Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

MODERN DİL BİLİMİN OLUŞUMU VE YAPI KAVRAMI
Birçok antropolog için, insanı diğer türlerden ayıran te­mel özelliğin sembol üretme ve bunları üst düzeyde kullanabilme kapasitesine sahip olması olduğu söylenebilir.17 Her ne kadar bu kapasite farklı toplumlarda ya da farklı kül­türel oluşumlarda farklı şekillerde kullanılsa da ve bu sem­bollerin (göstergelerin) işaret ettikleri (referent-gerçek) de­ğişken olsa da, dil'in herhangi bir bildirinin iletilmesinde te­mel toplumsal sabit olduğunu söylemek günümüzde bizi faz­la iddialı bir konuma itmez. Dil herşeyden önce bir bildiri­şim aracı ve bu yönüyle de bir bakıma toplumsal hayatın en önemli öğesidir diyebiliriz.
Günümüzde artık toplumbilim, antropoloji, psikoloji gibi sosyalbilimlerin tüm dallarından başlayıp bilgisayar teknolo­jisine değin uzanan bir düzlemde dil çalışmaları gözardı edi­lemez bir konuma gelmiştir. İleride tartışacağım Yapısalcı düşünce içinde yapı kavramının ne anlama geldiğini ve bu­nunla birlikte Yapısalcılık diye anılan bu akımın yöntemini, önermelerini anlayabilmek için, herşeyden çok modern dil­bilimin oluşumunun temel taşı olarak anılan, Ferdinand de Saussure'ün dilbilim ve göstergebilim üzerine düşüncelerini ele almamız gerekmektedir. Saussure'e ulaşıncaya kadar dil üzerine yapılan tartışmaların çehresini çok genel hatlarıyla vermek istiyorum. Bununla birlikte aşağıdaki bu kısa değin­mede felsefenin günümüze değin uzanan süreçte yaptığı dil tartışmalarına girmeyeceğim. Bunun nedeni Habermas'm dediği gibi 'günümüzde geleneksel bilinç sorununun yerini alan dil sorununa'  bu aşamada girmenin amaçlanandan farklı bir düzeye bizi taşıyacak olmasıdır.
Her dönem dili, kendi bilgisine göre farklı biçimlerde yo­rumlanmıştır. Eski Yunan'da dile felsefenin içinde önemli bir yer ayrılmıştır. Sokrates'ten önceki dönem içinde genel eğilim, dilin düzeninin doğadan geldiği şeklindeydi. Bu eğili­me göre kelimeler ve gösterdikleri nesneler arasındaki bağ­lantının kaynağı doğadır.
"(...)Herakleitos'a göre tabiatta bir düzen bulunmakta, ve bu düzen insan dilinde belli olmaktadır. Bu bakımdan keli­meler doğuştan ya da tabiattan gelmelidir. (...) Böylece bütün tartışma dilin, veya dar anlamı ile kelimelerin ortaya çıkışı üzerinde toplanmış, fakat insan dili, felsefenin bir parçası olarak incelenmekten kurtulamamıştır."
Sokrates döneminde ise bu doğa kaynaklı anlayışın karşı­sında yeralan ve toplumsal bir anlaşmanın sonucu olarak nesnelerin isimlerini aldığı iddiası da önem kazanmıştır. Söz­cüklerle gösterdikleri nesneler arasındaki bağ, bu bakış açı­sından, insanlar tarafından oluşturulan 'keyfi' bir bağdır.20
Birçok alanda olduğu gibi Rönesans dil çalışmaları için de çok verimli bir dönem olmuş ve bu ilgi ile birlikte Latince dışındaki dillerin araştırılması da artmıştır. Port Royal'den A. Arnauld ve C. Lancelol, Genel ve Açıklamalı Dilbilgisi adlı kitaplarında, dil olgularının nedenlerini 'genel mantık yasa­larına indirgemeye, dile mantıksal bir görünüm vermeye ça­lışmışlardır/21 Geleneksel yaklaşımlar dil olgusunu çeşitli bi­çimlerde ele alırken, Sanskrıtçenin bulunması ve Karşılaştır­malı Betikbilimin doğusuyla dil çalışmaları da yeni bir boyut
kazanır. Betikbilim (filoloji) dili yazınsal yapıtlardaki görü­nümleri ile ele almaktadır ve karşılaştırmalı araştırmalara yönelmektedir. Bu yeni bilimin sorduğu soruyu ve farklılaşan eğilimi Berke Vardar şöyle özetler:
"Araştırmacılar, "dili nasıl kullanmalı ?" sorusunun yerine "dil nasıl kullanılmıştır?" sorusuna yanıt aramaya, yeni be-tikbilimin gösterdiği doğrultuya uygun olarak dilleri karşılaş­tırmaya başlar.
Böylece dilbilim öncesi çağ kapanır ve karşılaştırmalı dilbi­lim dönemi başlar. Dilbilimin bu ilk türü uzun süre karşılaş­tırmalı dilbilgisi diye adlandırılacaktır. "22
Temel amacı eski yazılara ışık tutup onları açıklamak olan betikbilim bir anlamda 'dilbilimin habercisidir'.23 Kısa­ca şöyle diye biliriz; Hıristiyanlıktan başlayarak 18. y.y. sonu­na kadar dil konusuna dinsel bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Bu dönemde ise dilin kaynağının ve evrensel kurallarının bu­lunması amaçlanmaktadır. Buna dilin mantığının ortaya çı­karılmaya çalışıldığı bir dönem olarak bakabiliriz. Sonraki dönem diğerlerinden farklı bir eğilimin çıktığı bir dönem olarak görülebilir. Dönemin bakış açısının Modern dilbilim­den farkını Kıran şu şekilde anlatıyor:
"Tarihsel bakış açısının egemen olduğu XIX. yy. ise, dili za­man içinde bir evrim, bir değişim, bir gelişim olarak ele al­mıştır. Çağdaş dilbilim ise, dilin bir sistem olduğu ve bu sis­temin işleyiş sorunları gibi konulara öncelik vermiştir. "u
Saussure dile bakış açısını, dolayısıyla dilbilimin nesnesi­ne yaklaşımını büyük ölçüde değiştirmiştir. Buradaki özgün yaklaşım, büyük ölçüde tarihsel gelişimden farklı olarak, bel­li bir zaman kesiti içerisinde, Saussure'ün dile uyguladığı yöntemden kaynaklanmaktadır. O, hem yeni bir dilbilimsel yöntem oluşturmaya çalışırken, hem de ileride sosyalbilimle-rin birçok dalında kendinden söz ettirecek Yapısalcılık akı­mının da bir bakıma temelini oluşturan özgün yöntemle bu­nu mümkün kılmıştır. Dilin iç gerçekliklerinin, dilbilim içeri­sinde çalışılması artık dil felsefesinden ya da dilin nasıl evri-lip, geliştiğinden farklı bir yönde ele alınması, önemim artı­rarak günümüze değin gelmiştir.

Saussure'ün Dilbilim Anlayışı
Ferdinand de Saussure'ün elimize ulaşan tek kitabı, ders­lerinde alınan notların toplanması sonucu, 1916'da yayınla­nan Genel Dilbilim Dersleri'dir. Bu kitap ölümünden sonra Carles Bally ve Albert Sechehaye tarafından düzenlenmiş ve yayınlanmıştır.
"Elimizdeki, onun adını taşıyan tek kitap, bir bakıma kitap olarak tasarlanmamıştı.(..)Verdiği dersler sırasında öğrenci­lerinin tuttuğu notların toplanması ve genişletilmesiyle oluş­muştur. Doğal olarak, bölük pörçük niteliktedir; (,.)"25 Çağdaş dilbilimin bu temel kitabının, yazarının tek eseri olması, ve her ne kadar kendileri de ünlü birer dilbilimci olan bu iki öğrencisinin derlemelerindeki eksiklik ya da fazlalıklar tartışılsa da Avrupa dilbiliminin gelişmesine etkisi çok büyük olmuştur.26 Saussure 19. yüzyıl tarihçi geleneğinden ayrılarak, bu görüşe karşı yaşayan bir görüngü olarak dili ele alır. Bura­da karşımıza çıkan temel kavram eşzamanlılıktır. Buna koşut olarak, sözü incelemenin önemini vurgular.27 Geleneksel yak­laşımda, geleneksel dilbilgisinde konuşma dili ölçülü yazı di­linden daha düşük bir konumdadır.28 Saussure'e göre dilbilimin gerecini dilin görünüşlerinin tümü oluşturur. Burada herhangi bir topluluğa fazladan bir önem atfetmemektedir. Saussure'e göre dilbiliminin görevlerini üç grupta inceleyebi­liriz. Ulaşabildiği tüm dilleri betimleyerek dillerin evrimi hakkında bilgi edinmek. Bütün dillerde sürekli ve evrensel olarak kendini gösteren güçleri ortaya çıkarmak yoluyla özel olayları açıklayabilecek genel yasalar bulmak. Belki de en önemli görevi kendi sınırlarını çizmek ve kendi kendisini ta-
nımaktır /y Saussure'ün genel yaklaşımını oturttuğu çerçeveyi şu sözlerinden anlamamız mümkün;
"Konunun, görüş açısından önce varolması şöyle dursun, neredeyse görüş açısı konuyu yaratır. Kaldı ki söz konusu ol­guyu ele alış biçimlerinden hangisinin öncelik taşıdığını ya da üstün olduğunu da önceden bize hiç bir şey gösteremez. Üstelik konuyu hangi açıdan ele alırsak alalım, dil olayının her zaman iki yüzü vardır; bunlar birbirinin karşılığıdır bir­birinin değerini belirlerler. "3
Burada Saussure ileride kullandığı temel kavramlardan yola çıkarak tartışmaya çalışacağımız bakış açısının ipuçları­nı bize vermektedir. Birbirlerinin değerini belirleyen, ikili kavramların oluşturduğu bir bakış açısı olarak algılayabiliriz bu yaklaşımı. Bu yaklaşım gerek göstergebilim (semiyoloji) ve çağdaş dilbilimin, gerekse de yapısalcılık diye adlandırılan sosyal bilim yaklaşımının temelini oluşturur.
Saussure için, dil kendi başına bir bütün ve sınıflandırma ilkesidir. Dil, herşeyden önce, bir dizgedir ve onun bugünü­nü, dününden ayırmak pek de kolay bir iş değildir. Saussure dilyetisini oluşturan şeyin, her ne kadar yalın bir olgu olsa da, ses olmadığını vurgular. Ona göre dilyetisinin hem top­lumsal hem de bireysel olan, birbirlerinden ayrılması müm­kün olmayan iki temel yönü vardır: Saussure'ün bahsettiği dil, dilyetisinin bütün öteki gerçekleşmelerinin kuralı ve ilkesidir. Aşağıda Saussure'ün dili nasıl tanımladığını ve bu ta­nımlamayı yaparken dilbilimin yöntemsel çehresini farklılaş-tıran kavram çiftlerini tartışacağız. Bunu da geleneksel hale geldiği söylenebilecek bir yöntemle, karşıtlıkları çiftler halin­de tek tek açmaya çalışarak yapacağız. Bununla birlikte Sa-ussure sonrası Dilbilim ve Göstergebilimcilerin konuya yak­laşımlarını da kısaca ele almak amacındayız.

Dil/söz
Dilyetisi, daha açık söylenişiyle bir bütün olarak insan ko­nuşması, aslında tam anlamıyla kolayca tanımlanması, anlaşıl­ması zor bir kavramdır.32 Bu nedenle, Saussure, dilyetisini dil (ya da dil dizgesi) ve söz (konuşma edimi) olarak ikiye ayırır. Dil birbirimizle konuşma kolaylığını sağlayandır. İnsan tek ba­şına dili yaratıp değiştiremez. Saussure bize dili, Rous-seau'nun toplumsal sözleşmesini anımsatan bir çerçevede an­latır; burada, hemen göze çarpan bir başka nokta ise, Durkhe-im'in toplumsal dayanışma kavramına benzeyen yorumudur:
"Dilyetisinin birey dışında kalan toplumsal bölümüdür dil... Dil varlığını yalnızca toplum üyelerinin arasındaki bir tür sözleşmeye borçludur. Öte yandan, işleyişini bilebilmek için bireyin dili öğrenmesi gerekir. Çocuk onu yavaş yavaş edinir. Sözü kullanma olanağından yoksun kalan bir kimse bile, duyduğu sesli göstergeleri anlamak koşuluyla dili yitirmez: Çünkü dil sözden apayrı birşeydir."
Ama dil kendisini sözle açığa çıkaracaktır. Yapısalcı dü­şüncenin önde gelen isimlerinden Barthes, dili, 'dilyetisi eksi söz' olarak tanımlar. 34 Kuralları olan bu dizge öğrenilerek oynanmaya başlayan ama, çok yapılan bir benzetmede oldu­ğu şekliyle satranç gibi, istenildiğinde kuralları değiştirilemeyen bir oyun, bir yapıdır. Barthes, bir değerler dizgesi olarak, dili şöyle açıklıyor:
11 Dil, herbiri, hem birşeye göre geçerli olan bir birim, hem de, içinde ayrımsal olarak, başka bağlaşık değerlerin yeraldı-ğı daha geniş bir işlev öğesi, terimi olan belli sayıda öğeden oluşur. (...) Kurumsal özellik ve dizgesel özellik birbirine açıkça bağlıdır: Dil sözleşmeye dayanan (bir bölümüyle key­fi ya da doğrusu nedensiz ) bir değerler dizgesi olduğu için bireyin tek başına açtığı değişikliklere karşı direnir, Bu ne­denle de toplumsal bir kurumdur."
Söz, yukarıda açıklanan çerçeve içerisinde tam anlamıyla dilin karşısında konumlanmış bir kavram olarak algılanabilir. Bireysel bir seçme ve gerçekleşmedir. Onu tanımlayan temel nokta bireysel edim olmasıdır. Buna karşı açıktır ki dil daha geniş bir çerçeveyi göstermektedir: Toplumsaldır.
Burada söylememiz gereken önemli hususlardan bir tane­si bu yapılan tanımların; dil ve sözün, Saussure'den sonraki dönemi belirleyen tanımlar olmaları nedeniyle, gerek dilbili­min sonraki eğilimlerinde; gerekse de yapısalcılık diye anılan sosyal bilimlerin diğer bölümündeki akımlarında, üzerinde tam bir anlaşma sağlanmadığıdır, başka bir deyişle bu iki kavramın mutlak surette içlerinin dolu olduğunu söylemek
mümkün değildir. Tekrar toparlayacak olursak; toplumsal değerler ve kurallar bütünü, önemli, edilgen dile karşılık, bi­reysel, etken, önemsiz ve bir gerçekleşme olarak yapılan ta­nımlamanın bir bölümü hala tartışma konusudur. Öte yan­dan, bu kavramlar direkt olarak kullanılmasa bile, benzeri anlamları içeren farklı çiftlere rastlamak mümkündür: Amerikan dilbiliminin, aşağıda değinmeye çalışacağımız ünlü dilbilimcisi Noam Chomsky'nin yaptığı tanım ise dilbi­limde kabul görmüş bir tanımdır. Bu tanım kural ile davranış arasındaki farkı bize en uygun şekilde anlatmaktadır. Chomsky'nin teorisindeki, Üretici Dönüşümsel Dilbilim diye adlandırılan teoridir, ilk kavram edinç (competence) ikincisi ise edim (performence) olarak kullanılmıştır. Tabii ki bura­da kullanılan bu farklı kavramların Saussure'ün kullandıkla­rının yerlerine koyulmuş olduğunu söyleyemiyoruz ama dil/söz çiftinin bir uzantısı oldukları da kaçınılmaz şekilde açıktır: ilk kavram, edinç, saf dilbilimsel bir kavramdır. Ko­nuşucunun dili bilmesiyle ilgilidir. İkincisi ise, edim, konuşu­cunun dili kullanmasına ilişkindir.38 Her ne kadar Saussu­re'ün dil/söz ikilisi ile benzerlikleri fazla olsa da aralarındaki fark şu şekilde aktarılabilir:
" Dilde edilgenlik ve belleksel olgunun yanı sıra toplum ağır basarken edinçte yaratıcılık, üreticilik ve ülküsel konuşucu egemendir Dil bir göstergeler dizgesidir, edinç ise bir kural­lar düzeneğidir. Biri üründür, öbürü üretim sürecidir.ft39
Edinç kolayca anlaşılacağı gibi, dilbilgisi diye anılan ku­rallar bütününün kendisidir. Chomsky'nin yaklaşımının, her ne kadar, Saussure'ün, dil/söz ayrımını anımsatması açısın­dan önemliyse de, tamamen benzer göndermeleri olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu Amerikan, dilbiliminin önemli bir kavramsal ayrımıdır. Bununla birlikte davranışçı psikolojiden etkilenmiş olan L. Bloomfield adlı Amerikan dilbillimci ve onun izleyicileri, Saussure'ün bu ayrımında sa­dece sözü önemli araştırma olgusu olarak almıştır.
Dil/Söz ayrımının toplumbilimsel önemi çok açık şekilde kendini bize gösteriyor. Toplumsal olay ve toplumsal yapı arasındaki fark bu iki kavramın açılımında kendini bize he-
38  N. Simth, Wilson, D., Modern Lınguistics: The Resolution ofChomsky' sRevolution, Indiana University Press, Bloomington, 1980, s.44
39  F. de Saussure, Genel Dilbilim Dersleri, Cilt: I, II, Çev: B. Vardar, T.D.K., Ankara, 1976, s.40
men sezdirir. Özellikle C. Levi-Strauss'un bu ayrımı kadın mübadelesi eyleminden, akrabalık bağlarına uzanan doğrul­tuda yaptığı, ileride tartışacağımız, yorumunda açıkça ortaya çıkar. R. Barthes, Levi-Strauss?un hemen hemen bütün ya­pıtlarında Saussure'e başvurduğu çok açıktır diyor.40
Barthes'e göre dilin, sözü kullananlarda, bilinçsiz nitelik­te olduğu düşüncesi Levi-Strauss'un en özgün görüşlerinden birini mümkün kılmıştır;
"Buna göre, bilinçsiz olan içerikler değil (Jung' un anaör-neklerinin   eleştirisi)   biçimlerdir,   yani   simgesel   işlevdir;(...).'
Saussure göre de dil, toplumsal bir kurum olma niteliği nedeniyle diğer toplumsal kurumlarla karşılaştırılabilir. Ör­nek olarak sağır-dilsiz alfabesi, kutsal törenler ve daha geniş anlamıyla diğer simgesel toplumsal kurumlarla karşılaştırma yapılabilir. İleride göreceğimiz gibi Levi-Strauss'un gerek akrabalık terimleri, gerekse mitleri analiz edişindeki genel çerçeve de budur. Bu düzeyde Saussure tüm göstergelerin, dilsel olsun olmasın, toplum içindeki varoluşlarını inceleye­cek yeni bir bilim dalı önerir: Göstergebilim. Dilbilimi de bu yeni oluşacak bilimin bir parçası olarak değerlendirir.47 Bu konuda daha sonra çalışmalar yapan gerek dilbilimciler ge­rekse göstergebilimciJer ortak bir noktada buluşamamışlar­dır. Bazıları dilbilimin göstergebilimi içine alacağını düşünür­ken, diğer bölümü Saussure'ün düşüncesini sürdürmüşlerdir,
Gösteren /gösterilen (Gösterge=Gösteren+Gösterilen)
Saussure'ün bir diğer önemli kavram çifti, gösteren ve gös­terilendir. Bunların toplamı ise gösterge kavramına denk düşmektedir. En basit haliyle söylersek gösterge kavram ve
işitim imgesinin toplamıdır. İlk önce gösterge kavramının Saussure'de ne anlama geldiğini açmaya çalışacağız. Bunu yapmadan belirtilmesi gereken bir diğer nokta ise, gösterge terimi gibi kullanılmış başka terimlerin olduğudur. Bu ben­zeri terimleri şöyle sıralayabiliriz; belirtke, belirti, görüntüsel gösterge, simge, alegori. Kavramların birini ya da birkaçını birarada farklı düşünür ve yazarlar kullanmıştır. (Örneğin Hegel, Pierce, Wallon, Jung.)43 Göstergeyi en geniş anlamıy­la, kendi dışında bir başka nesne, olgu, ya da varlık belirten öğe olarak algılayabiliriz.44 Saussure bu kavramı ele almış ve yeniden değerlendirmiştir. Aşağıda anlatacağımız gibi, ona göre dil göstergesi, anlıksal iki yönlü bir kendiliktir. 5 Bir ba­kıma gösterge psikolojik bir kavram olarak algılanabilir. Kendisi göstergeyi şöyle anlatıyor;
"Dil göstergesi bir nesne ile bir adı birleştirmez, bir kavramla bir işitim imgesini birleştirir. İşitim imgesi salt fiziksel nite­likte olan özdeksel ses değildir; sesin anlıksal izidir, duyula­rımızın tanıklığı yoluyla bizde oluşan tasarımdır. Duyumsal­dır işitim imgesi;(...), bir başka deyişle, kavramın karşıtı ola­rak ele alındığı anlaşılmalıdır.
Saussure'ün söylediği anlamda, U. Eco'nun da belirtmiş olduğu gibi, göstergeler düşünceleri vurgularlar. Bu noktada Platoncu düşünce yorumunu, Saussure'ün benimsediğini söyleyemeyiz.47 Burada, sözü edilen şekliyle gösterge, iki in­san arasındaki iletişimi mümkün kılan ya da bir şeyi ifade et­meyi sağlayan içsel şeydir. Bu noktada gösterilen, kavram yerinde kullanılır. Gösteren ise işitim imgesidir. Saussure'e göre bu iki terim hem kendi aralarında hem de parçası oldukları bütünle girdikleri karşıtlık ilişkisini belirtmek gibi bir fayda sağlayacaklardır. Neden gösterge terimini kullandığını ise 'çünkü daha iyisini bulamadık' diyerek açıklar.
ÖZNENİN DİLİ, O İ. EMRE IŞIK, BAĞLAM YAYINLARI, EKİM 2000

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.