Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

FUZULİ VE ESERLERİ

Manzum olanlar : 1. Türkçe Divan : Fuzûlî'nin sanat gücünü gösteren en tanınmış eseridir. Daha hayatta iken şiirlerinin elden ele dolaşarak bütün Türk ülkelerinde okun­muş olduğu tezkirelerden ve Divan'ın el yazmalarından anlaşıl­maktadır. Öz bakımından dolgun şiirler yazmış olan Fuzûlî, şekle de önem vererek divan tertibine özen göstermiştir. Çünkü onun gerek Türkçe gerek Farsça Divan'lan, tertip ve muhteva­ları bakımından eksiksiz tam birer divandır.
Türkçe Divan, mensur bir önsözle başlar. Yer yer manzum parçalar da bulunan bu önsözde sözün değerini belirterek onun yaratıcısı Tanrı'yi över. Şiir ve şairlikle ilgili âyetleri ve­rir. «Şiirin öylesi vardır ki, hikmetin ta kendisidir» diyen Hz. Peygamberin, şiirin derecesini yükseltmiş olduğunu belirterek ona da selât ve selâmdan sonra kendisinden söz eder. Şiir söy­leme istidadının yaradılışında bulunduğunu, edep ve bilgi tah­sili için gittiği okulda küçük yaşta şiir yazmaya başladığını, az zamanda şöhretinin etrafa yayıldığını söyler. Çocukluk zama­nında yazmış olduğu gazellerini bir araya toplayarak ufak bir divan meydana getirmiş olduğunu söylerse de, bu divan za­manla şairin ömrü boyunca yazdığı, saçının sakalının ağardı-ğmı bildirdiği gazelleri, kasideleri ve diğer Türkçe şiirleri ile zamanla kabarmış, 40 kaside, 302 gazel, 1 müstezat, 1 terkib-i bend, 3 terci-i bend, 2 müseddes, 3 muhammes, 2 tahmis, 3 mu­rabba, 42 kıt'a ve 72 rubaiyi içine alan büyük bir Divan mey­dana gelmiştir (Türkçe Divan, iş Bankası yayını, Ankara, 1958). Fuzûlî Türkçe Divan'mm önsözünde bütün ömründe Irak-ı Arap-tan dışarı   çıkmadığını,   mevki ve makamına bakılarak   şiirlerinin hor görülmemesini, gerçekte Kerbelâ'nın şerefli topra­ğında yetiştikleri için derecelerinin üstün olduğunu söyler. Şiir­lerinin gittikleri yerde itibar görmesi için dua eder. Özellikle şu üç taifenin şerrinden korumasını Tanrı'dan diler. Birisi kabi­liyetsiz, cahil kâtiplerdir ki bazen bir harf düşürerek «nâdir» i nâr eyler, bazen da bir nokta eksik yazarak «göz» ü kör eyler, ikincisi şair yaratılışta olmayan, meclislerde şiir okurken, nazmı nesrinden seçilmeyip şiirin güzelliğini yok edenlerdir. Üçüncüsü daima kötülük düşünen zalim hasetçilerdir ki, yeter­siz ve kötü yaratılışları ile şiir söyleme iddiasında bulunurlar. Şiirin inceliklerini ve sözün hakikatini anlamadıkları halde, mânâsız boş lâflarla Fuzûlî'nin şiirine müdahale ederek onlar) dinleme zevkini yok ederler.
Divanın kasideler bölümü, onun bilgisini ve ustalığını gös­termek istediği sanatlı bir tevhid ile başlar. Kasideleri arasında Hz. Peygamber için yazmış olduğu 9 na'tten en tanınmışı olan su redifli meşhur na'fi, davan şiirimizin şaheserlerindendir. Fu­zûlî'nin bütün kasideleri ustaca yazılmış olup gerek muhteva, gerek ifade bakımından dört başı mamur kasidelerdir.
Fuzûlî gazeller bölümünde her harften kafiyeli gazel yaz­mak suretiyle divan tertibinde şekle de ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Çünkü o yazdıklarının daima en mükemmel, dört başı mamur eserler olmasını istemiştir. Gazellerinin hemen hepsi lirizm bakımından dolgun, kolaylıkla söylenmiş, ahenkli ve akıcı şiirlerdir. Musammatları içinde Habîbî'ye nazire ola-rafc yazdığı müseddesiyle "Ne verseler ana şâkir ne kılsalar ana şâd" sehl-i mümteni mısramm bulunduğu müseddes, hocasının kızı için yazdığı rivayet edilen meşhur murabba, divan edebi­yatının değerli incileridir. Fuzûlî'nin divanmdaıki kıt'a ve rubai­leri de onun büyük şair olduğunu gösterecek değerde şiirleri­dir.
Türkçe Divan'ın elde bulunan en eski yazması 979/1571 tarihinde ölümünden 19 yıl sonra kopya edilmiştir (Üniversite Kütüphanesi T. Y. 5465). 984/1576'da Kerbelâ'da yazılmış olan nüsha (Ankara Eski Eserler Kitaplığı No. 101) ile, yine aynı yılda Hüseyin b. Gülşenî adında bir müstensihin yazdığı nüsha (Konya Mevlâna Müzesi No. 404), 990/1582 tarihli değerli bir yazma (Ali Emirî, Manzum eserler No. 342), 995/1587 (Top-kapı Sarayı kitaplığı, Revan kısmı, No. 749), 999/1590 (Süley-maniye, Lâleli kitaplığı No. 1912) tarihli yazmalar Türkçe Di­van'ın en eski nüshaları arasında olup özel kitaplıklar dışında İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde 70 el yazması tespit edil­miştir. (Müjgan Cunbur, Fuzûlî Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi, İstanbul, 1956). Türkiye dışında bulunan en eski yazmalardan 981, 991 ve 997 tarihlerinde kopya edilmiş üç nüsha Leningrad Asya Müzesi kitaplığındadır.
Türkçe Divan'ın eski harflerle baskıları Tebriz'de (1247, 1266, 1260); Bulak'da (1254, 1258); Taşkent'te (1311); İstan­bul'da (1268, 1284, 1278, 1291, 1296, 1318, 1329) yapılmıştır. Ayrıca Fuzûlî Külliyatı içinde de Türkçe Divan'ın birçok baskı­ları vardır (1268, 1286, 1296, 1408, 1318, 1342). Türkçe Divan'ın yeni harflerle 4 baskısı yapılmıştır (Abdülbâki Gölpınarh, Fuzûlî Divanı. 1. bas. 1948, 2. bas. 1961; Ali Nihat Tarlan, Fuzûlî Divanı, 1,1950;Kenan Akyüz, Şedit Yüksel, Müjgan Cun­bur, Süheyl Beken Fuzûlî, Türkçe Divan. 1958) Türkçe Divan Baku'da da Rus harfleriyle iki defa bastırılmıştır (Hanıit Aras-h, Baku 1944, 1958).
2. Farsça Divan : Fuzûlî'nin bu divanı Türkçe Divan'ın-dan daha kalındır. İçinde 49 kaside, 410 gazel, 1 terkib-i bend, 1 murabba, 1 müseddes, 46 kıt'a, 105 rubai vardır (Hasibe Ma-zıoğlu, Fuzûlî, Farsça Divan, Ankara, 1962). Fuzûlî bu divanına da mensur, manzum karışık bir önsöz yazmıştır. Önsözde ilâhî feyzin bir hazinesi olan sözün değerinden, bunca yıldır binlerce yazar bu hazineden harcadıkları halde bitip tükenmek bilme­diğinden bahsederek insana konuşma kabiliyetini bağışlayan Tann'ya şükreder. Peygamberin «Şiir bir sözdür. Güzeli güzel, çirkini çirkindir» hadisini alarak insanın güzel şiir söyleyebil­mesi için, şiir söyleme şartlarının bulunması gerektiğini belir­tir. Halbuki kendisinin (güzel şiir söyleyebilmesi için şartlar uygun değildir. Çünkü o «sultanların gölgesinden uzak, şuur­suz ve idaresiz halkından dolayı harab bir yer olan Irak-ı Arap' ta doğmuş ve yaşamıştır. Orası öyle bir bahçedir ki, salınan servileri sam yelinin kasırgası, goncaları mazlum şehitlerin me­zarlarının kubbesidir. Orası öyle bir zevk meclisidir ki, şarabı parçalanmış ciğerlerin kanı, musikisi avare gariplerin iniltile­ridir. Ne mihnet artıran sahrasında bir rahat rüzgâr esmiş, ne de belâlarla dolu çölündeki tozları yatıştıracak şefkat bulutu­nun ümidi belirmiştir. Böyle bir çile bahçesinde gönül goncası nasıl açılır, dil bülbülü ne terennüm eder» (bk. Farsça Divan Tere.) diyerek yetiştiği ortamın manevî havasını, şiirlerinde neden dert ve elemi terennüm etmiş olduğunu açıklar. Şiir mü­sabakasını zevk ve safada olanın değil de, dert ve elem çekenin kazanacağını kabul eder. Farsça Divan'ını tertipte, diğer eser­leri yüzünden gecikmiş olduğunu belirtir. Burc-i evliya olan Bağdat'ın, Necef ve Kerbelâ'mn havası, suyu ile yetişmiş şiir yetimlerinin gittikleri yerde saygı görmesi, şiirden anlamayan, lâfız ve mânâ inceliklerine uluorta itiraz eden cahillerin ayak­lan altında ezilmemesi için dua eder. Fuzûlî mahlasını niçin aldığım da bu önsözde anlatmış olduğu yukarıda geçmişti. Bu önsöz Farsça Divan yazmalarının bazılarında vardır (bk. Farsça Divan, IX-XII, 1-16; bu önsözün ilk baskısı için bk. Faik Reşat, Fuzûlî'nin Gayrimatbu Eş'ân. İstanbul, 1314, 34-48).
Farsça Divan'da kasideler bölümünün başında Fuzûlî'nin Hakanî, Hüsrev ve Molla Camî'ye nazire olarak yazdığı ve Eni-sü'1-kalb adını verdiği uzun kasidesi vardır. Fuzûlî bu kasidesini Sultan Süleyman devletinden fetih tesiri erişsin diye adalet yeri olan İstanbul'a göndermiş olup Kanunî'nin Bağdat'ı fet­hinden önce yazmıştır. Mânâ ve ifade bakımından güçlü kasi-delerindendir '(Bu kasidenin ilk baskısı ve tercümesi için bk. Cafer Erkilıç, Enisü'1-kalb, İstanbul 1944).
Fuzûlî, Hz. Ali'yi ve çocuklarını daha çok Farsça Divan'ındaki kasidelerinde övmüştür. 50 yıldır Ali'yi   övdüğünü, onu öven diğer şairler gibi ondan uzak olmadığım, daima kapısının top­rağım tavaf ederek öptüğünü söyler (Farsça Divan, 153). Yine bir kasidesinde de Ehl-i Beyt'in hakir   mensubu ve övücüsü olduğunu   söyleyerek söz gülzannda natıka   bülbülüne güzel terennümler fırsatı düştükçe Peygamber evlâdını övmek fazi­letini zavallı   Füzûlî'den  esirgememesi için Tann'ya     yalvarır (Farsça Divan, 141). Sam Mirza Tezkiresi'nde (yazılışı 957/1550, Vahid Destgîrî,   Tuhfe-i Sami. Tahran, 1314)   Fuzûlî'nin şiir­lerinin çoğunun din imamları    hakkında olduğu    kaydından Farsça kasidelerinin kastedilmiş olduğu açıktır. Bu kasideler Farsça Divan yazmalarında yoktur. Süleymaniye   Kütüphane-si'nde (Lâleli kitaptığı No. 1912) 999/1591 istinsah tarihini ta­şıyan Fuzûli Külliyatı'nın kenarlarında olup Farsça Divan bas-kısındaki kasidelerde bu yazma nüsha esas alınmıştır. Farsça kasidelerden 30 kadarı Abdülkadir Karahan tarafından   Millî Kütüphane'ye satılan ikinci bir nüshada bulunup Ali Nihat Tar­lan'm tercümeleriyle birlikte yayımlamış olduğu   8 kaside bu yazmadan alınmıştır. Farsça kasidelerden Divan'ın baskısından önce yayımlanmış   olanlar ve tercümeleri için bk. Ali Nihat Tarlan, Fuzûlî'nin Bilinmeyen Kasideleri (Türk Dili ve Edebi­yatı Dergisi III, 193-207, 411-427,   IV, 257-260);   Kemal Edip Kürkçüoğlu, Fuzûlî'nin Bilinmeyen Farsça Bir Kasidesi (Dil ve Tarih-Coğrafya   Fakültesi   Dergisi    IV, 315-320); aynı yazar, Fuzûlî'nin Bilinmeyen Birkaç Şiiri (Dil ve Tarih-Coğrafya Der­gisi V, 317-319); Hasibe Çatbaş (Mazıoglu), Fuzûlî'nin İkiMed-hiyesi   (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi IV, 207-211).
Fuzûlî'nin Farsça Divan'ındaki gazelleri mânâ ve mazmun bakımından Türkçe gazellerinin aynıdır. Bu gazellerle musam-mat, kıt'a ve rubai gibi diğer nazım şekilleriyle yazdığı Farsça şiirleri de ifade bakımından kusursuz, kolay söylenmiş, ahenk­li ve akıcı şiirlerdir.
Farsça Divan'mın en eski yazması Fuzûlî hayatta iken 20 cumade'1-ûlâ 959/1552'de Bağdat'ta Habıbullah îsfahanî tara­fından yazılan bir nüshadır (Manisa Muradiye Kütüphanesi No. 2668). 984/1576'da Kerbelâ'da yazılmış olan Türkçe Divan'ın kenarında Farsça önsözü ile baştan bir kısmı gazelleri vardır. Farsça Divan'ın eski bir nüshası 988/1580'de Bağdat'ta yazıl­mıştır (Millet Kütüphanesi, Carullah Ef. kısmı, No. 1670). Le­ningrad Asya Müzesi Kütüphanesi'ndeki Fuzûlî külliyatı içinde bulunan Farsça Divan 997/1589 istinsah tarihini taşır (Bu yaz­madan yapılmış seçmeler için bk. Hamit Araslı, Fuzûlî'nin Farsça Şiirleri. Bâkû, 1958). Divan'ın diğer yazmaları için bk. Hasibe Mazıoglu, Fuzûlî'nin Farsça Divanı İle İlgili Araştırmalar (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi XIV, 73-85); aynı ya­zar, Farsça Divan, IX-XII; M. Cunbur, a.g.e., (46-48). Yuka­rıda adı geçen Farsça Divan baskısı, Fuzûlî'nin bütün Farsça şiirlerini içine alır. Divan'ın Ali Nihat Tarlan tarafından yapıl­mış tercümesinde kasidelerin ve rubailerin tercümesi yoktur (Farsça Divan Tercümesi, İstanbul, 1950).
3. Arapça şiirler : Fuzûlî'nin Arapça Divan'ı elde yoktur. Kaynaklar Arapça şiirlerinin bulunduğunu kaydettikleri halde, Arapça divanının olduğunu sadece Sadıkî söyler. Âlî, Künhü'l-ahbâr'ında «Farisî ve Türkî mükemmel Divanı ve ArabîveDerî ve Rumî elsinede kasâid-i belâgat-nişânı müdevven olduktan mâada» diyerek Türkçe ve Farsça Divanlarını belirttiği halde, Arapça yalmz kasidelerinin bulunduğunu yazar. Nitekim bugün için elde Fuzûlî'nin 11 kaside ile, eksik bir kaside hissini veren bir kıt'ası olup Divanı yoktur. Bu şiirlerin hepsi 465 beyittir ve 7'si Peygamber, 3'ü Ali için yazılmıştır. Diğer ikisinde övdüğü şahsın kim olduğu belli değildir. Fuzûlî'nin bu Arapça şiirle­rinden de Hazret-i Peygamber'e büyük sevgisi ve bağlılığı ol­duğu anlaşıldığı gibi, Ali'ye yazdıklarından da Şiîliği açıkça belli olmaktadır. Bu kasideler mazmunlar, mecazlar, teşbih ve hayaller bakımından Türkçe ve Farsça şiirlerinin aynıdır. îfade ve şekil bakımından kusursuz olan bu ışiirler, onun Arapçayı
çok iyi bildiğini gösterir. Fuzûlî'nin Arapça şiirlerinin tek yaz­ması Leningrad Asya Müzesi Kütüphanesi'ndeki H. 997 istinsah tarihini taşıyan Fuzûlî Külliyatı içinde 189-199 yapraklar ara­sındadır. Fuzûlî'nin Arapça şiirlerinin bulunduğu bu yazmayı ilk defa haber veren E. Berthels olmuştur (Bulletin de l'Aca-demie des Sciences de l'URSS, 1930, 297-306). Aynı müsteşrik bu Arapça şiirlerin özelliklerini inceleyerek Rusça tercümeleri ile birlikte yayımlamıştır (Memoires du Comite des Orientaîis-tes V, 39-71). Arapça şiirlerinin metni Hamit Araslı   tarafın­dan Asya Müzesi'nde bulunan yazmadan alınarak Baku'da bas­tırılmıştır (1958).
4.  Leylâ ve Mecnûn : Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn'u bu ko­nuda yazılmış olan eserlerin en güzeli olup Türk edebiyatının şaheserlerindendir. Mesnevi şekliyle yazılmış olan bu manzum eser 3096 beyittir (Necmettin Halil Onan,   Leylâ ile Mecnûn. İstanbul, 1956). Latifî tezkiresinde Fuzûlî'nin hamseye cevap olarak (yani Nizamî'nin hamsesi gibi) beş parça kitabı olduğu ve içlerinde en çok Leylâ ve Mecnûn'un tanındığı yazılıdır. Kı-nalızâde, Beyanî ve Riyazî tezkirelerinde de Fuzûlî'nin hamse­sinin olduğu tekrar edilmiştir. Sadıkî ile Âlî, yalnız Leylâ ve Mecnûn'dan söz ederek Fuzûlî'nin hamsesinin olduğunu   yaz mazlar. Fuzûlî'nin bugün elde beş mesnevisi bulunmayıp Leylâ ve Mecnûn'dan başka Beng ü Bade ile Sâkînâme mesnevileri vardır. Sadıkî'nin yazdığı Şâh u Gedâ mesnevisi bugüne kadar ele geçmemiş olduğundan Sadıkî'nin yanılmış olduğu düşünü­lebilir.
Fuzûlî, Leylâ ve Mecnûn'un «Sebeb-i nazm-ı kitâb» kıs­mında eserini niçin yazdığını anlatır: Kanunî'nin ordusu Bağ­dat'ta iken nice Rum diyarı zariflerinin, yani ilimden ve sanat­tan anlayan kişilerin bulunduğu bir sohbette Leylâ ve Mecnûn hikâyesinin Acem'de çok olduğu, Türkler arasında bulunmadığı üzerinde konuşulur ve Fuzûlî'den bu konuyu yazması istenir. Fuzûlî, işin güçlüğünü ve kendisini imtihan etmek istediklerini anlar. Kendisine büyük bir güveni olan şair, bu güç işi başar­mak üzere kalemine sarılmış, bir yıl içinde 942/1535'te eserini tamamlayarak Bağdat valisi Veys Bey'e sunmuştur.
Fuzûlî eserini yazarken daha önce yazılmış olan Leylâ ve Mecnûn'ları görmüş ve bunlardan faydalanmıştır. Ancak, «Se­beb-i nazm-ı kitâb» da bu hikâyenin Türkler arasında bulunma-I dığını söylemesi üzerinde durmak gerekir. Nevaî'yi okuduğu açıkça bilinen, şiirlerine pek çok nazireler yazan Fuzûlî'nin, Nevaî'nin Leylâ ve Mecnun'unu bilmemesi düşünülemez. An­cak, Nevaî'nin eseri Doğu Türkçesi ile yazılmış olduğundan Leylâ ve Mecnûn'un Batı Türkleri arasında bulunmadığını kas­tetmiş olmalıdır. Osmanlı sahasında daha önce yazılmış olan Mamdullah Hamdî, Behiştî, Ahmed-i Rıdvan, Celilî, Sevdayî ve Hakiri gibi şairlerin eserlerini de duymadığı anlaşılıyor. Leylâ ve Mecnûn'da Fuzûlî, Nizamî'nin eserini esas olarak al­mış, Hatifî'nmkinden de faydalanmıştır. Türk şairlerinden Hamdullah Hamdî, Celilî, Sevdayî ve Hakirî'nin eserlerinde bulunan bazı motiflerin Fuzûlî'nin eserinde de bulunması yü­zünden Fuzûlî'nin bunların eserlerini görmüş olduğu kanısına varmak, onun Türkler arasında bu hikâyenin bulunmadığı ifa­desi ile bir çelişki meydana getirdiğinden Fuzûlî'nin bu motif­leri başka yerlerden aldığım düşünmek daha yerinde olacaktır (A. Sim Levend, Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında Leylâ ve Mecnûn hikâyesi. 1959, 262).
Fuzûlî, Leylâ ve Mecnûn kitabına, bu eser bahanesiyle aşkı yaradılışın esası yapan Tanrı sevgisini anlatmak istediğini, bunun ise çok güç olduğunu sözlerini Leylâ gibi iç açıcı, Mecnun gibi gönül yakıcı yapması için Tann'dan yardım dilediği üç rubai ve bir sahifelik mensur seçili bir önsöz (di­bace) ile başlar. Sonra Arapça, Farsça, Türkçe karışık bir mü-nacat, tevhid, tekrar münacat, kaside şekliyle yine bir tevhid, kendisine hitab eden bir parça, na't, miraciye, yine Peygamberi öven Arapça, Farsça, Türkçe karışık bir kaside, sakiye hitabla başlayan ve kıymetinin bilinmediğinden yakman bir parça, Kanunî'yi öven bir kaside, sebeb-i nazm-ı kitab, Veys Beg için övgü vardır. Bunlardan sonra Fuzûlî hikâyeyi anlatmaya baş­lar.
Leylâ ye Mecnun aslında bir Arap halk hikâyesidir. Bu hikâyenin Mecnun mahlasını kullanan Kays bin Mulevvah adlı bir Arap şairinin aşk macerasının halk hikâyesi hâlini aldığı söylenmektedir (Kays bin Al-Mulavvah ve Divanı, hazırlayan; Dr. Şevkiye İnalcık, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi yayınlan 1967). Bu halk hikâyesi Fuzûlî'nin hayatının büyük bir kısmını geçirdiği sanılan Hille'de çok yaygındır. 13. yüzyılda İranlı şair Genceli Nizamî, bu hikâyeyi hamsesindeki beş mesnevisinden birisine konu yapmıştır (çeviri: A. N. Tarlan, M. E. B. Şark -İslam Klâsikleri, İst. 1943). Nizamî'den sonra İranlı (ve Türk birçok şair tarafından Leylâ ve Mecnun hikâyesi yazılmıştır. Bunlarda asıl konu aynı olmakla beraber hikâyenin tertibinde, olaylarda ve temalarda değişiklikler yapılmıştır. Fuzûlî, kendi­sine özgü duyuş ve anlatış özelliği ile ve hikâyenin içine serpiş­tirdiği çok güzel içli gazelleriyle Mecnun'un ve Leylâ'nm aşkım sanki kendisi yaşıyormuş gibi içten bir ifade ile anlatmıştır.
Fuzûlî eserinde, Mecnun'un madde ile olan ilgisini derece derece keserek onu maddî nazların üstünde ulvî ve ilâhî bir aşka yükseltir. Şiirlerinde özelikle dert ve elemi, ayrılığın acı­larını terennüm ederken engin bir his kuvveti gösteren Fuzûlî için bu romantik aşk hikâyesi çok uygun bir konu olmuş, bu yüzden de aynı konuyu işleyen başka şairlerden daha üstün bir basan göstermiştir.
Fuzûlî'nin bu eserinin Türkiye ve Türkiye dışı kütüphane­lerde pekçok yazmalan vardır. 987/1579 istinsah tarihini ta­şıyan en eski yazma Topkapı Müzesi Kütüphanesinde olup Tür­kiye kütüphanelerinde 23 yazması tespit olunmuştur (bk. M. Cunbur, a.g. e.,50). Fuzûlî külliyatı baskıları içerisinde yayımlanmış olduğu gibi, İstanbul'da eski harflerle ayrı baskılan da yapılmıştır. Yeni harflerle yapılmış ilk önemli baskısı, Necmet­tin Halil Onan'ın yayımladığı tenkitli baskıdır (İst. 1955).
5.               Beng ü Bade : Fuzûlî'nin Şah İsmail'e ithaf etmiş ol­
duğu bu Türkçe mesnevisi 444 beyittir. Eserin başında Şah
İsmail'i öven şair, eserini gençlik yıllannda, Şah İsmail'in Bağ­
dat'ı fethi (1508) nden ve doğuda Özbeklerle savaşından sonra,
1510-1530 tarihleri arasında yazmış olmalıdır.
Eserin konusu şarap ile esrar arasında hayale dayanan bir münazaradır. Şair eserinde tevhid, münacaat ve na'tten sonra Ali'yi, sonra da Şah İsmail'i över. Tahtin Şah İsmail'den baş­kasına haram olduğunu, zamanın Cemşid'i olup padişahlar ba­şından kadeh yaptığını söyleyerek, Şah İsmail'in Özbek hanı Şeybek'in başını kesip kafa tasını gümüşle kaplatıp kıymetli taşlarla süsleterek şarap kadehi yapmış olmasına işaret eder. Rakı, boza, nebiz denen hurma şarabı da bu münazaraya katı­lırlar. Saki, meze, kebap, müferrih macun gibi, ilgili kelimeler de şahıslandınhr. Bade ile Bengin savaşması sonunda, Bade sa­vaşı kazanır. Tahir Olgun, Fuzûlî'nin bu eserinin sadece hoş vakit geçirmek için yazılmış bir eser olmadığını, şairin badeden Şah İsmail'i, bengden de II. Bayezid'i kastederek bunlar ara­sındaki rekabette Şah İsmail'i üstün getirerek eserini ithaf et­tiği Şah İsmail'e iltifat etmek gayesini güttüğünü ileri sürmüş­tür (Fuzûlî'ye dair, İstanbul 1936, 4-13). Bu eser Fuzûlî külli­yatı baskılanna alınmış, ayrıca yeni harflerle de tenkitli bas­kısı yapılmıştır (Kemal Edip Kürkçüoğlu, Beng ü Bade. İstan­bul, 1956).
6.               Hef t Câm : Sâkî-nâme adı ile de tanınan bu Farsça eser,
327 beyitlik bir mesnevidir. Başta 38 beyitlik bir parçada Fuzûlî
gaflet uykusundan uyanarak aklını başına toplayıp Tanrı'nm
eserlerine baktığında meyhaneden daha iyi bir yer ve pîr-i Imu-
gandan daha kâmil bir insan göremez. Pîr-i mugana dünyanın
çevrinden,   cefasından şikâyet eder.   O da:   «Feleğe kabahat bulma, senin işlerindeki güçlük aklından ileri geliyor. Onun her kurduğu hayal Tanrı'nın kazasına aykırıdır. Ondan kurtu-lursan, gamdan da kurtulursun. Şifa evi olan meyhaneye gel, derdinin devasını şaraptan iste. Haftanın yedi günü yedi yıldız (seyyareler)m kadehinden şarap iç» der. Fuzûlî pîr-i mugan-dan şeriatta haram olan değil, ona nizam veren şarabı ister. Onu içince gönlü zevk ve şevk ile dolar. İrfan kapısı açılır, boş gönlü sırlarla dolar. Bu yedi kadehten her birini içtikçe onun neşesinden ney, def, çeng, ud ve tambur ile münazara eder. Onların aşk sırrını bilemeyeceğini söyler. Yedinci kadehten sonra mutriple münazara ederek aşk sırlarını ona açar, bunları herkese açmamasını ondan ister.
Sâkî-nâme baştan sona kadar tasavvufî bir anlam taşıyan mistik bir eserdir. Farsça Divan yazmalarının hepsinin sonunda bulunan Sâkî-nâme, Fuzûlî Külliyatı baskıları içinde de vardır. Yazmalarla karşılaştırılmış metni Farsça Divan'la birlikte bas­tırılmıştır (Farsça Divan, 673-712; Sâkî-nâme'nin tercümesi : Ali Nihat Tarlan, Fuzûlî'nin Farsça Divanı, 206-221). Sâkî-nâme' nin Çağatayca manzum tercümesi Muhammed Resul Mirza ta­rafından yapılmıştır.

  1. Hadîsi Erba'în Tercümesi: Manzum kırk hadis tercü­mesidir. Fuzûlî'nin tercüme ettiği bu hadisler, Nevaî'nin de Ça-ğataycaya tercüme etmiş olduğu, Molla Cami'nin Hadis-i Erba'in adlı eserindeki hadislerin tercümesidir. Eserin başında men­sur ufak bir önsöz vardır. Her hadis dörder mısrahk birer kıta ile tercüme edilmiştir. Eserin İstanbul kütüphanelerinde, Le­ningrad Asya Müzesi'ndeki külliyatta ve Tahran Üniversitesi Kütüphanesi'nde yazmaları vardır. Baskılar: Abdulkadir Kara-han, Fuzûlî'nin Tetkik Edilmemiş Bir Eseri : Kırk Hadis Tercü­mesi, Selâmet Mecmuası, İstanbul, 1948; aynı yazar, Türk Ede­biyatında Kırk Hadis Tercümeleri, İstanbul, 1954; Kemal Edip Kürkçüoğlu, Fuzûlî, Kırk Hadis Tercümesi, İstanbul, 1951.
  2. Mensur eserleri: Hadîkatü's-süedâ: Fuzûlî'nin tanın­mış eserlerindendir. Kerbelâ olayını anlatan bu eser   bütün
  3. Türk ülkelerinde, özelikle şiî Müslümanlar arasında yüzyıllar­dan beri okunagelmiştir. Fuzûlî, İranlı Hüseyin Vâız'ın Ravza-tu'ş-şühedâ adlı eserim esas almış, konuyu yer yer manzum parçalarla süslemiştir. Eserin tam bir tercüme olmadığı, ifade kudreti ve tesiri bakımından Hüseyin Vâız'ınkinden üstün ol­duğu tezkirelerde de belirtilmiştir.
  4. Fuzûlî eserinde Âdem, Nuh, İbrahim, Yakub, Musa, Zeke-riya ve Yahya Peygamberlerin ahvalini, çektikleri mihnet ve belâları anlattıktan sonra, Hazret-i Peygamber'in Kureyş'ten çektiği eziyetleri anlatır. Sonra, Ashaptan Übeyde b. Haris, Ham-za, Çafer-i Tayyar'm şahadetleri, Hazret-i Peygamber'in vefatı, kızı Fatıma'nın ölümü; Ali'nin ölümü, Ali'nin oğlu Hasan'm ze­hirlenerek öldürülmesi, Hüseyin'in Medine'den Mekke'ye gitme­si, Müslim Ukeyl'in şahadeti, Hüseyin'in Mekke'den Kerbelâ'ya gitmesi, Hüseyin'le Yezid'in askerlerinin savaşı, İmam Hüseyin' in şahadeti, Ehl-i Beyt kadınlarının Kerbelâ'dan Şam'a gittik­leri anlatılan bölümler vardır. Fuzûlî bu olayları yer yer yaz­dığı manzum parçalarla çok samimî ve içli bir ifadeyle anlat­mıştır. Eser seçili ve özentili bir üslûpla yazılmış olmakla be­raber akıcıdır. Dinî lirizmin coşkunluğu eserde yer yer kendini gösterir. Meşhur Kerbelâ mersiyesinin de bulunduğu Hadika-tü's-süedâ coşkun lirizmi, samimî ve akıcı ifadesi yüzünden yüz­yıllar boyunca sevilip okunmuş, özellikle Şiîler, muharremde Hadikatü's-süedâ'yı okuyarak matem tutmuşlar, Bektaşîler bu bu eseri adeta mukaddes bir kitap saymışlardır.
  5. Anadolu ve İstanbul kütüphanelerinde eserin yazma nüs­haları pek çoktur. İstanbul'da (1273,1286, 1289,1296, 1302) ve Mısır'da (1253, 1261, 1271) eski harflerle baskılan yapılmış­tır. Salahaddin Güngör, eserin dilini sadeleştirerek yeni harf ler-le yayımlamıştır (Saadete Ermişlerin Bahçesi. İstanbul, 1935).
  6. 9. Türkçe Mektuplar : Fuzûlî'nin Türkçe beş mektubu vardır. Bu mektuplar Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi'ye, Musul mirlivası Ahmet Bey'e, Bağdat valisi Ayaş Paşa'ya, Kadı Alâüddin'e ve Kanunî'nin oğlu şehzade Bayezid'e yazılmıştır.
  7. a.        Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi'ye yazdığı mektup
    Şikâyet-nâme adıyla tanınmıştır. Nişancı'mn kaleminden çıkmış
    olan bir berât-ı hümayunla Bağdat vilayeti gelirinin artığın­
    dan (zevaid) kendisine devamlı olarak verilmesi emir huyuru-
    lan 9 akçeyi alamadığını nişancıya bildiren mektuptur. Bu mek­
    tubun Nişancı Mehmet Paşa'ya yazılmış olduğunu söyleyen
    Ebüzziya'nın yanlışı, Tahir Olgun tarafından düzeltilmiştir
    (Fuzûlî'ye Dair, 14-26). Külliyat baskıları içinde bulunan bu
    mektup Abdülkadir Karahan tarafından yazmalarla karşılaş­
    tırılarak bastırılmıştır (Fuzûlî'nin Mektupları, İstanbul, 1948).
  8. b.       Musul Mirlivası Ahmet Bey'e Mektubu : Manzum ve
    mensur karışık olarak yazılmış olan bu mektup Ahmet Bey'in
    Fuzûlî'ye yazmış olduğu bir mektuba cevaptır. Mensur kısım
    çok ağır bir dille, seçili ve sanatlı bir üslûpla yazılmıştır. Mir­
    liva ile aralarında yakınlık ve dostluk bulunduğu, ondan lütuf
    ve ve ihsan gördüğü anlaşılan bu mektup bir iltifatname ve iş-
    tiyakname mahiyetindedir. Bu mektubun Kütahya'da Vahit
    Paşa Kütüphanesi'nde (No. 5535, V. 284-a-285b) "bulunan metni
    Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yayımlanmıştır (Türk Dili
    Belleteni, seri III, 283-288).
  9. c.        Ayaş Paşa Mektubu : Bağdat valisi Ayaş Paşa'ya yazıl­
    mış mensur ve manzum karışık Türkçe bir mektuptur. Man­
    zum parçalar Farsça ve Arapçadır. Ayaş Paşa'ya bağlılığını gös­
    teren ve Paşa'nm bir çocuğunun doğması üzerine şairin tebrikini
    bildiren bu mektup, Fuzûlî'nin kültürünün ve ustalığının başka
    bir örneğidir. Fuad Köprülü'nün islâm Ansiklopedisi'nde haber
    vermiş olduğu bu mektup Abdülkadir Karahan tarafından ya­
    yımlanmıştır (Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi III, 53, 66-68).
  10. d.       Kadı Alâüddin Mektubu : Mensur ve manzum karışık
    bir mektuptur. Fuzûlî'nin üç dildeki ifade kudretini gösteren
    bu mektup Abdülkadir Karahan tarafından Süleymaniye
    Esat Efendi Kütüphanesi No. 3790 numaralı yazmada buluna­
    rak yayımlanmıştır (Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi III, 53-64,
    68-70).
  11. e. Şehzade Bayezid Mektubu : Kanunî'nin şehzadesi Ba-yezid'in Fuzûlî'ye gönderdiği mektuba cevaptır. Fuzûlî'nin Şeh­zade Bayezid (doğ. 928 veya 932-ölm. 969/1561) ile tanışması­nın ve mektuplaşmalarının ne zaman ve nasıl başladığı bilin­memektedir. Bu tanışmanın gıyabî olduğu tahmin edilmekte­dir. İlme ve şiire karşı büyük bir ilgisi olan ve Şâhî mahlâsıyla şiir de yazan şehzade Bayezid, Fuzûlî'nin şiirlerini beğendiği ve takdir ettiği için Fuzûlî ile mektuplaşmaya başlamış olmalıdır. Fuzûlî'nin bu mektubundan şehzade ile daha önce de mektup­laştıkları anlaşılmaktadır. Fuzûlî mektubunda Türkçe özentili bir üslûpla şehzadenin himmet elinin cennet kapılarını açtığını, şehzadenin bu kere yaptığı sitem ve şikayete üzüldüğünü, an­cak Fuzûlî'nin ne halde olduğunu bilmediği için bu sitemi yap­mış olduğunu söyler. Şehzadeye bağlılığını ve huzuruna kavuş­maktan başka emeli olmadığını, ancak geçim darlığının buna engel olduğunu bildirir.
  12. Bu mektubun Fuzûlî'nin biyografisi bakımından ayrı bir değeri vardır. Bağdat'ta kıymetinin bilinmediğinden zaman zaman şikayet eden, Osmanlıların Bağdat'ı almasından sonra onlardan yardım ve himaye uman, Anadolu şairlerinin rahat içinde yaşamalarına imrenen Fuzûlî, şehzadeye ümitle bağlan­mış, yanma gidebilmesi, huzuruna kavuşabilmesi için yardı­mını beklemekte olduğunu bildirmiştir [Hasibe Çatbaş (Mazı-oğlu), Fuzûlî'nin Bir Mektubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi VI, 139-146].
  13. 10. Rind ü Zâhid : Fuzûlî'nin Farsça mensur bir eseridir. İçinde yer yer manzum parçalar da vardır. Kâtib Çelebi Keşfü'z-zünûn'da eserin adını Muhavere-i Rind ü Zâhid olarak yazmıştır. Leningrad Asya Müzesi'ndeki külliyatta ise Risale-i Rind ü Zâ­hid olarak kayıtlıdır. Eserin konusu Zâhid (baba) ile Rind (oğul) arasında bir konuşma ve tartışmadır. Zâhid, zahir ilim­lerinin, rind de batın ilimlerinin savunucusudur. Fuzûlî, o za­manki toplumda bulunan bu iki tipin, dolayısıyle de bu iki tipin
  14. temsil ettikleri dünya görüşünün tartışmasını yapmıştır. Fu­zûlî aklı ve düşüncesi ile Zâhid'e bağlıdır, gönlü ve duyuşu ile de Rind'in tarafım tutar. Fuzûlî ne iki yüzlü menfaatçi Zâhid'i, ne de Rind'in ayıplanan taraflarını hoş görmez. Rind, Zâhid'in tâat ve itaat, perhiz ve riyazat, dünya meylinden sakınma, na­siple yetinme, tasaya katlanma, heva ve hevesten uzaklaşma, çalışıp kazanma yolundaki nasihatlerini tutarak tövbe eder; Zâhid ise kendisinin hasrette, Rind'in vahdette olduğunu an­lar. Riya tozundan temizlenir, aradan muhalefet kalkar, birlik ve anlaşma doğar.
  15. Eser 1275'te Tahran'da taş basması olarak bastırıldığı gibi, ayrıca tenkitli baskısı da yapılmıştır (Kemal Edip Kürk-çüoğlu, Fuzûlî: Rind ü Zâhid. Ankara, 1956). Eserin yazma nüshaları için bk. Fuzûlî Bibliyografyası, 84-87, K. E. Kürkçü-oğlu, adı geçen eser, 9-13. Rind ü Zâhid'in çevirisi: Mustafa Sa­lim, Muhavere-i Rind ü Zâhid (istanbul, 1285).
  16. 11. Sıhhat u Maraz: Farsça mensur bir risaledir. Alî ile Sadıkî'de Sıhhat u Maraz olarak kayıtlı bulunan bu eserin adı Leningrad'daki külliyatta (Asya Müzesi Kütüphanesi No. 540), British Museum nüshalarından birisinde Hüsn ü Aşk olarak kayıtlıdır (Rieu, 3642). Bibliotheque Nationale nüshası ise Kitâb-ı Ruh ve Aşk başlığını taşır (Blochet, 2164).
  17. Sıhhat u Maraz risalesi Muhammed Ali Nasıh tarafından Sefer-nâme-i rûh adıyla bastırılmıştır (Mecelle-i Armağan, Tah­ran, XI, 418424, 505-517). Kitabın adı Münâzara-İ Rûh Ve'l-ce-sed olarak (istanbul Üniversitesi Kütüphanesi F. Yazmaları No. 864) geçtiği gibi, Rûh-nâme de denmiştir. Eserde ruhun beden ülkesine yaptığı seyahat anlatılır. Fuzûlî eserinde beden ülkesini o zamanki tıp ilmine göre anlatır. Eserde ruhun madde ile olan ilgisi, aslında güzellikten ayrı olmayan ruhun hüsne aşık olarak onu beden ülkesinde araması, sonunda kendisini maddeden kurtararak hüsnü, yani kendi kendisini bulmasıdır. Böylece Fuzûlî eserinde ruhu ve onun madde ile olan ilgisini tasavvuf! bir görüşle anlatmıştır.

Eserin yazmaları M. Cunbur'un adı geçen Fuzûlî Bibliyog-rafyası'nda verilmiştir. Lebip Efendi tarafından yapılan tercü­mesi 1273 ve 1282 tarihlerinde istanbul'da iki defa bastırılmış­tır. iKtapçı Ahmet Hamdi tarafından yapılan tercüme 1327'de Trabzon'da yayımlanmıştır. Abdülbaki Gölpmarlı'mn tercü­mesi 1940'ta çıkmıştır.

  1. Muamma Risalesi : Bu küçük Farsça risale Fuzûlî'nin bir çeşit manzum bilmece demek olan muamma yazmaktaki bilgisini ve ustalığını gösteren eseridir. Bu risalenin yazmaları Leningrad'daki külliyatta (90-103) ve Bursa kütüphanesindedir (Eşrefzade kitapları No. 19-1241). Leningrad yazmasını Hamit Araslı (Muamma Risalesi. Baku, 1961), Bursa yazmasını ise Ke­mal Edip Kürkçüoğlu (Risale-i Muammayât-ı Fuzûlî. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi III), yayımlamışlardır. Üni­versite Kütüphanesi'ndeki bir mecmuada (T. Y. No. 5548) Fu­zûlî'nin 39 muamması vardır.
  2. Matla'u'l-tikad fi Ma'rifeti'l-mebde' ve'1-Meâd : Fu­zûlî'nin Arapça mensur eseridir. Bu eserden yalnız Kâtip Çe­lebi bahsetmiştir. Eserin tek yazma nüshası Leningrad Asya Müzesi kütüphanesi'ndeki külliyat içindedir (10-51). Kâtip Çe­lebi, eserin Imamiye mezhebine göre yazılmış kelâma ait bir risale olduğunu söylemektedir. Fuzûlî eserinde Şiîliğini gizle­miş, Imamiye mezhebinin inanışına hiç değinmeyerek sünnî Osmanlı idarecileri yanında bir mevki elde edebilmek gayesini gütmüştür. Fuzûlî bu eserinde «nereden geldik, nereye gidiyo­ruz» konusunu kelâm ilmine göre incelemeye çalışmıştır. Fuzûlî eserinde Yunan ve Müslüman filozoflarının görüşlerim naklet-miştir. Bu konular kitapta bazan Yunan ve islam filozofları­nın, bazan da sofilerin görüşlerine uygun olarak ele alınmıştır. Hamit Araslı, Matla'ul-i'tikad'ın Leningrad'da bulunan külliyat­taki metnini olduğu gibi bastırmıştır. Muhammed Tavit et -Tancî'nin düzelttiği metin, önsöz, notlar ve eserin tercümesi ile birlikte yayımlamıştır (Matla'u'I-i'tikad. Ankara, 1962).

KAYNAK: FUZÛLÎ VE TÜRKÇE DİVANI'NDAN SEÇMELER, Prof.Dr. Hasibe MAZIOĞLU,  KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI, 1992-ANKARA

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.