Psikoloji Tarihi

İslam Ansiklopedisi A

İslam Ansiklopedisi B

Cemil Meriç

Karen Horney

PDR Notları






 
ANTALYA, BURSA, İSTANBUL VE KONYA'DAKİ ADAYLAR! SINAV KAYGISINDAN KURTULMAK İÇİN PROFESYONEL DESTEK ALABİLİRSİNİZ TIKLAYIN

MÜMİNİN MİZACI BARIŞTIR
Ey Allah'ın Kullan Kardeş Olunuz!
Eskiden adı Sulh idi. Şimdi Barış oldu. Adı ne olursa olsun, selamet ve emniyet demek olan bu mefhum, dünyamıza iyice yabancılaşmıştır. Allah kullarına zulmetmez. Demek ki, kulları bu güzelliğe lâyık olamadıkları için onu hergün biraz daha kaybetmektedirler.
Barış bir mizaçtır. Bu mizacın yaratılışımıza uygunluğu, "sulh hayırdır" mealindeki ayetle belirtilmiştir. Sulh hayır ise, kavga ve savaş da serdir. Günümüz insanı, şimdi bu şer kıskacında huzursuzdur.
Devletin devletle, sınıfın sınıfla, kabilenin kabileyle, ailenin aileyle insanın insanla ve hatta insanın bizzat kendisiyle kavgalı olduğu bir dünyada, sulhun huzur ve bereketini aramak boşuna değil midir?
Savaş da bir mizaçtır. Savaş mizaçlı, kin karekterli insanların; huzursuz, güvensiz, saadetsiz, katı ve kaba ortamları, insanlığı tehdit eden en müthiş manevî atmosfer kirliliğidir. Bu manevî havanın, artık nefes aldırmaz eden kirliliğidir ki, her yere kavgayı, kanı, kini ve uyuşmazlığı taşımaktadır. Ve bu sebebledir ki insanlar, daima
kavgaya hazır birer sinir küpüne dönüşmüşlerdir. Oysa ki barış; sükûnet, genişlik ve hoşgörü işidir. Aceleci, telaşlı, tedirgin insanlar ise, kendi içlerinde kuramadıkları barış ve sükûnet ülkesini, dışlarında hiç mi hiç bulamıyacak-lardır.
BARIŞ BİR UZLAŞMADIR
Olumlu ve olumsuz her türlü duruma karşı nasıl davranacağımızı bütün açıklığıyla ortaya koymuş olan İslamiyet, en adaletli uzlaşma yoludur.
Bu bakımdan da insanı kendisiyle ve toplumları birbirleriyle gerçekten barış ve uyum içinde yaşatmak isti-yenler, İslam'a muhtaçtırlar. İşte bu gerçeğin en güzel örneklerini ortaya koyan atalarımız; meselâ bir Kudüs'te, camiyi, kiliseyi ve havrayı asırlarca yanyana yaşata-bilmişlerdir. Şimdi o topraklarda kan, kin ve savaş; gizli-açık her yolla devam etmektedir. O kadar ki, müslümanın müslümanla savaşı dahi başlamış durumdadır. Elbette ki, başka inançlara bile barış ve huzur getiren İslamiyet, bu şaibeden tamamen uzak ve müberradır. Çünkü, "bütün mü'minleri kardeş" ilan eden İlahî haber, bu kardeşliğin yaşanmış en güzel örneği olan Mekkeli muhacirlerle, Medineli ensar'm harikulade dayanışmasını methederek zikreder.
Ve yine Allah Kelamı açıklar ki:
"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışasımz diye büyük cemiyetlere, küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allah nezdinde en şerefliniz takvaca en ileri olanınızda-." (Hucurât, 13)
Peygamberler Peygamberi ise, 14 asır öteden, her gün daha bir yenilenen ve ihtiyaç duyulan sesiyle şöyle der:
"Ey Allah'ın kulları! Hepiniz kardeş olunuz."
İslâm, o kadar barışçıdır ki, onun savaşları bile son çaredir, nihaî çözümdür, sulhu sağlamak içindir. Bu bakımdan da savaşlara, insanlığı, sükûneti, hoşgörüyü ve vicdanı getirmiştir. Savaşı, sadece engelleri kaldırma ve savunma vasıtası olarak gören İslam, tecavüzde değil müdafaadadır. İlk hamle, daima düşmandan beklenir, ilk hamlenin, ya da hamle düşüncesinin, planının, tertibinin emaresini görmeden, müslüman savaşa kalkışmaz...
Düşmanın silah çekmeyen çocuğunu, kadınını, ihtiyarını, din adamını, savaşın dışında tutmayı emreden Peygamber Efendimiz, gereksiz yere düşmanın ağacını ve : hayvanını bile öldürmeyiniz, buyurmuştur.
O, "10 küsur sene kumanda ettiği ordusuyla, 1.5 milyon kilometre kare arazi fethetti. Bu harplerde düşman olarak öldürülenlerin sayısı sadece 150 kişi civarındadır."
Bu gerçek, İslam'ı kılıç dini olarak görenleri utandır-mahdır. Çünkü, barışta bile insanî ölçülerle yürüyen bir kardeşlik düzeni kuramıyanların, savaşı insanileştiren, güzelleştiren ve vahşet olmaktan çıkaran bir anlayışı kaba bulması imkânsızdır.
İSLÂMIN BEŞ ŞARTI İNSANI BARIŞ İKLİMİNE GÖTÜRÜR
İslâm, beş şartıyla, insanın iç dünyasında tatlı bir barış iklimi kurmuştur.
Kelime-i Şehadetle, insanı sadece bir olan Allah'a
kul etmiş ve böylece bütün diğer varlıkların kulluğundan ve köleliğinden kurtarmıştır. Kendisini yaratanın; başka bütün varlıkları da yarattığının şuuruyla, canlı-cansız bütün alemler arasında bir yakınlık ve ilgi doğmuştur. Bu bakımdan da Yunus'un deyimiyle, "Yaratılanı, Yara-tan'dan ötürü hoş görür..."
İşte bu hoşgörü ortamı barışçı mizacın temelidir. Allah'a kul olmakta eşitlenerek, aralarından her türlü sun'i imtiyaz ve üstünlük sebeblerini kaldıranlar barış dünyasından içeri ilk adımı atmış olurlar. Çünkü barışı bozan, ihtilaf ve ayrılıktır. Anlaşmazlıkların temelinde ise, haksızlıklar ve üstünlük iddiaları vardır.
Namaz bu barış ikliminin en etkili kumaşıdır. Günde en az beş defa eşitlik ve adalet iksirini mü'mine üfler durur. Hele de camide kılınmasıyla; amirle memuru, esnafla profesörü, zenginle fakiri yanyana ve omuz omuza getirerek, onlara birbirlerinden farksız kullar olduklarının şuurunu verir. Aynı safta ve aynı tarzda kullukla eşitlenirler. Barış bir temel yapı olarak böylece siner insanın içine, iliğine, kemiğine...
Oruç, firavunlaşıp başkaldıran nefislerin burunlarını sürter. Onlara acizliklerini, güçsüzlüklerini hatırlatır ve kul olduklarının şuurunu telkin eder. Böylece insan, barışı bozabilecek üstünlük duygularını bastırır, fiiliyata koyamaz.
Zekât ise, zenginle fakir arasındaki en büyük barış köprüsüdür. İhtilali, isyan ve savaşı ortadan kaldırır.
Hacca gelince; O, renkleri, ırkları, dilleri ayrı bütün insanları Kabe etrafında bir beden, bir kalp etmenin muhteşem misalidir. Bir tek gönül haline dönüşüp aynı elbiseler içinde aynı duaları seslenen, birleşen, bütünleşen, bu insanlar; ayrılıkları, gayrılıklan atıp kullukta eşitlenerek en tatlı barışı yaşamış olmuyorlar mı?
İşte, İslam'ın 5 temel şartıyla tekrarlana tekrarlana, bu barış mü'mine mizaç, huy ve karekter olmaktadır. Öyleyse mü'minin, kavgacı, ihtilafçı olması mümkün müdür? Ki o, herşeyin yaratıcısı olan Alemlerin Rabbiyle barışıktır ve onun kavgası ancak insanı kana ve kine teşvik eden şeytanla, ya da şeytanlaşmış kişilerledir. Yani, sulh ve sükûnu ortadan kaldıranlarla.. .Ve barış engellerini ortadan kaldırmak için...'
FANİ OLAN KAVGAYA DEĞMEZ
Barış, mü'minin mizacıdır. Çünkü, o, barışı bozan ve kavga sebebi olan benliği, bencilliği, haksızlığı, üstünlük duygusunu ve zulmü hoşgörmez. Aslında gerçek bir müslüman için hiçbir dünyevî varlık kavga sebebi olamaz. Çünkü, fâni olan, kavgaya değmez.
Ne var ki kavgacılardan kurtulabilmek ve istikrarlı bir barış iklimi kurabilmek için, kuvvetli olmak gerekir. Şair ne güzel söylemiş:
Hazır ol cenge, ister isen sulh u salâh
Zaten asıl güzel olan da, haklı ve kuvvetli olanın barışa talip olmasıdır. Fazilet, üstünken barışmaktır, yenebilecekken savaşmamaktır. Galipken affetmek yüceliği kadar, barışa hizmet eden hal var mıdır? Bu bakımdan Mekke Fethi'nden sonra, en azgın düşmanlarını affeden Hz. Peygamber'in (s.a.v) üstünlüğü emsalsizdir. Onun içindir ki, O'nu gerçekten örnek alan, yolundan giden müslümanlar, hep "muhabbet fedaileridirler, husûmete vakit bulamazlar..."
Müslüman düşmanlık duygusuna düşmanlık eder, muhabbete sevgi gösterir, dostluğa dostluk eder.
Yunusleyin söyleyecek olursak:
Adımız miskindir bizim Düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutamayız Kamu âlem birdir bize...
Malik bin Dinar hazretlerinin ifadesiyle; kalbi katı-laştırıp, kini uyandıran mücadele ve savaş müslümamn
mizacında aslî unsur değildir. Müslüman odur ki, "onu öldürmeye gelenler, onda dirilirler..." Onun, sevgi ve dostluk dünyasında esen barış rüzgarı, en amansız düşmanlıkları eritip yok eder. Çünkü müslüman, güler yüzü sadaka sayan bir anlayışa sahiptir. Aramızdaki barış iklimini kuracak bir hadis-i şerifle, konuyu noktalamak isteriz: "- İman etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil imana eremezsiniz. Size bir şey öğreteyim ki, O'nu yaptığınız zaman birbirinizi seversiniz:
"Aranızda SELÂM'ı yaygınlaştırınız." Selâmın bir mânâsının da barış olduğu düşünülürse, mü'minin mizacı barıştır, diyebiliriz.
Hicretin 7. ayında, Peygamberimiz amcası Hz. Hamza Komutasında 300 kişilik bir askeri birliği keşfe çıkarmıştı.
İçlerinde Ebu Cehlin de bulunduğu bir Mekke ticaret kervanı, Seyfü'l-bahr denilen sahil şeridinde, Hz. Hamza komutasındaki ordu birliği İle karşılaştılar. Taraflar için çarpışma artık kaçınılmaz olmuştu. Seyfü'l-bahir, Cûnenoğulları kabilesinin toprakları içinde ka-iıyordu. Bu kabilenin reisi Amr'ın oğlu Mecdi hem Peygamberimizin, hem de Mekke'lilerin dostu idi.
Mecdi durumu haber alır almaz geldi. Taraflarla görüştü -onları savaştan vazgeçirdi. Böylece Ebu Cehil başkanlığındaki kervan Mekke'ye yönelirken, Hz. Hamza da birliğini alarak Medine'ye döndü.
Mecdi'nin banş için yaptığı gayretler Peygamberimiz'e anlatılınca, hoşuna gitti...
- Tebriğe şayan, iyi ve doğru bir iş yapmış, buyurdu. Peygamberimiz bu sözüyle, barış ve uzlaşmanın kıymetini ifade ettiği gibi; doğru ve güzel işi, müslüman olmayan bir kişi bile yapsa, saygı ve memnunlukla karşılamak gerektiğini de ders vermektedir.
ÖĞRETMENİN NOT DEFTERİ-3, CİHAN YAYINLARI, VEHBİ VAKKASOĞLU, ŞUBAT 2006

 
1- BU SİTE TAMAMEN BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR VE BİLGİLERİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMA İHTİMALİ VARDIR.
2- BU SİTE RESMİ BİR SİTE DEĞİL, KİŞİSEL BİR SİTEDİR.
3- YANLIŞLIKLA DA OLSA VERİLEBİLECEK HATALI BİLGİLER DOLAYISIYLA www.ygslyssistemi.com YÖNETİMİ HİÇ BİR SORUMLULUK KABUL ETMEZ.
4- SİTEMİZDEN EDİNDİĞİNİZ TÜM BİLGİLERİ MUTLAKA RESMİ KAYNAKLARDAN DA KONTROL EDİNİZ.
5- SİTEMİZDEKİ DİĞER SINAVLAR KISMI SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. YGS LYS HARİCİNDEKİ SINAVLARLA İLGİLİ SORU SORMAYINIZ.
6- HİÇ BİR KULLANICI SİTEMİZDEKİ BİLGİLERDEN DOLAYI HERHANGİ BİR ZARARA UĞRADIĞI YÖNÜNDE ŞİKAYETTE BULUNAMAZ.
ASLOLAN RESMİ KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN BİLGİLERDİR. BURADA VERİLMİŞ OLAN BAZI PRATİK BİLGİLERİN OLASI YANLIŞLIĞI YA DA GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ OLMASI NEDENİYLE MAĞDUR OLMAMAK İÇİN LÜTFEN RESMİ KAYNAKLARA BAKINIZ.
7- BU SİTEYİ ZİYARET EDEN TÜM ZİYARETÇİLERİ BU UYARILARI OKUMUŞ KABUL ETMEKTEYİZ..

www.ygslyssistemi.com başarılar diler.......

Makale Arşivi

copyrite© ygslyssistemi.com
Her hakkı saklıdır. Yayınlanan makalelerin bir kısmı ya da tamamı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.