş ve kendisinden ön­ce hazırlık çalışmaları başlayan kanunun kaleme alınmasında emeği geçmiştir.
Bu kanunnâmenin tamamlanmasından sonra Cevdet Paşa'nın bu defa Meclis-i Tanzîmat tarafından hazırlanması ka­rarlaştırılan Arazi Kanunnâmesi için ku­rulan komisyona başkan olduğu görül­mektedir. Onunla birlikte Tahsin, Arif ve Mehmed Rüşdü efendilerden oluşan ko­misyonun hazırlamış olduğu 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunnâmesi, Tanzimat dö­neminin iki orijinal kanunundan biridir ve gerek dilinin sadeliği gerekse kanun tekniği bakımından devrinde hazırlan­mış kanunlann en başanlı örneklerinden­dir (bk. ARAZİ kanunnamesi). Ancak Cev­det Paşa sadece kanunu hazırlamakla kalmamış, daha sonra bununla ilgili ola­rak Tapu Nizâmnâmesi, Tapu Senedâtı Hakkında Tâlimat ve Tapu Senedâtı Hak­kında Târifnâme'yi de kaleme almıştır. Ebü'l-Ulâ Mardin'e göre 100 yıla yakın bir süre hukuk fakültelerinde okutulan ve tenkitçi nazarla incelenen Arazi Ka­nunnâmesi ve ilgili nizâmnâmelerin ek­siklik kabul edilecek noktalarının yok denecek kadar az olduğu görülmüştür (Medenî Hukuk Cephesinden Ahmet Cev­det Paşa, s. 41).
Daha sonra Meclis-i Tanzimat'ça yine o dönemde düzenlenen ve tam sayısı­nın tesbiti hayli zor olan çok sayıda ka­nun ve nizâmnâme de meclis adına Cev­det Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Ardından bütün bu kanun ve nizâmnâ­meleri Düstur adı altında bir kitapta top­layan Cevdet Paşa, böylece bugün beşin­ci tertibi yayımlanmakta olan ve hukuk mevzuatını bir araya toplayan bu eserin ortaya çıkmasında en önemli rolü oyna­mıştır (bk. DÜSTUR).
Cevdet Paşa'nın Meclis-i Tanzimat'ta­ki çalışmalarından sonra hukuk alanın­da en önemli hizmeti Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye'nin kurulmasında görülür. 1860 tarihli Ticaret Kânunnâme-i Hümâyunu'- na eklenen bir zeyil ile İstanbul ve taş­rada ticarî davalara bakmak üzere tica­ret mahkemeleri, 1864 tarihli Vilâyet Ni­zâmnâmesi ile de kaza, sancak ve vilâ­yetlerde ceza ve hukuk davalarına bak­mak üzere nizamiye mahkemeleri kurul­muştu. 1868 yılında bu mahkemelerin temyiz mercii olarak Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye kuruldu. Bu tarihe kadar Mec- lis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye adıyla fa­aliyet gösteren meclis Şûrâ-yı Devlet ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye olarak ikiye ay­rıldı. Bugünkü Danıştay'ın ilk şekli olan Şûrâ-yı Devlet'in başkanlığına Midhat Paşa, Yargıtay'ın ilk şekli olan Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye'nin başkanlığına da Cevdet Paşa getirildi. Cevdet Paşa, bir taraftan Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye nizam­namesini bizzat kaleme alırken ve diva­nın sağlam hukukî esaslar üzerine ku­rulması için gayret gösterirken diğer ta­raftan divan üyelerinin bilgili ve dirayet­li hukukçular arasından seçilmesi için çalıştı. Bu arada böyle bir mahkemenin faaliyete geçmesinin özellikle ilmiye sı­nıfında tepki doğurabileceğini düşüne­rek bunu önlemek maksadıyla, Celâled- din ed-Devvânfnin şer'iyye mahkemele­ri yanında mezâlim* mahkemelerinin de kurulabileceğini savunan Dîvân-ı Me- zâlim'e dair risâlesini tercüme edip di­vanın umumi bir toplantısında okudu.
Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye Nizâmnâme­si, özellikle hâkimlerin azledilemeyeceği hükmünü getirmesiyle dikkati çekmek­tedir. Bu hüküm, Osmanlı Devleti 'nde asırlarca uygulanmış olan belirli süreler­le hâkim tayini uygulamasına tam bir aykırılık teşkil etmektedir. Cevdet Paşa, mahkemelerde adaletin icrası bakımın­dan hâkimlerin belli bir süre ile sınırlı olarak tayinlerinin mahzuru ve dolayısıy­la hâkim teminatının lüzumu üzerinde ısrarla durmuş, 1872'de sadârete tak­dim ettiği bir lâyihada da şer'iyye ve ni- zâmiye mahkemelerindeki hâkimlerin azledilmemeleri gerektiğini önemle vur­gulamıştır. Cevdet Paşa daha sonra Dî- vân-ı Ahkâm-ı Adliyye'nin iç nizâmnâ­mesini de hazırladı ve bu kurumu biri temyiz diğeri istinaf olmak üzere iki mahkeme halinde teşkilâtlandırdı. Bu dönemde, Cevdet Paşa'nın gerek mah­kemenin düzenlenişi gerekse üyelerin seçilişinde büyük gayret ve titizlik gös­termesi sayesinde önemli bir gelişme olarak sistematik temyiz usulü Osman­lI hukukuna girmiştir. Cevdet Paşa çok sonraları 15 Temmuz 1887 tarihli bir ge­çici kanunla divana bir de istida dairesi ekleyerek Osmanlı yargıtayının kurulu­şunu tamamlamıştır.
Cevdet Paşa, yeni kurulan nizâmiye mahkemeleri hâkimlerine ilâmları kale­me almada kolaylık olmak üzere Cerî- de-i Mehûkim adıyla bir de mecmua çı­kararak burada her derecedeki mahke­me ilâmları için örnekler yayımlamıştır.
Bugünkü hukuk fakültelerinin nüvesi sayılabilecek Mekteb-i Hukuk 1880'de onun Adliye nâzırlığı döneminde açılmış­tır. 1286 (1869) tarihli Maârif-i Umûmiy- ye Nizâmnâmesi'nde İstanbul Dârülfü- nunu'nun şubeierinden birinin hukuk şu­besi olacağı belirtilmişti (md. 80). Ancak o tarihlerde dârülfünun açılamadığından bu proje gerçekleşmedi ve bu boşluğu doldurmak için Mekteb-i Hukuk'un açıl­masına karar verildi. Hazırlıkları daha önce başlayan bu okulda ilk dersi, hem Adliye nazırı hem de mektebin hocala­rından biri olması sıfatıyla Cevdet Paşa vermiştir. Mekteb-i Hukuk II. Meşruti­yet'in ilânından sonra dârülfünunun bir fakültesi olarak öğretim faaliyetini sür­dürmüştür.
Cevdet Paşa nın İslâm ve Osmanlı hu­kukuna kazandırdığı en önemli eser şüp­hesiz Mecelle-i Ahkâm-ı Adiiyye'dir. Metn-i Metîn teşebbüsünden on üç yıl sonra ortaya çıkan eser, bütün İslâm dev­letlerinde İslâm hukuku alanında hazır­lanan ilk kanun olma özelliğine sahiptir. Cevdet Paşa'nın bu kanunun ortaya çık­masındaki rolü. Mecelle'yi hazırlayan heyetin başkanı sıfatıyla sadece kanu­nun hazırlanmasından ibaret değildir. Bu noktaya gelmeden önce Fransız me­denî kanununun alınmasını isteyenlere ve bu arada en başta Sadrazam Âlî Paşa ile Fransız büyükelçisi De BourĞe'ye kar­şı vermiş olduğu mücadele sonunda Co- de Çivile'in iktibası yerine millî bir kanu­nun hazırlanması fikrini kabul ettirmesi ve bu fikre sonuna kadar sahip çıkarak Mecelle'rim tamamlanmasını sağlaması en az telifindeki emeği kadar önemlidir (bk. MECELLE-i AHKÂM-ı ADLİYYE).
Mecelle her ne kadar bir heyet (Me­celle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti) tarafın­dan hazırlanmışsa da gerek eserin ha­zırlanmaya başlanmasında ve tamam­lanmasında gerekse maddelerinin kale­me alınmasında en büyük pay Cevdet Pa­şa'ya aittir. Kendisine karşı oluşan mu­halefetin etkisiyle dördüncü kitabın ta­mamlanmasından sonra bir süre cemi­yetten uzaklaştırılmış ve "Kitâbü'1-Vedia" onun yokluğunda hazırlanmışsa da bu kitabın hem kanun tekniği hem de ge­tirmiş olduğu hükümler bakımından bü­yük eksiklikler taşıdığı görülmüştür. Bu­nun üzerine tekrar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti'nin başına getirilen Cev­det Paşa, "Kitâbü'I-Vedîa"yı toplatarak yerine "Kitâbü'l-Emânât"ı kaleme almış­tır. İki kitabın karşılaştırılması, Cevdet Paşa'nın Mecelle'ye katkısını ortaya çı­karması bakımından önemlidir.
Mustafa Reşid Paşa'nın etkisiyle el­den geldiğince sade bir dil kullanmayı tercih eden Cevdet Paşa, gerek Arazi Ka­nunnâmesi ve Mecelle, gerekse kaleme almış olduğu diğer kanun ve nizâmnâ­melerle Türk hukuk dilinin oluşmasında önemli bir role sahiptir.
Mecelle1 nin hazırlanmasından sonra Cevdet Paşa nın başkanlığındaki Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti bir de Usûl-i Muhâkemât-ı Hukükıyye kanun tasarısı hazırlamışsa da Adliye Nezâreti tarafın­dan kanun üzerinde bütünlüğünü boza­cak ölçüde değişiklik yapıldığından cemi­yet bununla daha sonraki safhalarda il­gilenmemiştir. Mecelle'nin eksik kitapla­rını tamamlamayı hedefleyen cemiyet bu hedefe ulaşmadan kapatılmıştır. Cevdet Paşa nın bundan sonra hukuk alanında dikkate değer bir çalışması olmamıştır.
Yanya'da vali iken Mecelle çalışmala­rına katkıda bulunmak için kaleme al­dığı ve "bey' bi'l-vefâ"yı konu edinen Ri- sâle-i Ve/â bir yana bırakılırsa Cevdet Paşa'nın hukuk alanında yazılmış müs­takil eseri yoktur. Âli Ölmezoğlu, Cevdet Paşa nın Şerh-i Kitâbul-Emânât adlı bir çalışmasından bahsediyorsa da lİA. III, 122) bu eser Ahmed Cevdet Paşa ya de­ğil İkdam gazetesi sahibi Ahmed Cev­det'e aittir (Özeğe, IV, 1649). Hayatının en verimli dönemlerini müfettişlik, vali­lik. meclis üyelikleri ve muhtelif nezâret­lerde nâzırlık gibi çok çeşitli devlet gö­revlerini ifa etmek, tarih, edebiyat, man­tık. matematik alanlarında muhtelif eser­ler yazmakla geçiren, kurduğu mahke­meler ve kaleme aldığı kanunlarla Os­manlI hukukuna yeni bir yapı kazandı­ran Tanzimat döneminin bu dâhi hukuk­çusu, hukuk alanındaki mesaisini kanun ve nizâmnâme yazmaya hasretmiş, bu yoğun çalışmalar içerisinde ayrıca hukuk kitabı yazmaya fırsat bulamamıştır.
Eserleri. 1. Târîh-i Cevdet'. Osmanlı tarihinin 1774 Küçük Kaynarca Antlaş­masından 1826'da Yeniçeri Ocağı nın kaldırılmasına kadar olan dönemini ih­tiva etmektedir. On iki cilt olan eserin kaynakları arasında vak'anüvis tarihleri, sefâretnâmeler, özel tarihler, arşiv ka­yıtları, resmî tezkireler ve kendi hâtırala­rı bulunmaktadır. Eserde diğer vak'anü­vis tarihlerinden farklı olarak Avrupa ta­rihine de önemli bir yer ayrılmıştır. Otuz yılda tamamlanan Târîh-i Cevdet'in çe­şitli tertip ve baskıları vardır. Bunlardan birincisi, ilk üç cildi 1270-1273'te (1854- 1857) basılmış ve 1301'de (1884) tamam­lanmış olanıdır. İkincisi, Cevdet Paşa'nın bazı ekler ve düzeltmeler yapmak sure­tiyle Matbaa-i Osmâniyye'de 1309'da (1891) yapılan baskısıdır ki buna "ter- tîb-i cedîd" adı verilmektedir. 2. Tezâ- kir. Cevdet Paşa'nın vak'anüvisliği zama­nında (1855-1865) bizzat kendisinin de içinde bulunduğu olaylara dair tuttuğu notlardan teşekkül eden bir hâtırat ni­teliği taşımaktadır. Cevdet Paşa bu not­ları kendisinden sonra vak'anüvis olan Ahmed Lutfi Efendi'ye tezkireler fa -- de yollamıştır. Bu sebepten dolay 2 esere Tezâkir-i Cevdet adını verm scr Kırk tezkireden meydana gelen ese- ilk tezkiresi daha önceki vak'anüvis i- * durumları hakkındadır; ardından çe~- dört tezkire Ahmed Lutfi Efendi'ye : ~ zı vesikalar gönderdiğine dairdir. 6 e 39. tezkirelerde ise Cevdet Paşanın :z- zat yaşadığı Tanzimat devrinin bir .: sim olayları ile bu dönemin hemen Ke­bir eserde bulunmayan siyasî, sosya = ahlâkî durumu yer almaktadır. Ese*:i Bosna-Hersek teftişi. Kozan ıslahatı : bi kendisinin katıldığı olaylarla devlet = saray adamlarının birbirleriyle olan çe­kişmeleri, türlü menfaat çatışmaları, İs­tanbul'un o zamanki iç yüzü samim: « sade bir dille anlatılmıştır. Son tezfc-s de kendi biyografisi yer almaktadır. Ese­rin ilk tezkireleri Târîh-i Osmâni Enc-- meni Mecmuası'nin 44 (1 Haziran ; ve 47. II Ekim 1333) sayılarında "Var ~- nüvis Cevdet Paşa'nın Evrakı" adı ait * da yayımlanmıştır. Yeni harflerle tam :r neşri ise Mehmet Cavit Baysun taraf * dan dört cilt halinde yapılmış olup 1 -' 1 tezkireler 1. kitap (Ankara 1953), 13-21 tezkireler 2. kitap (Ankara 1960), 21-2r tezkireler 3. kitap (Ankara 1963) ve -I tezkire 4. kitap (Ankara 1967) olarak Tün Tarih Kurumu tarafından basılmışr- Eserin 1986'da yine Türk Tarih Kurur _ tarafından aynı tertip üzere ikinci bas­kısı da yapılmıştır. Tezâkir-i Cevde: r Cevdet Paşa'nın el yazısıyla olan mis veddeleri yirmi bir defter halinde İstz- bul Belediyesi Atatürk Kitaplığı'nda t. lunmaktadır (Cevdet Paşa Evrakı, nr. 1-2'.. 3. MarûzâL 1255-1293 (1839-1876' yı­lan arasındaki tarihî ve siyasî olayla- özet halinde yazılmasını şifahî olarak s teyen Sultan II. Abdülhamid'in emnye kaleme alınmıştır. Padişaha sunulm-s dolayısıyla müellifin "Ma'rüzât" adın; ver­diği bu eser "cüzdan" denilen kısım, = " ayrılmıştır. Devrine göre sade bir dilie .e beş cüzdan halinde kaleme alınan Ma r. zdf'ın, Cevdet Paşa'nın arîzalarından =- laşıldığına göre, halen mevcut olmavs- birinci cüzdanı Tanzimat'tan Abdülr-e cid'in saltanatının sonlarına (1273/18501 ikinci cüzdanı Sultan Abdülaziz'in ilk c-i- virlerine (1279/1863), üçüncü cüzcii*. Sultan Abdülaziz'in aynı yılda Mısır se­yahatinden 1281 (1864) yılında Fır.-s Islâhiyye'nin İskenderun'a çıkışına, ocr- düncü cüzdanı 1283 (1866) yılına, be; - ci cüzdanı ise aynı tarihte Halep zate yesinin tanziminden 11. Abdülhamic - saltanatının ilk devirlerine (1293, kadar gelmektedir. Eser Tezâkir'\e ş-nı zamanlara ait olup aynı kalemden çık­mış olmasına rağmen takdim şekli, ga­yesi ve muhtevası bakımından önemli farklılıklar taşır. Nitekim Ma'rûzdî'ın, Abdülhamid'in isteği doğrultusunda ve onun mizacına uygun bir dille yazıldığı ve yer yer dedikodulara bile yer verilme­si sebebiyle Tezâkir'öen ayrıldığı dikka­ti çeker. Bu bakımdan her iki eser bir­birini tamamlar mahiyettedir. Ma'rû- zât'm cüzdanları II. Abdülhamid'in taht­tan indirilişine kadar onun yanında kal­mış, daha sonra Yıldız evrakı arasında ele geçmiştir. Bu arada birinci cüzdan kaybolmuştur. Eserin Cevdet Paşa'nın el yazısı ile olan müsveddeleri İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı'nda bulun­maktadır (Cevdet Paşa Evrakı, nr. 22-25). Sultan Abdülhamid'e takdim edilen üç ve dördüncü cüzdanlar ise Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'ndedir. İki, üç ve dördüncü cüzdanlar bazı atlamalarla Ah­med Refik (Altınay) tarafından Türk Ta­rih Encümeni Mecmuası'nin XIV-XVI. 11924-1925) ciltlerinde neşredilmiş, ayrı­ca eserin tamamı yeni harflerle yayım­lanmıştır (nşr. Yusuf Halaçoğlu, İstanbul 1980). 4. Kısas-1 Enbiyâ' ve Tevârîh-i Hulefâ. Hayatının son yıllarına doğru yaz­dığı bir eserdir. Hz. Âdem'den Hz. Mu- hammed'e kadar gelip geçen peygam­berlerin kıssalarından, İslâm dininin or­taya çıkışı, Hz. Peygamber'in hayatı ve Hulefâ-yi Râşidîn ile Emevî, Abbâsî ha­lifelerinden, diğer Türk-İslâm devletle­rinden ve Osmanlı tarihinin 1439 yılına kadar olan ilk devirlerinden bahseder. Daha çok eğitim ve öğretim gayesiyle kaleme alınan eserin tamamı on iki cüz­dür. İlk altı cüzü Cevdet Paşa'nın sağlı­ğında basılmıştır. Tam ve yanlışsız şek­li ise kızı Fatma Âliye Hanım tarafından 1331'de (1915) on iki cüz halinde neşre­dilmiştir. Bu baskı, bazı kelimelerin kar­şılıkları parantez içinde verilerek aynen Latin harflerine aktarıldığı gibi (1, İstan­bul 1976, II, 1977) sadeleştirilmek sure­tiyle de yayımlanmıştır (haz. Mahir İz, İs­tanbul 1972). Eser ayrıca Kazan Türkçe- si'ne de çevrilerek iki defa basılmıştır (Kazan 1900, 1911). Bu eserinde yer yer üslûp şaheseri denebilecek örnekler or­taya koyan Cevdet Paşa'nın dili daha son­ra birçok yazar tarafından takdirle kar­şılanmıştır. S. Kırım ve Kafkas Tarih­çesi (İstanbul 1307). Halim Giray'ın Gül- bün-i Hânân'ından istifade ederek ka­leme aldığı küçük bir eserdir. Kafkas­ya'nın tarihî coğrafyası ile buralarda ya­şayan toplulukların etnografyasının yer aldığı kitap, İngiliz elçisi Lord Stratford Canning'in isteği üzerine Paris Konfe­ransı 'nın toplanmasından önce yazılıp Mustafa Reşid Paşa'ya sunulmuştur. Re­şid Paşa eseri Fransızca'ya çevirterek Canning'e vermiştir. Kırım ve Kafkas Tarihçesi Kütübhâne-i Ebüzziyâ arasın­da basılmış, 1918'de de Yeni Mecmua'- nin 49. sayısında neşredilmiştir. 6. Mu- kaddime-i İbn Haidûn. İbn Haldûn'un el-cİber adlı Arapça genel tarihinin gi­rişi olan I. cildin altıncı faslının tercüme­sidir. Tarih felsefesinden, tarihin fayda­larından ve tarihçilik mesleğinden bah­seden mukaddimenin tercümesine ilk olarak I. Mahmud devri şeyhülislâmla­rından Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi başlamış ve beş faslını tercüme etmiş, onun eksik bıraktığı son bölümü de Cev­det Paşa tamamlamıştır. Eser, iki cildi Pîrîzâde'ye (Bulak 1274; İstanbul 1275), son cildi Cevdet Paşa'ya (İstanbul 1277) ait olmak üzere üç cilt halinde basılmıştır. 7. Belâgat-1 Osmâniyye* (İstanbul 1298). Cevdet Paşa'nın Mekteb-i Hukuk'ta okut­tuğu edebiyat dersi notlarından meyda­na gelmiştir. Klasik İslâm belâgat anla­yışına göre düzenlenmiş edebiyat kural­larını ve bunlara uygulanan Türkçe mi­salleri ihtiva eder. Bu alanda yazılmış ilk Türkçe eser olup çeşitli baskıları yapıl­mıştır. 8. Kavâid-i Osmâniyye. Eser Türkçe'de yayımlanan ilk gramer kitabı olarak önem taşıdığı gibi Cevdet Paşa'- nın hayatının sonuna kadar ilgileneceği dil konusundaki çalışmalarının da ilk adı­mını teşkil eder. Kitabın ilk tertibi (İstan­bul 1281) Cevdet Paşa ile Keçecizâde Fu­ad Paşa'ya aittir. Ancak daha sonra Cev­det Paşa eseri Tertîb-i Cedîd Kavâid-i Osmâniyye adıyla yenilemiş ve kendi is­miyle bastırmıştır (İstanbul 1303). Kitap Cevdet Paşa tarafından ayrıca muhtasar olarak tertip edilmiş ve değişik adlarla otuzdan fazla baskısı yapılmıştır (baskı­ları için bk. Özeğe, II, 845; III, 1063, 1064; 1830). Eserin ilk tertibini H. Kelgran Almanca'ya tercüme etmiştir (Gramma- tik der Osmanischen Sprache, Helsingfors . 9. Medhal-i Kavâid (İstanbul 1268). İlkokul talebelerini kavâid-i Osmâniyye'- ye hazırlamak üzere yazılmıştır. 10. Ka- vâid-i Türkiyye. Sıbyan mektepleri için kaleme alınan bu eser ilk defa 1292'de (1875) basılmış olup Medhal-i Kavâ- id'in basitleştirilmiş şeklidir. 11. Dîvân-ı Sâib Şerhi'rıin Tetimmesi. İranlı şair Sâ- ib-i Tebrîzî'nin divanı Süleyman Fehîm Efendi tarafından şerhedilmekte iken onun 1845'te ölümü üzerine eksik kalan kısım Cevdet Paşa tarafından tamam­lanmıştır. 12. Mi'yâr-ı Sedâd* (İstanbul 1293). Oğlu Ali Sedad için yazdığı man­tığa dair bir eser olup zamanına göre sade bir dille yazılmış ilk Türkçe mantık kitabıdır. 13. Âdâb-ı Sedâd fî ilmi'l- âdâb (İstanbul 1294). Tartışma usul ve kurallarını ihtiva eden eser Mi'yâr-ı Se- dâd'm bir eki mahiyetindedir. 14. Beyd- nü'l-unvân (İstanbul 1273, 1289, 1299). Henüz öğrenci iken Türkçe olarak yaz­dığı bu eser İslâm ilimleri metodolojisi­ne dairdir. 15. Takvîmul - edvâr (İstan­bul 1287, 1300) Şemsî-hicrî tarih esas­larını anlatan bir eserdir. 16. Mecmûa-i Ahmed Cevdet. İslâm dinini kabul eden iki kişiye, bazı sorularının karşılığı ola­rak Cevdet Paşa tarafından yazılıp Bâb-ı Meşîhat'ça gönderilen cevapları ve eski Şam müftüsü Mahmud Hamza Efendi ile dinî meselelere dair aralarında geçen yazışmaları ihtiva eder. Yazma halinde olan eser İstanbul Belediyesi Atatürk Ki- taplığı'nda bulunmaktadır (Muallim Cev­det, nr. 98). 17. Hulâsatü'l-beyân fî te'lî- fi'l-Kur'ân (İstanbul 1303). Kur'an'ın cem'ini anlatan Arapça bir eserdir. Ali Os­man Yüksel tarafından Muhtasar Kur an Tarihi adıyla tercüme edilerek Cevdet Paşa'nın hayatı ve eserlerine dair bir giriş­le birlikte yayımlanmıştır (İstanbul 1985). 18. Mecmûa-i Âliye. Kızı Fatma Âliye Hanım'a okuttuğu hikmet, felsefe, ilm-i ruh, matematik, geometri, astronomi ve çeşitli İslâmî ilimlere dair dersleri bu eserde toplanmıştır. Tek nüshası İstan­bul Belediyesi Atatürk Kitaplığı'ndadır (bk. İA, III, 122). 19. Ma'lûmât-ı Nâfia (İstanbul 1279). Rüşdiye mekteplerinde okutulmak üzere yazdığı bir eseridir. 20. Hilye-i Saâdet (İstanbul 1304, 1305). 21. Eser-i Ahd-i Hamîdî (İstanbul 1309). İb- tidâî mektepleri için kaleme aldığı bir il­mihal kitabıdır.

  1. Cevdet Paşa'nın bazı eserlere yazdığı taTikatları da vardır. Ayrıca şiirlerini Sul­tan Abdülhamid'in isteği üzerine haya­tının sonlarına doğru bir divanda topla­mıştır. Müellif hattıyla yazılmış nüsha­ları İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplı- ğı'nda bulunan (Cevdet Paşa Evrakı, nr 37) divandaki şiirlerin çoğu kaside ve ga­zel tarzında olup içlerinde şarkı, rubâî, tarih ve müfredler de bulunmaktadır. Cevdet Paşa'nin şiirleri, kuvvetli bir dil ve teknik bilgi ile geniş bir kültürün bes­lediği parlak bir zekânın ürünüdür. Ge­nellikle sade ve temiz bir Türkçe ile ya­zılmış olmalarına karşılık şiiriyet ve li­rizmden mahrum olan bu manzumeler, gençlik heyecanı ve muhitinin teşvikle­riyle kaleme alınmış samimi parçalar vasfını taşımaktan öteye geçmez.

BİBLİYOGRAFYA:
BA, Sicill-i Ahvâl Defteri, nr. 1, s. 2; Sicill i Ahlâk, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Cevdet Paşa Evrakı, nr, 22-25, 47; Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir (nşr. Cavid Baysun), Ankara 1967, I-IV; a.mlf.. Tarih, I, 29; a.mlf., Ma'rüzât (nşr. Yusuf Halaçoğlu), İstanbul 1980; Düstur, Birinci Tertib, İstanbul 1290,  I, 198; İsmail Hakkı,
Ondördüncü Asrın Türk Muharrirleri III: Cevdet Paşa, İstanbul 1308; Fatma Âliye, Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı, İstanbul 1332; İbnülemin. Son Asır Türk Şairleri, I, 236-237, 239; Türkiye Maarif Tarihi, IV, 1084-1116; Ergun, Türk Şairleri, III, 1034-1043; M. Şakir Ülkütaşır, Cevdet Paşa, Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri (1822-1895), Ankara 1945; Ebü'l-Ulâ Mardin, Medenî Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul 1946, tür.yer; a.mlf., Mecelle", İA, VII, 433-436; Ümid Meriç, Cevdet Paşa'nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, İstanbul 1975; Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, İstanbul 1978, s. 215-222; Levvis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s. 121-123; Özeğe, Katalog, I, 124-125; II, 845; III, 1063-1064; IV, 1649, 1830; ayrıca bk. tür.yer.; M. Cevdet, "Dârü'l-muallimîn'in Yetmiş Birinci Sene-i Devriyyesi Vesilesiyle Müessesenin İlk Müdürü Cevdet Paşa'nın Hayat-ı İlmiyyesi Hakkında Konferans", Tedrisat Mecmuası, sy. 39 (1333), s. 429-440; Sıddık Sami Onar, "Osmanlı İmparatorluğunda İslâm Hukukunun Bir Kısmının Codification'u, Mecelle", İÜ Hukuk Fakültesi Mecmuası, XX/1-4, İstanbul 1955, s. 57-85; M. Cavid Baysun, "Cevdet Paşa, Şahsiyetine ve İlim Sahasındaki Faaliyetine Dair", TM, XI (1954), s. 213-230; Tanpınar, Türk Edebiyatı Tarihi, s. 159-178; a.mlf., "Cevdet Paşa Hakkında Düşünceler, I-III", Edebiyat Üzerine Makaleler (haz. Zeynep Kerman), İstanbul 1977, s. 196-206; A. Dilaçar, "Gramer", TDAY Belleten 1971, s. 130-131; Richard L. Chambers, "The Education of a Nineteenth-Century Ottoman Âlim Ahmed Cevdet Paşa", İJMES, sy. 4 (1973), s. 440-464; Yusuf Halaçoğlu, "Kendi Kaleminden Ahmed Cevdet Paşa", Ahmed Cevdet Paşa Semineri, İstanbul 1986, s. 1-6; Ercüment Kuran, "Türk Tefekkür Tarihinde Ahmed Cevdet Paşa'nın Yeri", a.e" s. 7-12; a.mlf., "Tunuslu Hayreddin Paşa ve Türkiye'nin Çağdaşlaşması", Töre, sy. 158 (1984), s. 38-39; Şerafettin Turan, "Cevdet Paşa'nın Kültür Tarihimizdeki Yeri", Ahmed Cevdet Paşa Semineri, İstanbul 1986, s. 13-20; M. Akif Aydın, "Bir Hukukçu Olarak Ahmed Cevdet Paşa", a.e., s. 21-39; a.mlf., "Mecelle'nin Hazırlanışı", Osm.Ar., IX (1989), s. 31-50; Hulusi Yavuz, "Mecelle'nin Tedvini ve Cevdet Paşa'mn Hizmetleri", Ahmed Cevdet Paşa Semineri, İstanbul 1986, s. 41-101; S. Hayri Bolay, "Ahmed Cevdet Paşa'nın Dine Bakışı", a.e, s. 103-106; Bekir Kütükoğlu, "Tarihçi Cevdet Paşa", a.e., s. 107-114; İlber Ortaylı, "Cevdet Paşa ve Avrupa Tarihi", a.e, s. 163-172; Mücteba İlgürel, "Cevdet Paşa Tarihi'nin Kaynaklarından Vâsıf Tarihi", a.e., s. 115-126; Zeki Ankan, "Cevdet Paşa'nın Tarihinde Kullandığı Yabancı Kaynaklar ve Terimler", a.e., s. 173-197; Âli Ölmezoğlu, "Cevdet Paşa", İA, III, 114-123; A. Cevad Eren, "Tanzîmât", a.e., XI, 732-735, 757-758; H. Bowen, "Ahmad Diewdet Paşha", £72(îng.), I, 284-286.
YUSUF HALAÇOĞLU - M. AKİF AYDİN
KAYNAK: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI, 7. CİLT, İSTANBUL

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.