Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

FARABİ KİMDİR? İSLAM FELSEFESİ

a)-Metodu ve İslam felsefesindeki yeri

Meşşai felsefe sadece Aristocu okulun görüşlerinin İslam dünyasına yansımasından ibaret değildir. Farabi'de, Aristo felsefesinin yanında İslam nassının, Eflatun'un, Plotinos'un ve Yeni-Eflatuncu akımın da önemli tesirleri görülür.
Bütün maddi olayları manevi ve ruhi prensiplere irca ederek uzlaştırıcı bir spiritualizm doktrini kurmaya çalışmıştır.
Yunan felsefesinin bilhassa kozmogoniye dair temel görüşleriyle İslam inancının uzlaştırılması hususunda İslam filozoflarının bazısı dini, bazısı da felsefeyi esas almış ve böylece değişik din felsefeleri ortaya çıkmıştır. Farabi felsefeyi esas alanlar arsında yer alır. Filozofun başta Gazali tarafından olmak üzere bir çok hücumlara maruz kalmasının asıl sebebi de, birbirinden çok uzak bulunan bu fikirleri uzlaştırma teşebbüsüdür.
b)-Felsefe anlayışı
Farabi'ye göre felsefe, bir herşeye şamil olan alemi bizim önümüze seren bir ilimdir. Nefsin saf olması felsefe yapmanın hem şartı hem de neticesidir. Onun için kendisini nefsin ıslahına vakfetmiştir.
Ona göre tabiat ilimleri ile akli ilimler, geometri ve mantığın kontrolü altında yapılmalıdır.
c)-Bilginin kaynakları ve ilimler sınıflaması
Farabi, bilgilerin kaynağı olarak 3 esas kabul eder: Buna göre vasıtasız ve zorunlu bilgi duyular ve akıldan doğar. Vasıtalı ve akıl yürütmeye dayanan bilgi de nazar yolu ile elde edilir. Bir de vasıtası, açık ve seçik bilgiyi kavrama vasıtası olarak sezgiyi öne sürer. İki türlü sezgi vardır. Bize dış alemi ve eşyayı tanıtan, duyulara ve akla ait sezgi. İkincisi nazara yani eşyanın prensiplerini kavramaya yardım eden matematik ve metafizikte kullandığımız sezgidir.
Filozof ilimleri 5 sınıfa ayırıyor.1-Dil ilmi ve bölümleri 2-Mantık ilmi ve bölümleri 3-Öğretme ilimleri(matematik, musiki ..) 4-Tabiat ilmi ile ilahiyat ilmi, metafizik ve bölümleri 5-Medeni ilim ve bölümleri, fıkıh ve kelam da buraya dahildir.
d)-Farabi'de mantık
O, kendisine gelinceye kadar mantıkçıların müphem bıraktıkları veya halledemedikleri mantık meselelerini halletmiş, Kindi'nin anlayamadığı noktaları göstermiş ve kıyasın nasıl kullanılacağını açıklamıştır. Meşşai felsefesini sistemleştiren Farabi İslam aleminde mantığı 9'a bölmüştür: 1-Kitabu'l Medhal 2-Kitabu'l Mekulat 3-Kitabu'l İbare 4-Kitabu'l Kıyas 5-Kitabu'l Burhan 6-Kitabu'l Cedel 7-Kitabu'l Hikmet 8-Kitabu'l Hitabe 9-Kitabu'l Şiir
Farabi'ye göre mantığın en önemli tarafı, zihni bilinenlerden bilinmeyene götüren ispattır.
e)-Tabiat ilimleri
Metafiziği kozmoloji ve psikoloji ile birleştirdiği gibi, tabiat ilmini de metafizik ve psikoloji görüşü ile birleştirir. Filozof, kendinden önceki filozofların Phytagoras ve Demokrit'ten aldıkları tabiat görüşünü reddeder. Atom ve boşluk
fikirlerine karşı çıkarak, Aristo'nun madde ve şekil teorisini kabul eder. Buna göre madde ile şeklin birleşmesinden cevher meydana gelir. Madde bütün değişmelerine rağmen devamlı kalır, üç boyutludur ve sonludur. Öyle ise alem sonludur. Alemin yaratılmış olduğunu söyler. Fakat bu yaratılış Allah'tan sudur manasındadır. Alemin yok oluşu da, onun Allah'a rucu etmesi demektir.
f)-Metafizik görüşü
Farabi'nin görüşleri kelam ve tasavvuf ile yakından ilgili olduğu için, felsefesinin en önemli kısmı metafiziğe ait görüşleridir.
Gerçeğin zirvesinde vacib'ul vücud olan Allah bulunur. Allah birdir ve herşeydir. Bütün varlığın dayanağı odur. Farabi'ye göre bir şey ya mümkündür ya da vaciptir. Mümkün olan kendisinden önce bir sebebe muhtaçtır. Bu illetler silsilesi bir noktada durmak zorundadır, o da vacib'ul vücud olan Allah'tır.
Ancak Allah o kadar mükemmeldir ki O'nun bu mükemmelliği bizi dehşete düşürür ve O'nu tam olarak tasavvur etmemize mani olur. Bizim O'nu eksik anlamamız akıl kuvvetimizin zayıflığından ve tasavvurlarımızın yetersizliğindendir. Yoksa O'nun zatında bir eksiklik yoktur. Biz maddeden uzaklaştığımız nispette O'nu kavrayabiliriz.
g)-Farabi felsefesinde 4 temel fikir
1-Aristo'ya göre Allah alemin merkezidir ve maddeye şekil verir. Farabi'de ise bunun aksine Allah ile madde arasındaki ikilik kaldırılmış olup, maddenin zaruretini Allah'tan aldığı kabul edilmiştir.
2-Aristo'da Allah ilk hareket ettiricidir ve maddeye mekanik olarak tesir eder. Farabi bu nazariyeyi tamamen değiştirerek, aynı prensip ile metafizik ile fiziği açıklamaya çalışır.
3-Aristo'ya göre Allah sadece iyi ve güzel kurallarına göre mekanik bir şekilde ve bilmeden tesir ettiği halde, Farabi Allah'ın bilgisinin determinizmi ifade ettiğini kabul eder. Fakat ona göre Allah yalnız külileri, yani alemlerin kanunlarını bilir ama tabiatın cüzi hadiseleri ile meşgul olmaz.
4-Aristo'ya göre ilk hareket ettirici faal akıl veya Allah'tır. Burada faal akıl ile Allah birleştirilmiştir. Farabi'de ise külli akıl, Allah'tan sudur eden ilk mahluktur. O Allah olamaz. Çünkü sınırlı yaratıkları meydana getiren şey de sınırlıdır.
ı)-Farabi metafiziği ve kelamcılar
Farabi, metafizik görüşlerinde başlıca şu noktalarda kelamcılardan ayrılır:

  1. Kelamcılara göre zat vücud dan önce gelir. Farabi'ye göre vücud ve zat zaruridir yani Allah'ta birbirinin aynıdır.
  2. Kelamcılar, ruh ölmez olduğu için bedenle tekrar birleşecektir derler. Haşre inanırlar. Farabi bunu reddeder. O, bu yönü ile meşşai filozofları arasında İslami nasslardan en uzak olanıdır. Bu yüzden, kendi sistemine has bir din felsefesi kurmak zorunda kalmıştır.

Farabi ahlak felsefesinde de kelamcıların aksine aklın bir fiilin hayır veya şer olduğuna hükmetmeye muktedir olduğunu kabul eder.
i)-Tasavvuf anlayışı
Farabi, tasavvufi izahlarına psikoloji anlayışı vasıtasıyla ulaşmıştır. Metafizik izahlar tasavvufi hayatı açıklayamaz. Farabi sisteminde tasavvufa yer vermiş olan ilk filozoftur.
k)-Din felsefesi
Filozof din ile felsefeyi şöyle mukayese eder: Birşeyi kavrayabilmenin iki yolu vardır. Birincisi, mahiyetinin akıl ile kavranması. İkincisi de, ona uygun bir misal ile hayal edilebilmesidir. Kabul ettirme de iki yoldan biri ile olur. Bunlar, kesin delil metodu ve inandırma metodudur. Şayet bir kimse varlıkların bilgisini elde ediyor, onların manalarını akıl ile kavrıyor, onları kesin delil vasıtasıyla tasdik ediyorsa bu bilgileri ihtiva eden ilim felsefedir. Fakat bunlar kendilerine uygun gelen misaller yoluyla hayal edilerek biliniyor ve buradaki tasdik inandırıcı metodlarla temin ediliyorsa bu bilgileri içine alan sahaya eskiler din diyorlar. Felsefe tarafından delil getirilen her hususta din inanmayı kullanır.
l)-Siyasi ve içtimai görüşleri
Farabi, siyasi düşüncesinde Eflatun'un devlet görüşünü benimser. Bu görüşü insanları üstün bir hayra götürdüğü için islami anlayışa daha yakın bulur.
Farabi bilgiye büyük önem atfederek, insanların ahirette erişecekleri mevki ve mutluluğun bilgi derecesiyle münasip olacağını söyler. Siyaset nazariyesinde devletin Aydınlar tarafından idare edilmesi gerektiğini, böylece idare edilenlerin de bilgi yönünden yükseltileceğini belirtir.
Farabi'ye göre faziletli ve faziletsiz diye iki türlü toplum vardır. Bunların birincisi yalnız ilimler ve faziletlilerden oluşur. Aydınlar aistokrasisi tarafından yönetilir. Gerçek mutluluk bu toplulukta olur. Faziletsiz denilen ikinci toplum gerçek bir toplumdur.
m)-Farabi okulu: Kendisini hemen takip eden ve tesirini devam ettiren filozoflara Farabi Okulu denir. Önemli simaları:
m1: Sicistani: Sicistani'nin felsefesinde ağırlık noktayı teşkil eden din ile felsefeyi uzlaştırma çabası, İslam düşüncesinde kelam ve tasavvufta bazen çatışmalara bazen de uzlaşmalara sebep olmuştur.
m2: Ebu Hayyan Tevhidi: Felsefedeki öneminin yanında edip, fakih ve sufi olan Tevhidi, yeni fikirler getirmekten çok, devrinin bütün düşünce hayatını ve meselelerini toplayıp aksettirmiş olmakla önem kazanmıştır. Tevhidi, eserlerinde kelam meseleleriyle felsefe meselelerini karşılaştırarak, din ile felsefe arasında alaka kurmaya çalışmıştır. Ona göre felsefe insanı tevhid inancına götürür.
m3: İbn Miskeveyh: Filozof olmasının yanında tarih, edebiyat ve tasavvuf meseleleriyle de uğraşmıştır. Fakat günümüze kadar önemini devam ettirme gücünü kurduğu felsefi ahlak sistemine borçludur. Farabi'yi izlerken Eflatun ve Aristo'nun fikirleriyle islamı uzlaştırma gayreti içinde bulunmuştur.
m3a)-Felsefesi Ona göre felsefe akla dayanırken, din münakaşasız bir şekilde emir ve nehiylere hitab eder. Felsefeden önce bir yer tutan dinin asıl önemi, insanı küçüklüğünden itibaren yetiştirmesidir. Felsefenin tesiri insan aklını olgunluğa erişmesinden sonra görülür. Allah'ın zuhurunun şiddetinden dolayı gizli kaldığını kabul eder. Vahy ile ilhamı birbirine karıştırır, hayvandaki içgüdüyü vahy diye telakki eder.
m3b)-Ahlak görüşü: İslam dininin hükümleri doğru ve gerçek olarak anlaşılırsa 'iyi ahlak' ile tam bir uyun halinde olduğu görülür. Din toplum için bir terbiye vasıtasıdır. İnsanın terbiye edilmesi gereken 3 melekesi vardır: a)-Alışkanlık: İnsanın yükselmesini, faziletlerin kazanılmasını sağlar. b)-Taklit: İnsanın başkalarının tecrübelerinden ve aklından faydalanmasını temin eder. Fakat kötü taklit insanı en aşağı derekeye düşürebilir. c)- İntibah: Bununla iyi kötüden tefrik edilir, ahlak yüksek bir şuur derecesine çıkar, tam ve gerçek bilgi meydana gelir.
m4-İbn Heysem: Daha önce zannedilenin aksine görmeyi temin eden ışık şualarının gözden çıkmadığını aksine görülen eşyadan göze geldiğini belirttiği gibi, gözün ve görme olayının izahını da mükemmel bir şekilde yapmıştı.
Ona göre kıyas ve temsil ile hakikata ulaşılamaz. Bunlar ancak deney yolu ile ispat edilen şeyi başkalarına anlatmakta faydalı olabilirlerdi. Bu sebeple İbn Heysem, Empirizm ve Tümevarım metodunun ilk müjdecisi kabul edilir.
KAYNAK: ANAHATLARIYLA İSLAM FELSEFESİ, DR. NECİP TAYLAN, ENSAR NEŞRİYAT

FÂRÂBÎ KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

Ses olayını ilk defâ fizîkî yönden açıklayan felsefeci ve mûsikî üstâdı. İsmi, Muhammed bin Turhan bin Uzluğ bin Turhan et-Türkî el-Fârâbî olup, künyesi Ebû Nasr'dır. 873 (H.259) senesinde Türkistân'ın Fârâb şehrinde doğdu. Doğduğu yere nisbetle Fârâbî denildi.Aslen Türk olup, babası, Vesîc ordusunda kumandandı. Batı felsefe âleminde Alfârabius adı ile bilinir.İlk tahsilini Fârâb'da gördü. Babasının tavsiyesi ile Bağdat'a ilim öğrenmeye gitti. Burada Hıristiyan filozof Ebû Bişr Mettâ binYûnus'tan felsefe alanında ders aldı. Bu arada; Arapça, Farsça, Grekçe ve Lâtinceyi çok iyi derecede öğrenerek,Aristo ve Eflâtun'un eserlerini defâlarca okudu. Derinden derine bunların tesiri altına girdi. Ebû BekrSerrâc'dan gramer ve mantık okudu. Daha sonra kendini tamâmen felsefeye verdi ve Yuhanna bin Haylân'la birlikte çalıştı. Bir ara Şam'a ve Mısır'a gitti. 941 senesinde Haleb'e giden Fârâbî, orada hüküm süren Hamdanoğullarından Seyfüddevle Ali adlı Türk beyini tesiri altına aldı ve himâye görerek Haleb'e yerleşti.Vaktini felsefî düşüncelerini kaleme almakla geçirdi.Kitaplarını Arapça yazdı.

Köse sakallı, kısa boylu olarak tasvir edilen Fârâbî, aynı zamânda bir mûsikî üstâdıydı. Kânun adındaki çalgı âletini o buldu. Ayrıca rübâb denilen çalgıyı da geliştirip, bugünkü şekle soktu. Bir çok bestesi vardır.Aynı zamanda hekimdi, fakat pratiği yoktu. Matematikle de uğraştı. 950 (H.339) senesinde seksen yaşlarındayken Şam'da öldü. Şam'da, Bâbüssagîr Mezarlığına gömüldü.

Fârâbî, ilimleri sınıflandırdı.Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve huatrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyân üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, mûsikî ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dâhildi. Fârâbî ilimleri; fizik, matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırdı.Onun bu metodu, Avrupalı bilgilenler tarafından kabul edildi.

Hava titreşimlerinden ibâret olan ses olayının ilk mantıkî îzâhını Fârâbî yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tesbit etti. Bu keşfiyle mûsikî âletlerinin yapımında gerekli olan kâideleri de buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Fârâbî, bu konuda çeşitli ilâçlarla ilgili bir eser yazdı.

Üstün bir zekâ ve kâbiliyete sâhib olduğu bilinen Fârâbî, tam bir felsefeciydi. Yunan felsefesini en ince ayrıntılarına kadar inceleyerek,Aristo ve Eflâtun'un eserlerinde öne sürülen düşünce ve fikirleri birbirine uydurmaya çalıştı. Sonradan batı âleminde bilhassa bu çalışmaları ile tanınarak eserlerine büyük îtibâr gösterildi ve Aristo'dan sonra gelen bir felsefeci olarak kabul edildi. Eskiyi yeni felsefeye ustalıkla aktardı. Böylece madde, hayat, kâinât, ölüm ve sonrası gibi temel konularda, İslâmiyetin bildirdikleri karşısında tam bir acz ve şaşkınlığa düşen batı âlemine, eski Yunan filozoflarını hatırlatarak, onların fikirlerini öğretti. Montesquieu, Spinoza gibi batılı filozoflar, Fârâbî'nin eserlerinin tesirinde kaldılar. Fakat,İslâm dünyâsında ve İslâm âlimleri yanında; din ile felsefeyi birleştirmek arzusu, peygamberlerle (aleyhimüsselâm) eski Yunan filozoflarını bir tutmak ve bâzı konularda filozofları öne geçirmek isteği yüzünden hiç îtibâr görmedi. Fârâbî'nin eserleri, İslâm âlimleri tarafından didik didik edilerek, düştüğü yanlışlar ve bozuk sözleri, en ufak ayrıntılarına varıncaya kadar gösterildi ve isbât edildi. Fârâbî; eserlerinde öne sürdüğü idealler nazariyesi, akıllar nazariyesi, aklı-ı faâl nazariyesi, nübüvvet yâni peygamberlik hakkındaki görüşleri, devlet ve siyâset nazariyeleri ile meşhur oldu.

Fârâbî hakkında çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Bunlardan batı kaynaklı olanlarda, methedilmiş, İslâm âlimlerinin eserlerinde ise, fikirlerinin yanlış ve bozuk yerleri teşhir ve isbât edilmiştir. Bunun temeli, felsefe ile din arasındaki ayrılıktır.

Din, Allahü teâlânın melek vâsıtasıyle peygamberlerine bildirdiği îmân, amel ve ahlâk esaslarıdır. Kaynağı vahy'dir. İslâm dîninde akıl, vahiyle bildirilenlere uyar. Felsefenin kaynağı ise "akıl"dır. Felsefeciler, vahye inanmaz. Genç yaşlarından îtibâren eski Yunan filozoflarının kitaplarını okuyan ve zamânındaki Hıristiyan filozoflardan uzun seneler ders alan Fârâbî, zamanla felsefe yolunu tutarak, İslâm dîninin bildirdiği belli başlı îmân esaslarından ayrıldı. Onun bu hâli, İslâm dîninin temel kitaplarından ve İslâm âlimlerinin derslerinden kâfî miktarda faydalanamayıp, tam bir din bilgisi alamamış olmasıyla îzâh edilir.

Fârâbî, pekçok düşünce ve görüşleriyle Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler ile bildirilen îmân esaslarından ayrılmıştır. Bunlar arasında en önemlileri:Peygamberliği çalışmakla ele geçebilir sanması, filozofları peygamberlere denk ve hattâ onlardan üstün bilmesi, maddenin ezelî olduğuna inanması, dîne yeni şeyler eklemek ve bâzı şeyleri çıkartmak istemesidir. Bu görüş ve inanışların, sâhibini îmânsızlığa ve sapıklığa götürdüğü, İslâm dîninin temel kitaplarının hepsinde yazılıdır. Bu eserlerde İslâm âlimleri, maddenin ezeli olmayıp "yok" iken sonradan Allahü teâlâ tarafından yaratıldığını ve yine "yok" edileceğini, Peygamberliğin çok çalışmakla, ilim tahsil etmek, çok ibâdet etmek ve iyi işler yapmakla ele geçmeyeceğini, bunun Allahü teâlânın bir lütfu ve ihsânı olduğunu, her peygamberin peygamberliğinin ezelde takdir edildiğini, dünyâya peygamber olarak geldiğini ve zamânı gelince peygamberliğinin kendisine bildirildiğini ve hiçbir insanın ne kadar yükselirse yükselsin, peygamberlerin derecesine ulaşamayacağını, dînin her bakımdan (îmân, ibâdetler ve ahlâk) tamam olduğu, bu hususlarda yapılacak en küçük bir ilâve veya çıkarmanın dîni bozmak olacağı çok açık ve kesin bir dille belirtilmektedir.

Görüş ve fikirlerindeki yanlışlık ve bozukluklar bilhassa İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânî gibi büyük İslâm âlimlerinin kitaplarında, çok açık bir şekilde îzâh ve isbât edilmiştir. Fârâbî'nin talebelerinden başlıcaları, Zekeriyyâ bin Adiyy ve Süleymân-ı Sicistânî'dir.İbn-i Rüşd, İbn-i Hazm ve İbn-i Sînâ da, Fârâbî'nin eserlerinin tesirinde kalarak yetişmişlerdir.

Eserleri:

Fârâbî; mantık, felsefe, matematik, tıp ve mûsikî sâhalarında kitaplar yazmıştır.Ondan fazla eseri olduğu bilinmekte olup başlıcaları şunlardır: 1) Ta'lîm-üs-Sânî, 2) İksâ-ül- Ulûm vet-Ta'rîf bi Ağrâdihâ. 3) Kitâbu Füsûs-il-Hikem, 4) Kitâbus-Siyâset-il- Medeniyye, 5) Kitâb-üs-Saâde, 6) Er-Risâle fî Ehl-il Medeniyyet-il-Fâdıla, 7) Er- Risâle fî İsbat-il-Müfârekât, 8) Kitâb-ül-Mûsikî-il-Kebîr, 9) Kitâb-ül-Muğnî fil- Edviyet-ül-Müfrede.

KAYNAK: REHBER ANSİKLOPEDİSİ, 7. CİLT

 

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.