Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

FELSEFENİN TARİHÇESİ (İslam Felsefesinin doğuşuna kadar)

Felsefi düşüncenin nerede, ne zaman ve hangi millette ortaya çıktığı tam olarak belirgin değildir. Kabul gören umumi kanaat, felsefenin beşiğinin Ege Denizi sahillerinde M.Ö. VI. yüzyıllarda yaşayan Yunanlılar olduğu doğrultusundadır. Bu, ilkçağ felsefesi diye bilinen devir, dar manada Yunan felsefesi ile, bu felsefeden doğmuş olan Helenizm-Roma felsefesidir. Geniş manası ile de, ilk yazılı belgelerden, yani M.Ö. 4 bin yıldan, M.S. 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar devam eder. Bu uzun zaman içinde birçok kültür ve medeniyet gelip geçmiştir. Hint ve Çin kültürleri bir yana bırakılırsa, sadece Akdeniz çevresinde Mısır, Mezopotamya (Sümer, Akad, Babil, Asur), Hitit, Fenike, Yahudi, Yunan ve Roma kültürleri önemli olanlarıdır.
Bunların içinden Yunanların kültür ve düşüncesiyle başlatılan felsefe tarihinin ilk dönemine Klasik İlkçağ veya Antik Felsefe denir. Bundan da yukarıda işaret edildiği gibi, Yunan Felsefesiyle onun bir devamı olan Helenezm-Roma felsefeleri anlaşılır.
Umumi hatları içinde bu devir, yöneldiği konular ve yetiştirdiği büyük filozoflar ile dört mühim döneme ayrılır.

  • Bütünü ile dış dünyaya, tabiata yönelik bir Tabiat Felsefesi.(Kozmolojik Devir)
  • Allah(c.c.), insan ve tabiatın bir münasebet içinde ele alındığı ve ağırlığın insan üzerinde toplandığı dönem(Antropolojik Devir)
  • Felsefenin hemen hemen bütün problemleriyle ele alındığı, ilimlerde ihtisaslaşmanın başladığı ve son döneme geçişi sağlayan devir(Büyük Sistemler Devri)
  • Sistemci filozofların, düşünce hayatının her sahasına uzanan görüşlerinin tekrarlandığı, felsefenin daha çok dini (Hint - Mısır) unsurlarıyla karıştığı ve pratikleştiği dönem (Helenistik Devir)

I- SOKRATES'TEN ÖNCEKİ YUNAN FELSEFESİ
(Kozmolojİk Devir - Presokratik Dönem ve Filozofları)
Felsefe tarihinde Sokrates (469-399) bir dönüm noktası kabul edilir. Ondan önceki felsefi problemlerin ağırlık merkezini Tabiat, diğer bir deyim ile insanın içinde yer almadığı dış dünya teşkil ettiği için, bu döneme Tabiat Felsefesi veya Kozmolojik Devir adı verilir.
Yunan felsefesi önce, bugünkü İzmir yakınlarında bulunan Milet'te ortaya çıktı. Bu okulun temsilcileri olarak Thales, Anaksimandros ve Aneksimenes'i görüyoruz. M.Ö. yüzyılın filozofları, Tabiatın kaynağının ne olduğu sorusunu sorarak, gözleme dayalı cevap aramışlardır. Başlıca meseleler; tabiatın nasıl ortaya çıktığı, Dünyanın şekli ve yapısı, Güneş'in ve Yıldızların mahiyeti, Dünyanın onlarla münasebeti vb.dir. Onlar organik alem ve insan problemiyle pek ilgilenmemişlerdir.

  • THALES: İlk fizikçi filozof ve felsefenin babası olarak kabul edilen Thales, Arkhe yani ilk temel madde, her şeyin başı, sebebi ve ilkesi olarak Suyu kabul etmiştir. Ona göre herşey sudan çıkmış, yine suya dönecektir.
  • Anaksimandros: Thales'in talebesi, Milet okulunun da ikinci filozofu Anaksimandros, Arkhe problemi üzerinde durmuş, fakat her şeyin başlangıcında bulunan, her şeyi kuşatan sınırsız şeyin Apeiron olduğunu söylemiştir. O yaratılmamıştır ve belli olamayan bir şeydir. Sonradan zıtlar şeklinde ayrılarak tüm canlılar ortaya çıkmışlardır. Dünya, silindir olup alemin merkezinde hiçbir yere dayanmadan yüzmektedir. Hayatın kaynağı sudur. İnsan dahil tüm canlılar suda yaşayan canlılardan gelişmişlerdir. Canlılar değişirler ve yok olurlar, fakat Aperion yok olmaz, o en yüksek Tanrı'dır.
  • Anaksimenes: Milet mektebinin üçüncü ve son talebesi olup hayatın esas varlığına Hava demiştir. Ruh düşüncesini felsefeye ilk katan odur.

*** Görüldüğü gibi bu üç filozof çok tanrıcı (politeist) olan Yunan dininin açıklamalarını terk etmişler, tabiat olaylarını ilmi tarzda açıklayıp Ahlak ve Din ile ilgilenmemişlerdir.

  • Herakleitos: İyonya filozoflarından biri olan Herakleitos ana maddenin ateş olduğunu söylemiştir. Her şeyin bir değişime uğradığını savunur."Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz. İkinci yıkanmada artık bu nehir aynı nehir değildir." der. Alemde tanrısal (ilahi) bir aklın olduğunu kabul eder. Logos adındaki bu "Alem Aklı" ile Tanrı, bir ve aynı şeydir. Böylece Tanrı, alemin içinde, onu düzenleyen ve idare eden prensiptir. İnsan ruhu bir ateştir. Ölümden sonra ruh tekrar bu sonsuz ateşe katılır.
  • Ksenofanes(569-477): Monoteist bir düşüncesi vardır. Ona göre tek ilah vardır. Ne zekaca, ne de vücutça insanlarla kıyas edilmez. Değişmez ve hareketsizdir. İşlerini düşüncesiyle zahmetsizce yapar. Fizik anlayışına göre görünüşler ve gerçek alem vardır, ana unsur topraktır. Her şey topraktan çıkıp yine toprağa döner. Elea Felsefesi adını taşıyan bir okulun kurucusudur. Parmanides'in hocasıdır.
  • Parmanides: Ona göre; duyular tarafından bildirilen alem, görünüşler alemi iken, gerçek alem sadece akılla kavranabilir. "Varlık, vardır ve var olmayan şey yoktur." Felsefesinin özünü teşkil eder. Filozofa göre varlık ve düşünce aynı şeydir. Bu sebeple var olmayan şey düşünülemediği gibi, kavramlarda ifade edilemez. Doğru düşünmek var olanı düşünmek demektir.
  • Elea'lı Zenon( 490-430) Hocası Parmanides'in doktrinini mantıki delillerle açıklamaya çalışmıştır. Zaman, mekan ve hareketin kabul edilmeyeceğini savunur.
  • Pyhagoras(580-500) Efsanevi bir şahsiyet, dini bir cemaatin kurucusu ve saf matematiği ortaya koyan bir düşünürdür. Bu cemaat tenasüh(ruh göçü)'ne inanırlar. Ruhun periyodik göçünden kurtulmak için maddi zevklerden uzak dururlar. İktidar olmuşlar, Matematik, Astronomi, Musiki ve Tıp gibi alanlarda söz sahibi olmuşlar, "Her şey sayı" demekle sayıyı ilahlaştırmışlar, Arkhe olarak su veya hava yerine sayı gibi bir kavram koymuş oluyorlardı. İlk defa yerin küre olabileceğini düşünmüşler, Dünyanın Evrenin ortalarında ve Güneşin çevresinde döndüğünü söylemişlerdi.
  • Empedokles: Tabiatla uğraşmıştır. "Dört Unsur"(Anasır-ı Erbaa) nazariyesini formülize etmiştir. Bunlar; su, hava, ateş ve topraktır. Ay ve Güneş tutulmalarıyla ilgili doğru gözlemler yapmış, ilk defa bitkilerin de hayvanlar gibi organizmalarının bulunduğunu söylemiştir.
  • Anaksagoras(500-428) Tabiat araştırıcısı olduğu kadar, dini konularda da görüşler sunmuştur. Yunanlıların ilah saydığı Güneş'e ateş topu dediği için hakkında dava açılmıştı. Ona göre; "yok olma" yoktur ve dünyada ne kadar madde varsa o kadar unsur vardır.
  • Demokritos: Materyalist ve mekanist telakkileri sistemleştirmiştir. Var olan yok olamaz, görünmeyen parçalara(atom) ayrılabilir. Böylece Atom nazariyesini şuurlu ve sistemli bir tarzda duyurmuştur. Filozof, ruhu da atom nazariyesiyle açıklamaya çalışmış, ruh için "En ince, en düzgün ve en hareketli atomlardan meydana gelmiştir" demiştir. Ayrıca, alemin kendiliğinden bir zaruretle ortaya çıktığını savunur, dolayısıyla asrın ateist filozofu olarak tanınır.

Sonuç olarak, felsefe tarihinde Kozmolojik Devir diye nitelenen bu dönemin iki temel problemle uğraştığı görünüyor.

  • İlk prensip, ana madde yani Arkhe problemi.
  • Tek bir cevherden varlığın çeşitliğinin nasıl oluştuğu, yani Oluş meselesi.

*** Dikkat edilirse her iki problem de insanın dışındaki dünyaya aittir. Yani Kozmolojik devirin esas özelliği tabiatın incelenmesidir.
II- ANTROPOLOJİK DEVİR (İnsan Felsefesi)
Felsefe tarihinde, Tabiat filozofları ile Demokritos arasında yer alan grup, her şeyden önce İnsan ile meşgul olmuşlardı. Bu filozoflar zümresine sofistiler denir. İlk çağda sofistiler denince, genellikle Şair ve Hakim kimseler akla gelirdi. Daha sonra Eflatun'un tesiriyle bu kelime olumsuz bir anlam kazanmış; gerçek olmayan bir ilmi para ile satan, öğretmenlik yaparken sadece kazanç ve çıkarını düşünen kimselere de Sofist denmişti.
Görüldüğü gibi Yunan felsefesi buraya kadar süren gelişmesinde önce tabiatı Arkhe ve Oluş yönünden araştırmış, ikinci olarak Sofistiler duyumlardan ve kesin bilgilerden şüphe ederek, tabiat filozoflarını tenkit etmiş ve birer öğretmen olarak ortaya çıkmışlardı. Artık bunlardan sonra Yunan felsefesi mühim bir devrini başlatacaktır. Bu devrin başında Sokrates bulunur. O, felsefe tarihinde bir sınır taşı kabul edildiği için, antik dönem filozoflarını ve felsefi dönemlerini "Sokrates öncesi" (Presokrat) ve "Sokrates sonrası" diye iki devirde ele almak adet olmuştur.
SOKRATES
Felsefesinde temel problem olarak insanı ele alması ve tenkitçi yönü ile Sofistilere benziyorsa da, insanı her şeyin ölçüsü olarak kabul etmekle bir rölativizmi savunan Sofistiler'den, külli bir doğrunun bulunabileceğine inanmakla ayrılır. Ayrıca sofistileri para ile ders vermekten dolayı şiddetli bir şekilde tenkit eder.
O, hiçbirşey bilmiyormuş gibi karşısındakine soru sorup, cevap vermelerini bekler, onları düşünmeye sevk eder. Gerçek bilginin varlığına inanır ve bu bilginin ahlak duygusu ile yakın alakası bulunduğunu savunur. O'na göre "Bu dünya nizamı ancak iyiliği dileyen bir Tanrı'nın varlığı ile izah edilebilir. Ölümsüz olan insan ruhu, gelecekteki hayatta iyi fiillerinden dolayı mükafatlandırılacak, kötü işleri için de ceza görecektir."
Hayatın mühim anlarında, mesela, bitkinlik ve yeis hallerinde, bir hiç olduğunu ve aczini hissettiği durumlarda daima içten bir sesin kendisine yol gösterdiğini, nasıl hareket etmesi gerektiğini söyler."Daimonion"um dediği bu ses sayesinde içinde bulunduğu durumdan kurtulur. Sokrat'a göre Allah'ın sesidir.
III-FELSEFEDE SİSTEMATİK DÖNEM (Büyük Sistemler Devri)

  • Platon(Eflatun)(427-347): Sokrates'in talebesidir. 387 yılında Atina'da Felsefenin yanında Matematik ve Musiki derslerinin de verildiği dünyanın ilk üniversitesi Akademia'yı kurmuştur.
  • Felsefesi:
  • İdealar nazariyesi ve ontolojisi: Gerçek bilgi her yerde açık-seçik ve şüpheden uzak olan doğru bilgidir. Eflatun'un kendi deyimiyle İdeallerin bilgisidir. Mesela, iyi denilen şey mutlak iyiye az-çok yaklaşan bir objedir. İdealarda ezeli ve ebedi bir nizam vardır. Bu nizama "İdealar Alemi" der. Evrene idealara göre nizam veren, maddeyi idealara göre şekillendiren "Demiurg" dediği alemin bir yapıcısından, bir tanrıdan bahseder. Filozofa göre Demiurg, aynen bir heykeltıraşın bir maddeden şekiller yaptığı gibi, çeşitli varlıkları ideaların modeline göre var etmiştir.
  • Ruhun ölmezliği fikri: Filozofa göre ruh, daha önce, yani vücuda bağlı olmadan idealar aleminde yaşamış, ideaları görmüştür. Şayet durum böyle ise, biz var olmadan önce ruh mevcut bulundu ise, o zaman onun ölümünden sonra da var olmaya devam edeceği sonucuna varabiliriz. Ayrıca, ruhun önceden yaşamış olduğu ideaları hatırlaması da onun ölümsüzlüğünün bir delilidir.
  • Devlet hakkındaki düşünceleri: Platon'un devlet hakkındaki görüşlerine göre bazı zümreler vardır.
  • İşçiler zümresi: Faziletleri; çalışmak ve itaat
  • Muharipler ve Bekçiler zümresi: Faziletleri; cesaret
  • İdareciler zümresi: Faziletleri; hikmetdir.
  • Aristo(M.Ö. 384-322): Platon'un Akademia'sında yetişti. İskender'e öğretmenlik yaptı. Gençliğinde hocasının idealar nazariyesi ve ruhun ölmezliğine inanmaktadır. Hocasının ölümünden sonra kendi sistemini geliştirmeye başladı.
  • Felsefesi:

Aristo'ya göre tek tek varlıklar ve olgular çok önemlidir. O, eşyayı duygularımıza muhatab oldukları gibi, hakikatleri bulundukları şekliyle kavramak ister. Hocasından aldığı bir prensip -bilgileri bir başlıkta toplama, genelleme- onun için yanlıştır. O, objelerin ferdi alanda külli kavramları taşıdığını düşünür. Bu bağlamda, Aristo idealist değil, realisttir.

  • Mantığı:

Aristo ile felsefe Tabiat ve İnsandan sonra Mantık konusuyla da ilgilenmeye başlar. Aslında, Aristo'ya göre mantık, felsefenin bir bölümü değildir. Mantık, düşünmenin kanunlarını koyan temel bir disiplin, en genel anlamıyla, ilme bir giriş, ilimler için bir alet ve yardımcıdır.

  • Metafiziği:

Aleme şekil veren, ondaki oluşu ilk önce harekete geçiren kuvvet Alah'tır(cc.). Allah(cc) herşeyin sonunda bulunur. Olayların ve oluşun bir gayeye yönelik oluşları, bütün evrenin tek bir güç tarafından idare edildiğini ifade eder. Evrene şekil kazandıran bu en yüksek illetin kendisi, madde çeşidinden başka birşey değildir. O, maddeden aridir, saf formdur. Evrendeki hareket, imkandan gerçekliğe bir geçiştir. Ancak alemdeki hareketin başı da sonu da yoktur.

  • Dört Sebep Nazariyesi:

Aristo her hadisede, her oluşta birbirleriyle sıkı bir şekilde ilgili olan dört sebep ileri sürer.

  • Maddi Sebep: Mesela, bitkinin büyümesinde aldığı hava, su vb gibi .
  • ªekil (Suri) Sebep: Bitkinin tohumunda gizli olan şeydir.
  • Hareket Sebebi: Gerçek tohumu meydana getiren daha önceki bitkidir.
  • Gaye Sebebi: Bitkinin alemi daimi bir oluşma ve gelişme halinde kabul etmesidir.
  • Evrendeki Varlık Tabakaları:

Evren, gayesi olan Allah'a (C.C.) doğru ilerleyip yükselirken bir kaç tabakalara ayrılır. İlk önce "ilk madde" bir tarafa bırakılırsa hava, su gibi inorganik maddeler vardır. Daha sonra organik maddelerden bitkiler ve hayvanlar gelir. "İnsanlık Alemi" ise bu tabakaların en üstündedir.

  • Fizik Görüşü:

Filozof dört unsura (hava, ateş, su, toprak) beşincisini(Aithere=Ether=Esir) de katmış; bu unsurun gök tabakalarını oluşturduğunu söylemiştir. Yani, küreden oluşan tüm gök cisimleri saydamdırlar ve esirden meydana gelmişlerdir. Allah'a (C.C.) en yakın onlardır.

  • İnsan Görüşü:

Aristo'ya göre insan, Allah'a en çok yaklaşmış olan, akıl sahibi ve üstün bilgi elde etme kabiliyetindedir. Dil de insanın ikinci üstün vasfıdır.

  • Ruh Görüşü:

Aristo'ya göre bütün hayati olaylar ruhun idaresinde cereyan ederler. Çünkü, organik hayatı maddi olan tabiattan ayıran esas etken ruhtur. Ruh, "Entellechia" adını alır. Aristo ruhu üçe ayırmış; her tabaka kendinden bir üst tabaka için bir madde durumundadır. En alt kademesi, bitki, hayvan ve insanda bulunan nebati ruhtur; sadece beslenir, büyür ve neslini devam ettirir. İkinci kademesi, hayvani ruhtur; algılar ve harekete geçer. Hayvanlar ve insanlar müşterektir. En yüksek kademeyi insan ruhu teşkil eder. Başlıca özelliği akıldır, davranışlarını belli bir gayeye göre yapma kabiliyetine sahiptir.

  • Ahlak Görüşü:

Filozofa göre, ahlak ifrat ve tefride girmeden akıl ile kazanılmış fazilettir ve nazari olması yetmez. Bu sayede, kemale ulaşılabilinir.

  • Devlet Felsefesi:

Aristo'ya göre üç devlet şekli vardır ve bunların her biri kendi içinde doğrudur.

  • Monarşi: Tek kişinin hakim olduğu devlette, bu kişi iyi ise idare ve devlette iyi olur.
  • Aristokrasi: İdare seçkin tabaka, vatandaşların iyiliğini üstün tutarsa, bu devlet tarzı da iyi bir idare olur.
  • Demokrasi: İyi bir devlet şekli olması iyi eğitim görmüş olan halk meclisine bağlıdır.

IV - ARİSTO'DAN SONRA FELSEFE VE ORTAYA ÇIKAN
ÇEŞİTLİ FELSEFE EKOLLERİ

  • Yeni Eflatunculuk (Neo-Platonizm)

İlkçağın ve Helenistik devrin en son ve en önemli felsefesidir. Platon'u esas almıştır. Ayrıca, Aristo'dan ve Stoa okulundan da tesirler almıştı. Kurucusu Plotinos'dur.
PLATİNOS'UN FELSEFESİ

  • Ruh Görüşü:

Platinos'un felsefe sistemi her şeyden önce metaryelizme karşı idi. Ona göre alem, manevi ve ruhi bir esasa dayanmaktadır. Ruh, bölünmez bir bütündür, bedenin bir organı değildir, bedenin her tarafına yayılmıştır. Bedene hakimdir ve ona şekil verir. Ölümle birlikte ruh bedeni terk eder ve bedene hayat veren ruhun çıkması cesedin çürümesine sebebiyet verir. Beden ölüme mahkum olduğu halde ruh ölümsüzdür. Bedenin ölümünden sonra, ruhun kendisine yeni bir şekil arar(tenasüh). Filozofa göre ferdi ruhların yanında bir de alem ruhu vardır. Ferdi ruhlar alem ruhunun içinde yer alırlar. Bunların üstünde zamanla ilgili olmayan Platon'un idealar alemi vardır. Onun da üstünde akıl bulunur. Son olarak da BİR denilen Allah bulunmaktadır.

  • Allah Anlayışı:

Stoalılar, Allah'ın alemin içinde olduğunu kabul ederek bir panteizmi benimsemişler, Aristo Allah'ın alemin üstünde Müteal olduğunu benimsemişti. Platinos'un görüşü bu ikisinin sentezi şeklindedir. Allah bir ve ilk olandır. Onu, tam bilemediğimiz gibi kavramlarla da açıklayamayız. Ona verilen her sıfat onu sınırladığından Allah'a sıfatlar vermekten kaçınmalıyız. Allah her şeydir Yalnız bizim düşündüklerimizden hiç biri değildir. O her şeyi meydana getirir, fakat kendisi hiçbirşey tarafından meydana getirilmiş değildir.

  • Alemin Var Oluşu:

Allah'ın varlığı ve mahiyetiyle, alemin var oluşu arasında çok sıkı bir münasebet vardır. Allah her şeyin kaynağıdır. Ancak alemin bu üstün kuvvetten, yani Allah'tan meydana gelişi onun, bölümlere ayrılmasıyla olmuş değildir. Alem bu asli cevherden taşmakla, sudur etmektedir. Fakat Allah'ın kendinden ve mahiyetinden, bu sudurdan dolayı hiçbir şey eksilip değişmemektedir. Platinos, alemin Allah'tan sudurunu anlatırken Güneş misalini kullanır. Ayrıca, Allah'tan çıkan her şeyde şuurlu veya şuursuz, tekrar ona dönmek arzusu vardır. Her şey Allah'ın etrafında döner ve O'na yaklaşmak arzusundadır. İnsanın gayesi de "BİR" olan Allah ile birleşmektir. Bu ise ancak cezbe yolu ile olabilir.

  • Yeni Eflatunculuku'un Roma'da Devamı Ve Hristiyanlık

Mistik karakteri ağır basan Yeni Eflatunculuk, Hz. İsa'dan II yüzyılı aşkın bir zaman sonra Plotinos (204-270) tarafından sistemlendirilmiş olan bir felsefe ekolü idi. Roma dini, yaklaşık üç asır önce çıkmış olan Hristiyanlığa karşı kendini, Yeni Eflatunculuğa istinad ederek savunmaya çalışıyor fakat, bu konuda başarısızlığa mahkum kalıyordu. Çünkü, Yeni Eflatunculukta spekülatif ve skolastik özellik ağır basıyor ve diğer yandan o daha çok aydınlar zümresine münhasır mistik bir dünya görüşü olarak kalıyordu.
HİRİSTİYANLIĞIN FELSEFE İLE İLGİLİ TEMEL GÖRÜŞLERİ
Başlangıçta felsefe ile temas kurmayan Hristiyanlık temel görüşleri ve ahlak anlayışından dolayı, daha sonra tenkit edilmeye başlayınca, prensiplerinin esaslı felsefi görüşlere aykırı düşmediğini göstermeye çalışmıştır. Hristiyanlık bu birinci dönemki gayretlerinden sonra, ikinci devrede doğmalarını ve prensiplerini felsefi yönden temellendirme çabalarına girmiştir. Hristiyanlığın doğma ve prensiplerini, filozofların hücumuna karşı savunma durumunda kalması sonucunda, Hristiyanlık bazı filozofları yetiştirmişti. Düşünce tarihinde bu döneme Patristik Felsefe denir. Patristik felsefe Kilise Babalarının felsefesidir. Kilise Babaları II - VI. Yüzyıllar arasında yaşamış ve Hrıstiyan doktrinin temellerini kurmaya çalışmış olan filozoflardır.
FELSEFENİN İSLAM DÜNYASINA GEÇİŞİ
İslam felsefesinde en önemli yeri tutan Batı(Yunan) felsefesi tesirinin doğrudan değil. Helenistik felsefe yani İskenderiye yolu ile olduğu bilinir. Zira, miladi altıncı yüzyılın başlarında dağılan Atina okullarının filozoflarından bir kısmı İskenderiye'ye, bir kısmı Suriye'deki merkezlere gitmiş, buralarda Platon ve Aristo'yu açıklayarak Hristiyanlaşmış Yunan felsefesini oluşturmuşlardı. Bu merkezlerde önce Yunanca yazılan eserler, sonradan Süryanice ve Aramca'ya çevriliyordu. İşte İslam dünyasında tercümesi yapılan ve İslam felsefesine tesir eden eserler de ilk planda bunlardı.
Yunan felsefesinin İslam dünyasına aktarılmasında, daha 7. Yüzyılın ortalarında Müslüman Arapların eline geçen Suriye ve İran'daki Hrıstiyan Nasturi ve Ya'kubi manastırlarının rolü ayrı bir yer tutar. Bu felsefenin mühim merkezleri olarak Urfa (Edese), Nusaybin (Nisibe), Harran, Gundeşapur ve Antakya'yı sayabiliriz.
Abbasilerde, özellikle Bağdat'ı devlet merkezi yapan ve Süryanca, Yunanca ve Farsça eserlerin tercümesini yapan kişileri teşvik eden Halife Mansur zamanında tercüme faaliyeti ciddi bir şekilde gelişmeye başlamış, daha sonra Harun Reşit ve ME'mun zamanlarında ise sistemli bir tercüme faaliyetine girilmişti. Bu halife Bağdat'ta Beyt-ül Hikme adını verdiği bir okul kurmuş, onun başına Yununcaya vakıf, Süryanice ve Arapça eserler yazmış bir kişi olan Yahya B. Maseveyh getirilmişti.

Kaynak: ANAHATLARIYLA İSLAM FELSEFESİ, Dr. Necip TAYLAN, Ensar Neşriyat

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.