Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

İNSANLARLA İLİŞKİLERDE TEMEL YÖNTEMLER

Dost kazanma ve insanları etkileme sanatı insan ilişkilerini anlatan bir kitaptır. Dolu dolu yaşamak için dostların gerekli olduğunu anlatır. Eleştiri dürtüsüne karşı koyabilmek, övgü alışkanlığı edinmek ve övgünün değerini anlayabilmek, insanların bizi sevmesini sağlayacak önemli unsurlardır. Bunlar bizim hem sosyal yaşantımızda hem de evde mutlu olmamızı sağlar. Her insanın temel gereksinmesi de budur.
BAL TOPLAMAK İSTİYORSANIZ ARI KOVANINA ÇOMAK SOKMAYIN
9 Mayıs 1931 tarihinde New York'ta tüm zamanların en ünlü ve heyecan verici insan avı yaşandı. Haftalarca süren aramalardan sonra 'çifte tabancalı' Crowley ( sigara kullanmayan, içki içmeyen tetikçi- katil ) yakayı ele vermiş, West End sokağeında,  sevgilisinin apartmanında kıstırılmıştı.
Yüzelli polis ve dedektif onun bu çatı katındaki sığınağını kuşattılar. Çatıda delikler açtılar ve göz yaşartıcı gaz kullanarak polis katili Crowley'i dışarı çıkarmaya çalıştılar. Daha sonra çevredeki binalara makinalı tüfeklerini yerleştirdiler ve bir saatten fazla bir süre New York'un bu seçkin yerleşim bölgesi tabanca sesleri ve makineli tüfeklerin gürültüleri ile yankılandı. Crowley bir kanepenin arkasına sinmiş, polise ateş edip duruyordu. On bine yakın insanda heyecanla bu çatışmayı izliyordu. O güne kadar New York kaldırımlarında buna benzer bir olay yaşanmamıştı.
Crowley yakalandığında, polis komiseri E.P Mulrooley bu çifte tabancalı katilin New York tarihinde görülen en tehlikeli suçlu olduğunu bildirdi. Peki ' Çifte tabancalı' Crowley kendini nasıl görüyordu? Bunu biliyoruz, çünkü apartmana ateş ederken o, 'ilgili makama' başlıklı bir mektup yazmıştı. Mektubu yazarken yaralarından akan kan kağıdın üzerinde kırmızı bir leke bırakmıştı. Bu mektupta Crowley, 'Ceketimin altında yorgun ama nazik bir kalp var,' diyordu. 'hiçkimseye zarar vermeyecek bir kalp'.
Bu olaydan kısa süre önce Crowley, Long Island'da bir kasaba yolunda kız arkadaşıyla arabada sevişiyordu. Birdenbire bir polis arabaya yaklaşmış ve 'ehliyetini görmek istiyorum,' demişti.
Crowley tek kelime söylemeden tabancasını çekmiş ve polisi kurşun yağmuruna tutarak delik deşik etmişti. Ölen polis yere düşerken arabadan dışarı fırlayan Crowley onun tüfeğini yakalamış ve yere kapaklanan bedenine bir kurşun daha sıkmıştı. "Ceketirnin altında yorgun ama nazik bir kalp var, hiç kimseye zarar vermeyecek bir kalp," diyen katil işte bu adamdı.
Crowley elektrikli sandalyede idama mahkum oldu. Sing Sing'deki infazevine geldiğinde, "İnsanları öldürdüğüm için mi bu ceza bana verildi? Hayır!" dedi. "Kendimi savunduğum için cezalandırıldım. "
Bu hikayede anlatılmak istenen şey şu: "Çifte Tabancalı" Crowley kendini hiçbir şekilde suçlu görmüyordu: Suçlular arasında bu durumun' ender görüldüğünü mü düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse bunu dinleyin:
"Yaşamımın en güzel yıllarını insanlara basit zevkler yaşatmak için harcadım. Keyifli dakikalar geçirmelerine yardımcı oldum, ama tüm elime geçen aranan bir adam damgası yemek oldu. Kullanıldım ben!" Bunlar Al Capone'a ait sözler. Capone da kendini suçlu görmüyordu. Üstelik halk ~arafından anlaşılmamış, değeri bilinmemiş iyiliksever bir vatandaş olarak görüyordu kendini.
NewYork'ta bir başka gangsterinkurşunlarına hedef olup ölen Dutch Schultz da aynı şekilde düşünüyordu. Bu ünlü gangster, halka yararlı bir insan olduğuna gerçekten inanıyordu.
New York'un ünlü Sing Sing Hapishanesi'nin müdürlüğünü yapmış olan Lewis Lawes ile mektuplaşmıştım. Lawes bana, "Sing Sing' deki suçluların çok azı kötü bir adam' olduğunu kabul eder:' diye yazmıştı. "Onlar tıpkı sizin veya benim gibi birer insandırlar. Bu nedenle akıl yürütür, açıklama yaparlar; size neden kasaları açıp soyduklarını, neden silahların tetiklerini çektiklerini anlatırlar. Pek çoğu aykırı veya mantıkdışı, topluma ters gelen davranışlarını haklı gösterecek neden bulurlar ve inatla asla tutuklanmamaları gerektiğini savunurlar."
Eğer Al Capone, "Çifte Tabancalı" Crowley, Dutch Schultz ve hapishane duvarları arkasındaki umutsuz kadınlar ve erkekler kendilerini hiçbir şekilde suçlamıyorlarsa biz bunu neden yapıyoruz?
Kendi ismini taşıyan mağazalar zincirinin kurucusu John Wanaınaker bir zamanlar, "Başkalarını azarlamanın aptalca bir davranış olduğunu otuz yıl önce öğrendim. Benim Tanrı'nın neden herkese eşit akıl dağıtmadığını düşünüp dertlenmeyecek kadar çok sorunum var:' demişti. Wana maker dersini erken almıştı. Bense bu dünyada bir asrın üçte birini iyi kötü geçirdikten sonra insanların ne kadar hatalı olurlarsa olsunlar kendilerini hiçbir şekilde eleştirip suçlamadıklarını öğrendim.
Eleştiri, karşısındaki kişiyi haklılığını kanıtlamak için kendini savunmak zorunda bırakır; bu yüzden anlamsızdır. Bir, insanın değer verdiği onurunu yaraladığını, önemli biri olma duygusunu incittiği için de tehlikelidir.
Uluslararası üne sahip psikolog B.E Skinner yaptığı deneylerin sonunda iyi davranışları için ödüllendirilen hayvanların kötü davranışları için azarlanan hayvanlardan daha kolay Ve daha hızlı öğrendiklerini kanıtlamıştır.
Bir başka ünlü psikolog Hans Selye, "Yaptıklarımızın onaylanmasını arzuladığımız kadar dışlanmaktan da çekiniriz:' demiştir.
Eleştiriler insanda ortaya çıkan gücenme duygusu, sadece İşgörenlerin, aile bireylerinin ve arkadaşların morallerini bozmakla kalır ve eleştiriye neden olan durumu düzeltmez.
Oklahoma'nın Enid kasabasından George B. Johnston.bIDinşaat firmasında güvenlik koordinatörü olarak görev yapmaktaydı. Sorumluluklarından birisi işgörenlerin şantiye sahasında çalışırken emniyet kasklarını giymelerine dikkat etmekti. Sahada dolaşırken kaskını giymemiş bir işçiye rastladığında onlara uymaları gereken yasa ve yönetmelikleri hatırlatıyordu. Sonuç olarak suratları asılmış işçiler kasklarını takıyorlar, afua George arkasını dönüp oradan uzaklaşır uzaklaşmaz yine çıkarıyorlardı. George farklı bir yaklaşım sergilemeye karar verdi. Bir dahaki sefer kaskını giymemiş işçilere rastladığında, kasklarının rahatsız olup olmadığını, başlarına uyup uymadığını sordu. Sonra da yumuşak bir ses tonuyla bu kaskın onları yaralanmalara karşı korumak için yapılmış olduğunu söyleyerek sahada çalışırken bunları giymelerini önerdi. Sonuçta ,kurallara uymayanlar gitgide azalırken kalbi kınlan veya gücenen kimse olmadı.
Tarih sayfalarını karıştıracak olursanız eleştirinin işe yaramadığını gösteren binlerce örnek bulabilirsiniz. Örneğin Theodore Roosevelt ile Başkan Taft arasındaki ünlü çekişmeyi ele alalım. Bu çekişme Cumhuriyetçi Parti 'yi ikiye böldü. Woodrow Wilson'ı Beyaz Saray'a taşıdı, Birinci Dünya Savaşı'na adını kalın ve parlak harflerle yazdırarak tarihin akışını değiştirdi. Olaylara kısaca bir göz atalım:
Theodore Roosevelt 1908 yılında Beyaz Saray'dan ayrılırken başkan seçilen Taft'ı desteklemişti. Daha sonraAfrika'ya aslan avına gitti. Geri döndüğünde ise patladı. Taft'ı tutuculukla suçlayarak Bull Moose Partisi'ni kurdu ve üçüncü kez başkan seçilmek için adaylığını koydu; ama bütün bunlar sadece GOP'u yok etmeye yaradı. Yapılan ilk seçimde Cumhuriyetçi Parti ve William Howard Taft sadece Vermont ve Utah olmak üzere iki eyaletin desteğini alabildiler. Bu, bugüne kadar partinin uğradığı en büyük yenilgiydi.
Thedore Roosevelt, Taft'ı suçlamıştı, ama, acaba Başkan Taft kendini suçlu görüyor muydu? Hiç kuşkusuz hayır! Taft gözlerinde yaşlarla, "Başka nasıl davranabilirdim, anlayamıyorum," diyordu.
Suçlanması gereken kimdi? Roosevelt mi, Taft mı? İçtenlikle söylüyorum ben de bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Burada anlatmak istediğim; Theodore Roosevelt'in eleştirilerinin Taft'ı hatalı davrandığına inandıramamasıdır. Bu eleştiri Taft'ı sadece kendini savunmaya yöneltmiş ve gözleri yaşla dolarak, "Başka nasıl davranabilirdim?" demesine yol açmıştır.
Teapot Dome petrol skandalını ele alalım. 1920'li yılların başlarında gazeteler olayı protesto ettiler. Yer yerinden oynadı. O günleri yaşayanlar daha önce böyle bir olaya tanık olmamışlardı. Skandal şöyle gelişmişti: Harding Kabinesi'nin İçişleri BakanıAlhert B. Fall'a donanmanın ihtiyaçları için ayrılıp korunan Elk Hill ve Teapot Dome'deki petrol rezervlerinin işletim sorumluluğu verilmişti. Bakan Fall herkese eşit hak tanıyan bir ihale mi açtı? Hayır! Bu karlı, ağız sulandıran kontratı doğrudan arkadaşı Edward L. Doheny'e ikram etti. Peki Doheny ne yaptı? Doheny, Bakan Fal1'a kendi deyimiyle yüz bin dolar "ödünç" verdi. Bunun üzerine Bakan Fall, Birleşik Devletler Donanması'nın yöreye giderek Elk rezervlerinin civarında bulunan ve buradan petrol hortumlayan rakip kuyu
sahiplerinin bölgeden çıkarılması için yüksek emir yetkisini kullandı. Silahzoru İle yerlerinden atılan rakip kuyu sahipleri, mahkemeye koştular ve Teopot Dome skandalının su yüzüne çıkmasınısağladılar. Olay öylesine çirkindi ki Harding Kabinesi'ni düşürdü, tüm ülkenin midesini bulandırdı, Cumhuriyetçi Parti'ye sarsıntı geçirtti ve Albert B. Fall'u parmaklıklar arkasına gönderdi. Fall ağır bir şekilde suçlandı. Toplumda hiç kimse onun kadar suçlanıp dışlanmamıştı. Fall bu durumdan pişmanlık duydu mu? Asla! Yıllar sonra Herbert Hoover, bir konuşmasında, Başkan Harding'in ölümüne bir arkadaşının ihanetinin neden olduğu anksiyete ve Üzüntünün yol açtığını üstü kapalı bir şekilde açıkladı. Bayan Fall bunu duyduğunda, oturduğu koltuktan ayağa fırlayıp ağlamaya başladı. Kaderlerine lanetler yağdırarak yumruklarını sıkıyor ve haykırıyordu: "Ne! Fall Harding'e ihanet mi etmiş? Benim kocam hiç kimseye ihanet. etmedi. Bir ev dolusu altın bile kocama yanlış bir şey yaptıramaz. Asıl ihanete uğrayan oydu ve onu çarmıha gerdiler, katlettiler."
İşte insan doğası böyle hareket ediyor, suçlu olan kişi kendisinden başka herkesi suçluyor. Hepimiz böyleyiz. Yarın birimiz birini eleştirmek istediğimizde Al Capone'u, "Çifte Tabancalı" Crowley'i ve Albert Taft'ı anımsayalım. Eleştirinin tıpkı posta güvercinlerine benzediğini ve bir gün mutlaka evine döndüğünü unutmayalım. Yanlışlığını düzeltmeye- kalkışacağımız veya suçlayacağımız kişinin kendisini savunacağını ve karşılığında bizi suçlayacağını ya da nazik Taft gibi, "Başka nasıldavranabilirdim, anlamıyorum," diyebileceğini aklımızdan çıkarmayalım.
1865 yılı 15 Nisan sabahı, Abraham Lincoln'un ölü bedeni John Wilkes Bootb'un onu kurşunladığı Ford's Theater'ın karşısındaki ucuz bir pansiyonun yatakhanesinde uzatıldığı yerde yatıyordu. Lincoln uzun boylu olduğundan bedeni ortası çökmüş bir karyolanın üzerine çapraz olarak konmuştu. Karyolanın başucundaki duvara Rosa Bonheur'un ünlü eseri At Pazarı'nın ucuz bir röprodüksüyonu asılmıştı. Gaz sobasının sarı alevleri titreşiyordu.     .
Lincoln'ün ölüsü orada öylece yatarken Savaş Bakanı Stanton "Burada dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük yönetici yatıyor," dedi.
Lincoln 'ün insanlarla ilişkisindeki başarısının sırrı neydi? On yıl boyunca Abraham Lincoln'ün yaşamını inceledim ve Lincoln The Unknown (Bilinmeyen Yönleriyle Lincoln) adlı kitabımı yazmak ve yeniden yazmak için üç yılımı harcadım. Lincoln'ün kişiliğini ve ev yaşantısını incelemek için bir insanın yapabileceği en ayrıntılı ve yorucu çalışmayı yaptığıma inanıyorum. Özellikle Lincoln 'ün insanlarla ilişki kurma yöntemini inceledim. O da başkalarını eleştiriyor muydu? Kuşkusuz evet. O gençliğinde Indiana, Pigeon Creek Jalley'de yaşarken, sadece eleştirmekle kalmayıp insanlarla alay etmiş, küçültücü şiirler ve mektuplar yazmış ve bunları bulunup okunmaları için kasabanın yollarına serpiştirmişti. Bu mektuplardan biri ömür boyu içini kavuracak bir kırgınlığa da neden olmuştu.
Lincoln, lllinois'te avukatlık yapmaya başladıktan sonra bile karşıt fikirli kişilere gazetelerde yayımlanan mektuplarıyla alenen sataşıyordu. Bir kez bu konuda çok aşırıya gitti. 1842 yılının sonbaharında, James Shields isimli hırçın ve kendini beğenmiş bir politikacıyı yerden yere vurarak komik duruma düşürdü. Lincoln onu, Sprinfield Journal gazetesinde yayımlanan imzasız bir mektubuyla öylesine hicvetti ki bütün kasaba kahkahadan kırıldı. Onurlu ve hassas bir kişiliği olan Shields haklı olarak öfkeden köpürdü. Mektubu kimin yazdığını araştırıp öğrendi; atına atladığı gibi Lincoln'übuldu ve kendisini düelloya davet etti. Lincoln dövüşmek istemiyordu. Düellonun karşısındaydı, ama onurunu korumak zorunda kaldığından bu düellodan kaçamadı. Silah seçimi ona bırakılmıştı. Kolları uzun olduğu için süvari kılıcını seçti ve bir West Point mezunundan kılıçla dövüş dersleri aldı. Kararlaştırılan günde, Lincoln ve Shields Missisippi Irmağıkıyısında bir kumsalda buluştular ve ölümüne dövüş için hazırlandılar. Neyse ki son anda tanıkları araya girdi ve düelloyu durdurdular.
Bu Lincoln'ün yaşamındaki en kötü olaydı. Bu olay ona, insanlarla ilişki kurma sanatı konusunda, son derece değerli bir ders verdi. O günden sonra asla saldırgan bir mektup yazmadı. Hiç kimse ile alay etmedi, kimseyi küçük düşürmedi. Hatta o günden sonra hemen hemen hiç kimseyi eleştirmedi.
İç savaş sırasında Lincoln zaman zaman Potomac Ordu Komutanını
değiştirip yerine yeni bir general atamıştı. Hepsi de sırasıyla McClellan Pope, Burnside, Hooker, Meade trajik bir şekilde büyükhatalar yapıp Lincoln'ü umutsuzluğa düşürdüler. Halkın yarısıbu beceriksiz generalleri lanetleyip suçlarken Lincoln, "Hiç kimseyi lanetlememeliyiz, herkese yardım etmeliyiz," diyerek soğukkanlılığını korudu. Lincoln'ün çok sevdiği bir diğer söz de, "Yargılamayınız, çünkü siz henüz yargılanmadınız!"dır.
Bayan Lincoln ve diğer kişiler, Güneyli insanları acımasızca eleştirirken Lincoln, "Onları eleştirmeyin, onlar da benzer koşullarda bizim davranacağımız gibi davranıyorlar," demişti.
Eğer haklı olarak birini eleştirmesi gereken bir insan varsa, o kişi Lincoln'dü. Aşağıdaki olaya bir göz atalım:
Gettysburg Savaşı, üç gündür sürüyordu. 4 Temmuz 1863 gününün gecesi fırtına çıkmış, her yeri sel basmıştı. Lee güneye çekilmeye başladı. Yenik ordusu ile Potomac'a ulaştığında önündeki suları kabarmış geçit vermeyen nehir ile arkasındaki muzaffer Birleşik Devletler Ordusu'nun arasında kaldı. Lee tuzağa düşmüştü. Kaçamıyordu. Lincoln bunu fark etti. İşte karşısında Tanrı'nın ona sunduğu altın bir fırsat vardı; Lee'nin ordusunu ele geçirme ve savaşa o anda son verme fırsatı. Lincoln bu büyük umutla, savaş konseyini toplamadan hemen Lee'ye saldırması için Meade'e emir verdi. Bu emri bir telgraf ile bildirirken bir yandan da harekatı hemen başlatması için Meade'a özel bir elçi yolladı.
Peki General Meade ne yaptı? Kendisine emredilenin tam aksinil Lincoln'ün emirlerine tepki göstererek Savaş Konseyi'ni toplantıya çağırdı. Kararı ertelemek için elinden geleni yaptı. Her türlü bahanenin yer aldığı telgraflar çekti. Lee'ye saldırmayı, göğüs göğüse savaşı reddetti. Sonunda ırmağın suları çekildi ve Lee, ordusu ile Potamac'ı geçip kurtuldu.
Lincoln öfkesinden çıldırmıştı. Oğlu Robert'a, "Ne demek bu?" diye bağırıyordu. "Hey büyük Allahım! Ne demekbu? İki adım ötemizdeydiler, sadece kolumuzu uzatmamız yeterliydi, onları yakalamıştık. Buna karşın orduyu harekete geçirecek hiçbir şey söyleyemedim, yapamadım. Bu koşullar altında herhangi bir general Lee'yi yenebilirdi. Ben bile oraya gitsem, ona dayak atıp galip gelebilirdim. "
Bu düş kırıklığı içinde oturup Meade'e aşağıdaki mektubu yazdı. Yaşamının bu döneminde Lincoln'ün sözlerini son derece sakınarak ve dikkatli bir şekilde kullandığını da unutmayın. 1863 yılında Lincoln'ün yazdığı bu mektuptaki sözler kullanabileceği en ağır azara eşdeğerdir.
"Sevgili General,
Lee' nin kaçışının ne büyük bir talihsizlik olduğunu anlayabildiğinizi sanmıyorum. Kolayca ele geçirebileceğimiz bir konumdayken üstüne gidebilseydik, son başarılarımızla birlikte, bu savaşa bir son verebilecektik. Bu durumda belirsiz bir zamana kadar savaş uzayıp gidecek. Geçen pazartesi, güvenlik içinde olduğumuz halde Lee'ye saldıramadığınıza göre, elinizdeki kuvvetin sadece üçte ikisini götürebilme olanağına sahip olduğunuz ırmağın güney yakasında nasıl başarılı olabilirsiniz? Bunu beklemek mantıksızlık olur ve zaten ben sizin bunu başarabileceğinize inanmıyorum. Altın fırsatı kaçırdık, bu nedenle anlatamayacağım kadar üzgünüm."
Meade bu mektubu okuduğu zaman ne -yaptı dersiniz? Meade bu mektubu hiçbir zaman görmedi. Lincoln mektubu postaya vermemişti. Mektup onun ölümünden sonra belgeleri arasında,bulundu.
Sanırım (bu sadece bir sanı) Lincoln bu mektubu yazdıktan sonra pencereden dışarı baktı ve kendi kendine, "Dur bir dakika, belki de acele karar vermemeliyim. Ben Beyaz Saray'da rahat ve sakin otururken Meade'e saldırması için emir vermem çok kolay. Eğer Gettysburg'ta olsaydım, bir hafta boyunca Meade'nin gördüğü kadar kan görmüş olsaydım, yaralıların ve ölenlerin çığlıkları kulaklarımı çınlatsaydı belki ben de onun yaptığı gibi saldırı konusunda isteksiz davranırdım. Eğer ben de Meade kadar tedirginlik verici bir durumda olsaydım, belki de tıpkı onun yaptığını yapardım. Her neyse; olan oldu artık. Bu mektubu göndermek beni rahatlatacak; ama Meade'e kendini savunması için bir fırsat vereceğim ve o beni suçlayacak. Duyguları incinecek, bir komutan olarak gelecekte başarılı olması zor olacak ve belki de bu onun ordunun başından çekilmesine neden olacak," dedi.
Böylece Lincoln mektubu bir kenara bıraktı, çünkü daha önceki, acı deneyimi sonucu acımasız eleştirinin hiçbir yararının olmayacağını öğrenmişti.
Theodore Roosevelt, başkanlığı sırasında, aklını karıştıran bir sorunla karşılaştığında sırtını koltuğuna yaslayıp Beyaz Saray'daki masasının karşısındaki duvarda asılı olan Lincoln'ün büyük boy tablosuna baktığını ve "Benim yerimde Lincoln olsaydı, bu sorunu nasıl çözerdi?" diye kendi kendisine sorduğunu anlatmıştı.
Birini azarlama ya da eleştirme arzusu duyduğumuzda cebimizden bir beş dolar çıkarıp paranın üzerindeki Lincoln'ün resmine bakalım ve "Eğer Lincoln benim yerimde olsaydı bu durumda ne yapardı?" diye düşünelim.    .
Mark Twain arada sırada öfkeye kapılır ve yazdığı kağıtları bile kıpkırmızı edecek türden mektuplar yazardı. Örneğin bir keresinde öfkesini kabartan bir adama, "Sana gereken şey bir defin ruhsatı. Ağzını açıp istemen yeterli, ben hemen gidip sana defin ruhsatını çıkartırırn," demişti. Bir başka sefer yazılarındaki kelime ve noktalamaları doğru kullanmasını isteyen bir düzeltmen hakkında editöre şöyle yazmıştı: "Bundan sonra gönderdiğim metne sadık kalınız. Düzeltmeniniz önerilerini kendi kokmuş beynini düzeltmek için kullansın!"
Bu iğneli mektuplar Mark Twain'in kendisini daha iyi hissetmesini sağlıyordu. Böylece içinde biriken öfkeyi dışa vurabiliyordu. Bunun: kimseye zararı olmuyordu, çünkü Mark Twain'in eşi bu mektupları postaya vermeden ortadan kaldırıyordu.
Değiştirmek, düzene sokmak ve geliştirmek istediğiniz birini ta~ nıyor musunuz? Güzel! Peki neden işe kendinizden başlamıyorsunuz? Tamamen bencil bir bakış açısıyla düşünecek olursak; insanın kendisini değiştirip geliştirmesi, başkalarını değiştirip geliştirmekten çok daha yararlı ve çok daha tehlikesiz. Konfüçyüs, "Kendi kapının önü temiz değilken başkasının çatısındaki kardan yakınma!" diyor.
Genç olduğum ve başkalarını etkilemek için büyük çaba harcadığım dönemde Amerikan edebiyat dünyasının ünlü yazarı Richard Harding Davis'e aptalca bir mektup yazmıştım. Bir dergiye yazarlar hakkında yazı hazırlıyordum ve Davis'e çalışma yöntemini Sormuştum.
Birkaç hafta önce birinden altında bir dipnot bulunan bir mektup almıştım. Dipnotta, "Dikte edilmiş ama okunmamıştır" yazıyordu. Çok etkilenmiştim. Mektubu yazanın çok büyük, çok yoğun ve çok önemli biri olduğu hissine kapılmıştım. Benim hiç işyoğunluğum ,yoktu, ama Richard Harding Davis üzerinde bir etki bırakmaya heveslendiğimden mektubumun sonuna "Dikte edilmiş ama okunmamıştır" notunu ekledim.
Davis yeni bir mektup yazmaya bile tenezzül etmedi. Mektubumun altına "Kötü huyların hakkından yine kötü huylar gelir" sözlerini karalayıp banageri gönderdi. Doğrusu ahmakça hareket etmiş ve bu azar sözcüklerini de hak etmiştim. Ama bir insan olduğumdan bu duruma içerledim. O kadar çok içerledim ki, on yıl sonra Richard Harding Davis'in ölüm haberini okuduğumda -bunu söylemeye utanıyorum- ilk olarak onun bana yaşattığı acıyı anımsadım.
Eğer yıllar boyu sürecek ve ölünceye kadar unutulmayacak bir küskünlük veya kin oluşturmak istiyorsanız, iğneleyid bir eleştiri'de bulunun.
İnsanlarla ilişki kurarken, mantıklı yaratıklarla karşı karşıya olmadığımızı aklımızdan çıkarmayalım. Biz duygusal davranan, önyargıları olan, onuruna ve gururuna düşkün yaratıklarla iletişim kurmaya çalışmaktayız.
Acımasız eleştiri, İngiliz edebiyatına zenginlik katan yazarların en iyilerinden biri olan duygusal romancı Thomas Hardy'nin roman yazmaktan vazgeçmesine neden oldu. Eleştirilen İngiliz şair Thomas Chatterton ihtihar etti.       .
Gençliğinde dobralığı ve patavatsızlığı ile tanınan Benjamin Franklin insan ilişkisinde diplomasi kullanmayı öğrenip bu yeteneğinde o kadar ustalaştı ki onu Fransa'ya Amerika elçisi olarak atadılar. Bu başarısının sırrı neydi? Franklin bunu, "Hiç kimse hakkında kötü konuşmam, daima onların herkesin bildiği en iyi yönlerinden söz ederim," diyerek açıklıyordu.
Bir budala bile eleştirebilir, suçlayabilir, yakınabilir; nitekim pek çok budala böyle davranır.
Ama anlayışlı ve bağışlayıcı olmak için sağlam bir kişilik ve otokontrolgerekir.
CarIyle, "Büyük adam büyüklüğünü, küçük adamlara karşı sergilediği davranışıyla belli eder," demiştir.
Havacılık gösterilerinde sık sık yer alan ünlü deneme pilotu Bob Hoover, San Diego'da yapılan bir hava gösterisinden sonra Los Angeles'taki evine dönüyordu. Flight Operations (Hava Harekatı) dergisinde anlatıldığınagöre yerden 3000 fit yükseklikte uçarken motorlarının ikisi birden aniden duruvermişti. Hoover usta bir manevrayla uçağı indirmeyi başarmıştı. Uçak büyük yaralar almıştı ama hiç kimseye bir şey olmamıştı.
Bu acil inişten sonraHoover'ın ilk işi uçağın yakıtını kontrol etmek olmuştu. Tam \kuşkulandığı gibi, kullandığı İkinci Dünya Savaşı dönemine ait pervaneli uçağa gazyağı yerine jet yakıtı duldurulmuştu.
Hava alanına geri döndüğünde Hoover, uçağına bakım yapan teknisyeni görmek istemişti. Genç adam yaptığı hatanın üzüntüsünden hasta olmuştu. Hoover ona yaklaştığında gözyaşları sicim gibi yanaklarından süzülüyordu.Çok pahalı bir uçağın parçalanıp yitirilmesine neden olmuştu ve üç kişinin de yaşamlarını yitirmesine ramak kalmıştı.
Hoover'ın ne kadar öfkeli olabileceğini sanırım düşünebilirsiniz. Bu değerliwe onurlu pilotun sözlerinin dikkatsiz gencin yüzünde bir tokat gibi ,patlaması beklenirken, Hoover teknisyeni paylamamıştı; hatta eleştirmemişti bile. Bunun yerine güçlü kolunu genç adamın omzuna dolayarak; "Bunu bir daha yapmayacağından emin olduğumu göstermek için yarın F-Sl 'imin bakımını senin yapmanı istiyorum," demişti.
Anne ve babalar çoğu zaman çocuklarını eleştirme isteği duyarlar. Size bunu yapmamanızı söylemeyeceğim. Sadece onları eleştirmeden önce Amerikan basın klasiği, Fatıter Forgets'i (Baba Unutur) okumanızı önereceğim. Bu yazı ilk kez People' s Home Journal'da yayımlandı; Yazının yazarının izniyle Reader' s Diges(te yayımlanan kısaltılmış şeklini aşağıda bulacaksınız.
Baba Unutur makalesi yürekten kopup gelen,duyguların aktarıldığı o küçük anların yazıya dökülmüş şeklidir. Pek çok okuyucunun yüreğindeki duyguyu yansıttığından herkesin bir kopyasını edinnıek istediği bir makale olmuştur. Yazarı W.
Livingston Larned'in  söylediğine göre, ilk yayımlandığı günden bu yana Baba Unutur dergilerde, bültenlerde, yerel gazetelerde yüzlerce kez yer almıştır. Yazarından izin alınarak okullarda, kiliselerde, çeşitli platformlarda binlerce kez okunmuştur. Lise dergilerinde ve üniversite bültenlerinde kullanılması çok ilginçtir. Her nedense bazen küçücük bir anahtar birçok duygunun kapısını aralar. Bu yazı da onlardan biridir.
BABA UNUTUR W. Livingston Larned
Dinle oğlum, bunları, sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes,.kesen bir dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.
Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sana kızmıştım. Okula gitmek üzere gi'yinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım. ~." Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarım çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana"baktın elini salladın ve "Güle güle babacığım," dedin. Ben ise kaşlarımı çattım ve "Dik dur!" dedim sana. Akşam üzeri de durum farksızdı. Eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çorapıarın yırtılmıştı. Arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. Düşün oğlum, bunları sana baban söylüyordu!
Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin. Gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Kağıtlarımm üzerinden sana baktığımda bir
an için çıkmaya yeltendin. "Ne istiyorsun?" diye bağırdım sana.
Hiçbir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün.
Hem de büyük bir sevgiyle; ilgisizliğin bile azaltamayacağı bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın.
Kağıdım elimden düştü. Bana neler oluyordu? Sürekli senin hatalarını buluyordum. Seni böyle ödüllendiriyordum. Seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. Seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çunkü.
Oysaki senin pek çok güzel özelliğin var. Kalbin öylesine yüce ki! Bu gece gelip beni öpüşün'de bunu kanıtlıyor.,
~Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum.
Bunları sana sen uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum.
Ama yarın gerçek bir baba olacağım.. Seninle oyun oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekeceğim, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime sürekli,"O bir çocuk! O bir çocuk!" diyeceğim. ~.
Ben seni büyük bir adam olarak gördüm. Oysaki senpaha küçük bir çocuksun. Daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. Ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim.       "
----
İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışalı~. Ne yapmak istediklerini anlayalım. Sempati, hoşgörü ve nezaket eleştiriden çok daha yararlıdır. "Bilmek~etmektir." Dr. Johnsop'ın da söylediği gibi, "Tanrı bile İnsanı son gününe kadar yargılamaz." O halde neden biz yargılayalım?
Eleştirmeyin, 'kınamayın ve şikayet etmeyin!

KAYNAK: İŞTEN VE YAŞAMDAN ZEVK ALMANIN YOLLARI, DALE CARNEGİE, EPSİLON YAYINCILIK

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.